Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Çocuk ve devlet

18 Ekim 2017 Çarşamba

Birileri...
Gönderildikleri sübyan mekteplerinde öğretilenler yüzünden cennete gitmek için bir an önce ölmek isteyen bebeklere bir bakacaklar.
Sonra üniversitelerde “Kadın eli sıkmak ateş tutmaktan daha korkunç” diyen rektörlere bakacaklar.
Ve kendi kıymetli çocuklarını bu devletten korumanın gittikçe zorlaşan hatta imkânsızlaşan yollarını arayacaklar.
Becerebilirlerse belki onu bu ülkeden kaçıracaklar.
Bu sayede Müslüman bir Ortadoğu ülkesinin bir avuç kara bahtlı laik çocuğu kendisini, kendisine ait olmayan yabancı bir medeniyetin kollarında bulacak ve görece bir şekilde kurtulacak.
Ya geri kalanlar...
Kaçamayanlar ya da kaçmaya ihtiyaç duymayanlar...
Onlar...
Bu ülkede okumak, bu ülkede büyümek zorunda kalan ve artık “kayıp” olan çocuklar...
Onlar...
Ya yoksulların, o eğitimi almaktan başka çaresi olmayanların çocukları;
Ya da din tacirliğinin ne anlama geldiğini hâlâ anlayamayanların çocukları.
Sokaktaki simitçinin, yanınızdan geçen taksicinin, bir fabrika işçisinin, bir temizlik görevlisinin, postanedeki memurun, hastanedeki hemşirenin, otobüsteki şoförün, çarşıdaki kadının, yan dairedeki göçmenin...
Yani artık sisteme uyum sağlamış, baş eğmiş, yılmış, ikna olmuş olan çoğunluğun çocukları.
Yüz yıl önce kendi coğrafyasında devrimleri ve eğitim seferberliğiyle çağdaşlık yolunda benzerlerine fark atmış bu Cumhuriyeti yıkmayı kafasına koyanların hedefinde o çocuklar var.
Eğitimi kabuğundan çekirdeğine kadar bunun için dinselleştiriyorlar.
Yeni nesilleri korkunç bir projeye kasten ve hızla kurban ediyorlar.
Osmanlı’nın aydınlanma çağlarını bile üç adımda gerisin geriye aşıp, ülkeyi tam teşekküllü bir İslami ortaçağa doğru itekliyorlar.
Şu anda bu ülkede çöken, sadece bir rejim değil.
İnşası ve tesiri zaman alan ve daha tam olgunlaşamadan barbarlar tarafından hunharca yağmalanan aydınlık bir akıl da çöktü, gitti.
Düne kadar daha iyi bir sistem için çalışabilecek olan, aksaklıkları sorgulama becerisine sahip, istekleri ve hedefleri ve itirazları olan bu akıl bir an önce küllerinden yeniden doğmazsa...
Yeni nesiller korkunç bir akılsızlık çağında yetişecekler.
Ve tekrar bir aydınlanma yaşamak için işe çok ama çok geriden başlayacaklar.
Çocukları daha neredeyse bebekken hayattan çalıp kalplerini günah korkusuyla mühürleyenler;
Yetişmelerinin her aşamasında akıllarına kara kara düşünceler düşürenler...
Hükmedecekleri insanların kalpleri hevesten ve meraktan ve sevinçten değil, sadece korkudan atsın isterler.
O yüzden çocukların taze aklını okullarında tamamen hurafelerle beslerler.
Sorgulayan, araştıran ve baş kaldıran nesillerin yeniden dirilme ihtimaline karşı...
Çocukların kendilerine güvenini erkenden okullarda devlet emriyle ezerler.
Bunlar daha iyi günler.
Anaokulundan üniversitesine kadar cehalete bulanmış bir ülkede olacaklar daha olmadılar.
Üstelik...
Bugün bu ülkenin çocuklarının ve dolayısıyla geleceğinin üzerine düşen bu korkunç gölge;
Aslında ne iktidarın ticaretini yaptığı inançla ilgili, ne de cehaletle.
Büyük ve kirli bir serveti paylaşmak uğruna savaşlarla tutuşturulan kanlı bir coğrafyanın tam ortasına çadır kurmuş kurnazların...
Dünyayı çekip çeviren rezil servetten pay kapma kumarındaki ahlaksızlığı ve hadsizliğiyle ilgili.
Evet, bütün devletler kirlidir.
Ama bazıları daha da kirlidir.

Tümü Mine Söğüt - Son yazıları

Yazarları hapiste olan ülkede... 16 Kasım 2018 Cum
9’u 5 geçe siz neredeydiniz? 14 Kasım 2018 Çar
Silah ahlaka zararlıdır 9 Kasım 2018 Cum