Çiğdem Toker

Kuğulupark hatırladığınız gibi değil

10 Aralık 2017 Pazar

Herkesin hikâyesi biriciktir. İnsan ömrü boyunca kaç kez şoke olabilir sorusu, bu yüzden anlamsızdır. Ve bu yüzden, şehirde iç içe yaşadığınız bir parkın, bildiğiniz yer olmaktan artık çıkması herkese aynı şey ifade etmeyebilir.
Yine de söz konusu olan Ankara’nın Kuğuluparkı’ysa durum değişir.
Kuğulupark artık hatırladığınız gibi değil.
Metin Altıok’un “kendini boşlukla tamamlar” dediği kesik kavaklar parkı oldu.
Bir yakınımı kaybetmiş gibi hissediyorum. Abarttığımı düşünen varsa, kıyımın bittiği gün parkın içinden gelip geçenlerin yüz ifadesini görmeliydi.
Doğrudur, Kuğulupark’taki ağaçlar yaşlı. Tamam, geçen sene yıldırım düştü ve bir kişi yaralandı. Kabul; ağaç kesmek ve budamak kaçılamayacak bir zorunluluk.
İyi ama bunu yapmanın yolu, bu kadar hoyrat olmayabilirdi.
Dahası iki hafta önce, budama ekibini görüp “Ağaç kesilecek mi?” soruma “Kesinlikle, sadece kuruyan dallar budanacak” diye yanıtı almıştım.
Soran herkese aynı şeyi söylemişler. Yedi ağaç kesildi. Onlarca ağaç “derin budama” adı verilen bir kıyıma maruz kaldı.

***

Budama işleminin teknik olmadığını, dalların sayı ve dağılımlarını düzenleyerek “dengeli taç” oluşturacak biçimde yapılmadığını açıkladı Kent İzleme Konseyi.
Yanı sıra geniş yüzeyli kesimlerin hemen macunlanması gerektiğini de. Çankaya Belediyesi yetkili ve görevlileri, mart nisan ayında parkın “yemyeşil coşacağını” söylüyor.
Umarım haklıdırlar. Dilerim “Ankara’nın açıkyeşil alan sisteminin biricik alanlarından biri” olan Kuğulupark’ın yaşama sevinci veren bir yer olmaktan çıkışı geçicidir.

Hak ihlalleri ile yolsuzluk akrabadır


9 Aralık, Uluslararası Yolsuzluklarla Mücadele Günü’ydü.
Bugünse 10 Aralık, İnsan Hakları Günü.
Peş peşe anılan iki günün konusu kuvvetle birbirine bağlı. Yolsuzluğu umursamayan, rüşvet aldığı ortaya çıkan siyasetçisinden dahi utanç duymayan bir rejim, insan haklarına duyarlı olamaz.
İşkence çığlıklarına kulağını tıkayan, tutukluluğu peşin cezaya dönüştüren bir rejimin temsilcilerinden de “Rüşvet kötüdür” sözünü duymayız.
Yolsuzluk ile hak ihlalleri aynı çürümüş kaynaktan beslenir çünkü.
Türkiye 10 Aralık’a beş kez uzatılan Olağanüstü Hal’in 17. ayında, toplumsal yaşamın her alanında ağır hak ihlallerinin sürekli yaşandığı bir ülke olarak giriyor.
178 gazeteci, 11 milletvekili, İnsan Hakları Günü’nü cezaevinde idrak edecek.
Yüz binin üzerinde kamu görevlisi OHAL KHK’leriyle mesleklerinin dışına itildi.
Akademisyenlerin sivil ölüme terk edildiği üniversiteler otoriter bir hiyerarşiyle yönetiliyor. Kısa süre önce Ankara Üniversitesi SBF’ye bağlı İnsan Hakları Merkezi kapatıldı.
Neyse ki moral veren bir haber geldi ve o merkezin yedi yıl müdürlüğünü yapan Dr. Kerem Altıparmak Fransa’nın Ankara Büyükelçiliği’nde düzenlenen törenle Fransız-Alman İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü Ödülü’ne layık görüldü.
Konuşmasında hak ihlalleriyle mücadele yolculuğunda pek çok isim ve kurumu anan Altıparmak, “yandaş medya” vakasından da söz etti ve “Teşekkürler gibi kınamayı da eksik tutmamamız lazım” dedi.

Ankara Valiliği kutlarsa
10 Aralık İnsan Hakları Günü hasebiyle Ankara Valiliği bir mesaj yayımladı.
Alıntı oradan:
“Bugün maalesef insan haklarının sadece yeryüzünün belirli bir kesimi için geçerli olduğunu, bilinçli bir ikiyüzlülüğün artarak devam ettiğini acıyla görüyoruz.”
Gerçekçi bir tespit tabii.
Bu vesileyle tespiti yapan Ankara Valiliği’nin üç hafta önce LGBTİ kuruluşlarının sinema, tiyatro, söyleşi, panel gibi etkinliklerini süresiz yasakladığını hatırlatalım.
18 Kasım 2017’den itibaren süresiz...
Üstelik Valilik, bu yasağı getirirken etkinliklerin “farklı özelliklere sahip bir kesimi, diğer kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği”ni gerekçe gösterdi.
“Bilinçli bir ikiyüzlülük” değildir tabii bu.

Ataşehir ‘sarı öküz’ müdür ?
CHP’ye gönül veren bazı isimler yapıyor “sarı öküz” benzetmesini.
Yani Ataşehir’in seçilmiş Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin İçişleri Bakanlığı marifetiyle açığa alınmasına güçlü itiraz yükselmezse, arkası daha ağır gelir diye.
Oysa “sarı öküz”den söz edebilme zamanı çoktan geçti.
Gerçekten de bu gelişmenin hukuksal değil, siyasi operasyon olduğu;
CHP’nin Man Adası belgeleriyle güçlü bir muhalefet inisiyatifi almasının hemen ardından ortaya çıkmasının tesadüf olmadığı görülüyor.
Ama CHP’nin Güneydoğu’da HDP’li belediyelere peş peşe kayyım atanır, başkanları cezaevine gönderilirken ses çıkarmadığı da vakıadır.
Ayrıca bu operasyon büyük bir sürpriz değil.
Ta 2016 Mayıs’ında TBMM’de, AKP emrivakisiyle dokunulmazlıklar anayasaya aykırı biçimde kaldırılırken, tek adam rejimi getiren referandumda, 6 Nisan 2017’de YSK’ye mühürsüz oy pusulaları geçerli saydırılırken belliydi bugünlerin geleceği.
Velhasılı, bir “sarı öküz” varsa, o Ataşehir değildir.

Neden utanmıyorlar?


Gazeteci Müjgan Halis, psikiyatr Cemal Dindar’a soruyor:
- OHAL’i, yaşanan ölümleri, şiddet ortamını bir yana bırakıp sadece Sarraf davası sonrası Türkiye toplumuna baktığımızda, tepeden aşağıya doğru yüzümüze çarpan bir toplumsal riya ile iç içe yaşıyoruz. Zamanında ‘yüzde 50’ diye tabir edilen toplumun bu yarısı, bu olup biteni nasıl içine sindiriyor sizce?
Cevap: “Ben bunu epeydir Freudun yapay kitleler için önerdiği tez ile yorumluyorum ve anlamaya çalışıyorum: Lider ile kitlesini birbirine bağlayan hipnoid bağ. Günümüz siyaset kültürü epeydir lider merkezli ve liderin gücü arttıkça ona bu bağla bağlı olanlar da, karşı olanlar da temel olarak güçsüzlükleriyle baş başa kalıyor... Liderin hipnozu altında olanlar benlerini ona emanet ederek bu durumu onarmaya çalışıyorlar. İki günde bir sosyal medyada lidere seslenen şöyle güçlüsün, böyle de iyisin hashthagleri bu ihtiyaçtan da kaynaklanıyor.
(Röportajın tamamı gazetekarinca. com’dan okunabilir.)



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları