Köşe Yazısı

A+ A-

Dinsel, cinsel ve entelektüel!

05 Kasım 2017 Pazar

Adı Avrupa ülkelerinde Tariq Ramadan diye yazılıp söylenen Tarık Ramazan, 1990’lı yıllarda ortaya çıktı.
Milimetrik özenle tıraşlanmış sakalı, kravatsız gömleği, kusursuz ceketi, bakımlı elleri ve tartışmalarda iyi ayarladığı sesiyle görsel medya için yaratılmış gibiydi.
Bir Ömer Şerif olmasa bile esmerlerde egzotik bir çekicilik bulan sarışın Batı ölçülerinde heyecan yaratacak kadar yakışıklı sayılırdı.
Ağzı laf yapıyordu.
Dört döndüğü Fransız banliyölerinde Mağrıplı Müslüman gençlerin idolü haline gelen şahsın, İslamiyetin nihayet muhatap alınabilir bir hatibi, hatta beklenen entelektüeli olduğu kanısına varıldı.
Sanı ya da kanı, zemin vardı doğrusu: Tarık Ramazan, Müslüman Kardeşler örgütünün kurucusu Hasan el Benna’nın torunuydu.
Hasan el Benna Mısır’da öldürüldükten sonra ailesi herhangi bir Arap ülkesine değil, Avrupa’nın tam göbeğindeki İsviçre’ye göç etmişti. Tarık’ın babası Sait Ramazan, meşaleyi Hasan el Benna’dan alıp Müslüman Kardeşler örgütünün Avrupa’da yapılanmasını sağlayan bir “dava” adamıydı.

***

Genç Tarık, lise diplomasını Fransa’dan, edebiyat ve felsefe diplomasını Cenevre Üniversitesi’nden aldı. Kahire’ye dönüp İslami ilmini tamamladı. Ama feyz aldığı hoca, Usame Bin Ladin’e de rehberlik yapan Sudanlı İslamcı Hasan Turabi olup, “tepeden fetih” yani Avrupa’nın Müslümanlaştırılmasını elitlerden başlatmak stratejisini izliyordu.
Arada evlenmişti. Eşi Isabelle, “dava” propagandası gereği elbette din değiştirip İslamı seçen Katolik bir Fransızdı. Tarık Ramazan’ın helali olarak eldivenler dahil simsiyah çarşaflara bürünüp dört çocuk doğurdu.
Tarık Ramazan, Katar’a sığınan Müslüman kardeşi Yusuf El Karadavi ve bizzat Katar emirinin desteğiyle Avrupa’da pazarlandı. Hatta Tony Blair’in özel davetiyle kendisine Oxford’da kürsü falan bile verildi.
Ama en çok Fransa’da parlamış ve peşine sürü sepet, çoğu da Yahudi asıllı Fransız gazeteci, yazar takılmıştı ki... Peş peşe hatalar yaptı.

***

Sözüm ona liberal ve yurttaş bir İslamı savunurken Fransa’da yurttaşlığın vazgeçilmez ölçütü laikliğe düşman ve antisemit olduğu anlaşıldı.
Takıyye yaptığını ortaya koyan yayınlardan sonra, inişe geçti. Birkaç yıl önce İngiltere’ye yerleşip Oxford’daki kürsüsüyle oyalanmaya başladı. Ne var ki canı sıkılıyor, medyatik günlerini özlüyordu.
ABD’ye gidemezdi. Çünkü Amerikalılar, kadınlara intihar bombacısı olmayı telkin eden Müslüman kardeşi Yusuf El Karadavi ile birlikte, onu da kara listeye almıştı.
Artık 55 yaşına basan Tarık efendi, düşmanı kadar dostunun da bol olduğu, Müslüman nüfusu 6 milyona ulaşan özgürlükçü Fransa’ya dönmeye karar verdi.
Ama cinsel geçmişine, Manş Denizi’ni geçemeden yakalandı.
Bir kadın, Fransız polisine başvurup Tarık Ramazan’ı taciz ve tecavüzle suçlamış; hemen ardından başka bir kadın tecavüze uğramadan önce kıyasıya dövüldüğünü iddia etmişti!

***

İşin kötü yanı şikâyetçiler laik, ateist ya da Katolik Fransız bile değiller! Biri Faslı Müslüman, namazında niyazında Macide, öteki ise Selefi bir mücahidin eski eşi, Henda Ayari Hanım!
Tarık Ramazan’ın taciz söylemi ve davranışları hakkında anlattıkları da Fransız polisini bilmem ama, sizin benim kulağımıza gayet tanıdık gelen türden şeyler... Örneğin hanımlara dayak sonrası tecavüz etmeden önceki evrede, “Karımla kardeş gibi olduk, hiçbir ilişkim kalmadı, seni babandan isteyip kuma alacağım!” dermiş Tarık Ramazan.
Fransız basınına bakılırsa, üçüncü bir mağdure daha var, ancak polise başvuru yapıp yapmayacağı bilinmiyor.
Kısacası düğmeye Fransa’da basıldı.
Avrupa’da bir “İslamcı entelektüel” efsanesi daha gömülüyor.

Tümü Mine G. Kırıkkanat - Son yazıları

Sevan Bıçakçı’nın vatan sevdası 12 Kasım 2017 Paz
Dinsel, cinsel ve entelektüel! 5 Kasım 2017 Paz
Hayatımız tiyatro! 29 Ekim 2017 Paz