Köşe Yazısı

A+ A-
Ayşe Yıldırım

Demokrasinin ‘Ankara kriteri’!

26 Ekim 2017 Perşembe

Ne diyordu Başbakan Binali Yıldırım, Kadir Topbaş’ın istifasının ardından: “Bir kere istifa tek taraflı bir iradedir. Siz, bir görevdesiniz. Ben istifa ediyorum dersiniz bitti. Arka planında, zihninde ne var ne yok bilemem, ben sonuca bakarım. Bunun en güzel cevabı Kadir Bey’dedir. Toplantıdaydım. ‘Kadir Topbaş istifa etti’ diye bilgi geldi ama orada ‘İstifa ettirildim’ diye bir şey mi dedi? İstifa ettikten sonra da önce de görüştük. İstifa edeceği konusunda bana bilgi verdi sadece.”
Tam bir ay önce hepimizin gözü önünde “yalan” söylüyordu Başbakan.
Topbaş, tek taraflı istifa etmiş, nedenini bilmiyormuş. Kendisine hiçbir şey söylememiş.
İnanmış gibi yaptık... Ne de olsa konuşan Başbakan’dı. Ne Topbaş ne de ondan sonra istifa eden Düzce Belediye Başkanı istifalarının bizzat Saray tarafından istendiğine dair bir şey söylememişti. Öyle bir algı yaratılmaya çalışılıyordu ki sanki başkanlar Yıldırım’ın dediği gibi kendi iradeleriyle istifa ediyordu...
Hepimizin gözü önünde bir tiyatro oynanıyordu.
Oyunlarını bozan ise yine kendi “dava arkadaşları” oldu. Ankara, Balıkesir ve Bursa belediye başkanları “hayır” dediler. “Direniş”leri 20 günü aşabildi ancak. Bursa istifasının istendiğini belirterek bıraktı, Ankara cumartesi günü istifa edeceğini açıkladı. Balıkesir’in istifa tarihini ise bizzat Cumhurbaşkanı’nın ağzından duyduk: “Pazartesi inşallah”.
Normal koşullarda yani demokrasinin ve hukukun işlediği bir ülkede bu türde bir istifa furyası yaşansaydı altından mutlaka büyük bir yolsuzluk dosyası çıkardı. Ve o belediye başkanları da yargının karşısında bulurdu kendisini.
Ama Türkiye’de ne oluyor?
Önce hepimize Başbakan’dan başlayıp AKP sözcüsüne uzanan en yetkili isimler tarafından yalan söyleniyor.
“Basında yer aldığı şekliyle istifası istendiği söylenen belediye başkanlarımızla ilgili herhangi bir istifa talebi olmamıştır.”
Sonra AKP içindeki “tek irade” konuşuyor. Çünkü ilk kez karizması bu kadar büyük bir çizik yemişti. Böylesi bir karşı koyuşla daha önce karşılaşmamıştı. Onun için de çok rahat bir şekilde istifada direnen belediye başkanlarının gereğini yerine getireceklerini aksi halde bedelinin ağır olacağını söylüyordu.
Başbakan hepimizin gözü önünde yalan söylerken Cumhurbaşkanı da hepimizin gözü önünde kendi belediye başkanlarını tehdit ediyordu. Parti yöneticileri belediye başkanlarına düpedüz “mobbing” uyguluyordu.
Muhaliflere yöneltilen tehditler bu kez kendi içlerine döndü. Ve muhtemelen bu istifa furyası yıl sonuna kadar katlanarak sürecek. Sadece belediye başkanları değil belediye meclis üyeleri de istifa ettirilecek.
“Şimdilik” hiçbiri yargı karşısına çıkarılmayacak. AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, “Suç işledikleri için istifalarını istemiyoruz” diyor çünkü.
İşler bu kez AKP’nin kurguladığı gibi gitmeyeceğe benziyor. Bunun için sadece yandaş televizyonların ve kalemlerin birbirine, milletvekillerine yönelttiği suçlamalara bakmak bile yeterli.
AKP kurduğu oyunun altında kaldı.
Onca müfettişe rağmen haklarında bir yolsuzluk bulunamayan DBP’li belediye başkanlarını görevden alıp, hapse atıp, yerlerine kayyım atamaya benzemiyor bu iş.
O mobbinge uğrayan belediye başkanlarının hepsi boynunu büküp kaderini kabullenecek mi sizce?
Hadi onları geçelim, seçmen bunun hesabını sormayacak mı?
AKP’nin bir zamanlar pek sevdiği slogandı; “İleri demokrasi”.
O AKP “demokrasisi”nin ilerisinde ne olduğunu gördük.
Bu da demokrasinin “Ankara kriteri”:
“Başkan” seçimle gelir, seçimle gider.
Onun dışındaki herkes seçilse bile “Başkan”ın istediği şekilde gider.

Tümü Ayşe Yıldırım - Son yazıları

Korkmayın arkanızda ABD var 23 Kasım 2017 Per
Meclis’teki ‘yasak’ kelimeler 16 Kasım 2017 Per
Egzotik bir iş 9 Kasım 2017 Per

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Binali Yıldırım, Bülent Turan, Kadir Topbaş