Kayıt Dışı

07 Eylül 2008 Pazar

Türkiye ve Almanya’daki Deniz Feneri derneklerinin kirli çamaşırları, Almanya’da sürmekte olan yargılama sayesinde çorap söküğü gibi ortalığa saçılırken, ramazan ayı bağlantılı Türkiye’de bağış toplama kampanyalarının hızı kesilmiş değil. Dün yine çok sayıda işsiz gencin ellerindeki broşürleri vermek üzere yol kesmelerine tanıklık ettim. Televizyon, radyo kampanyaları da aynı hızla sürmekte. Eskiden beri dünya çapında marka ürünleri için dahi söz konusu olamayacak uzun süreli reklam kampanyalarının maliyetini merak ederdim. Bakıyorum da Almanya’daki büyük skandal, yargılama hiç yokmuş gibi, Türkiye’de istiflerini bozmamaya çalışıyorlar.

***

İndirimli ilan ücreti uygulanıyor olsa da, sürelerin uzunluğu, reklam kampanyalarının yaygınlığına bakılırsa harcanan paraların dudak uçurtan ölçeklerde olması gerekir. Benim de yoksula, öğrenciye, özürlüye yardım örgütlenmesinde, ortada yolsuzluk olmasa bile reklama dönük harcanan dudak uçurtucu rakamlara kafam takılır durur. Reklamı, pazarlaması olmazsa para toplanamayacağı tezi mantıklı görünse de; lüks otellerde, lüks yemeklerle yapılan yardım kampanyalarının getirisinin götürüsüne göre anlamlı olmayacağı ortada. Deniz Feneri türü yardımlaşma örgüt ağında, kadrolarının ilişki içinde oldukları siyasal, toplumsal parti, cemaatlerin, iş dünyasının kazanç hanelerine yazılanların, yoksula, öğrenciye, özürlüye katkısından fazla olduğu ise tartışılmaz. Ortada yasal suç niteliğinde kanıt olmasaydı bile, çıkar ilişkileri ağında kurulmuş zincirin kendisi ürkütücü boyutlardaydı.

İşin püf noktası kayıt dışılık. İşin içine din, iman, vicdan, cemaat dayanışması katıldığında ipin ucu tümden kaçıyor. En küçük ölçekte, bir caminin onarılması, yaptırılması eylemindeki çarkların işleyişine bakın; kayıtlı bağış makbuzları mı geçerli, yoksa cami cemaatine uzatılan bir kutunun içine paralar mı atılıyor? ABD’den yönetilen hoca cemaatinin para, yatırım kaynakları üzerinde kayıtlı bir bilgi olabilir mi? Dünyaya yayılmış üniversiteler, okullar, şirketler, kim bilir belki de milyonlarca gence ulaşan, militan yetiştirme içerikli eğitim katkılarında, kayıt dışı çarkın genel işleyişi hakkında herkesin bir fikri var.

Etkin çevrede iş yapacak her işadamı, üç aşağı beş yukarı işinin getirisi ile orantılı bir bağışı yapmak zorundadır. Örneğin imam hatiplerde okul giderleri tabii ki devlet bütçesinden. Bağışlardan oluşturulan fonlarla bu okullarda okuyan çocukların diğer gereksinimleri karşılanır. Devletin üniversitelerinde okuyacak çocukların da her tür gereksiniminin karşılanması, militanlığa yönlendirilmesinde aynı yöntem geçerlidir..

***

Adı üzerinde, sosyal devletten budanıp, sadaka düzenine geçildiğinde, kamu kaynaklarının dağıtılmasında da kayıt dışına kaydırmaca yaşanır. Belediyelerin yasal denetimdeki resmi bütçeleri, gerçek bütçe ve harcamalarının yanında devede kulak kalır. Bilenlerin gülümseyerek kulaktan kulağa yaptıkları itiraflardan, Belediye harcamalarının bütünlüğünden edinilebilecek izlenimlerle, denetilemeyen fonlar, kayıt dışı kaynak ve harcamaların resmilerinin birçok katı olduğunu varsayabiliriz.

Ramazan çadırları bu günlerde gözler önünde. İstanbul’da çadır iftarları, dağıtılan yemek paketlerinin toplam maliyetleri üzerine rakamlar açık arttırmada. Dün sabah kimi televizyon haber kanallarında çadır kuyruklarındakiler, yiyecek yardımı alanlar konuşturuluyorlardı. Bir öğün bedava yemeği, evlerinde söz konusu olamayacak ölçekte zengin buldukları bu yemeği önemsemelerini yadsımaya hakkımız var mı? Eğitimli, her meslekten insanlar, öğrenciler, toplu aileler aslında sadaka düzeninin ürünü yemek kuyruğunda olmayı artık yadırgamıyorlar. İçinden biliyoruz ki, seçim yılında belediyeler de, artık çok büyük rakamlara çıkmış bu yarıştan vazgeçemeyecek konumdalar.

Türkiye çapında herkesin gerçek en yoksula değil, partiliye dağıtılmak zorunda olunduğunu bildiği yeşil kartlı sayısı en son kaç olmuştu? Sahi nüfusun kaçta kaçına ulaştı? Sadaka düzeninde kayıtsız, hesapsız kamu kaynaklarından dağıtılanların toplam bedeli ne? Siyasal kimlikle, partiye, iktidara oya dönüştürülecek biçimde yaygınlaştırılan kayıt dışı, sadaka düzeninde nereye kadar gidilecek böyle? Siz partili kayırmacası içinde, yılda birkaç kez sökülüp yenisi dikilen çiçek, fidanlarla sadece kurulmuş ağın yolsuzluk hesabının sorulabileceğini hiç düşünebilir misiniz? İstanbul’a sayısı bilinmeyen çok yaygın dikilmiş palmiyelerin bir tanesinin fiyatının ne kadar pahalı olduğu bilinirken, hemen hepsinin kurumuş olmasının hesabı soruldu mu? Sadece geçen yıl mezarlıklara dikilmiş, bu yıl hiçbiri yaşamayan çiçeklerin giderini toplayabilir miyiz?

Prof. Mübecel Kıray hocamızı bir kez daha sevgi, saygı ile analım.. Aşiret, cemaat sarmalında, sadaka düzeninde iktidara gelinebilmesini anlıyorum da, uzun soluklu iktidarda nasıl kalınabileceğini merakla bekliyorum.. demişti. Ömrü yetmedi, ama ülke olarak bizim göreceğimizden hiç kuşkunuz olmasın..

[email protected]