Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Bu savaş kime karşı?

11 Şubat 2018 Pazar

Zeytin Dalı Harekâtı, şimdilik öngörüldüğü şekilde başarıyla gidiyor. Kritik noktaya Afrin’de meskûn mahallin kapısına gelindiğinde varılacak. TSK sivillerle dolu olan Afrin’e girecek mi? Girerse operasyon aynı başarılı seyrini bozmadan sürdürebilecek mi? Sivil halkın, çatışmadan zarar görmesi nasıl, ne dereceye kadar engellenebilecek? Ya da TSK çevrede konuşlanarak kente girmeden, PYD-YPG’yi temizleme yolunu mu tutacak?
Bütün bunlar yanıt bekleyen sorular.
Operasyonun başlangıcından beri açık olan tek husus, kamuoyu ile siyasi partilerin çoğunluğunun harekâtı desteklediğidir.
Desteğini sürekli yineleyen ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu, milli bir operasyon olduğunu belirttiği Zeytin Dalı Harekâtı’nın siyasi tartışmalara konu olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirse de polemiği engelleyemiyor.
Savaşın bir toplumda bu kadar destek bulmasının iyi mi yoksa kötü mü olduğu tartışmasına girmeden şu hususu belirtmekle yetinelim: Kamuoyunun büyük desteği savaşın hedeflerinin PKK ve PYD - YPG ile sınırlı tutulması ve Türkiye’nin bekası açısından zorunlu olduğu konusunda toplumda bir görüş birliği oluşmasından doğmaktadır.

***

Uluslararası alanda, TSK’nin operasyonuna şimdilik fazla karşı çıkılamamasının nedeni de yine aynı husus ve onun yanı sıra Ankara’nın Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaya özen göstereceği açıklamasıdır.
Ama burada çok açık olmayan bazı noktalar var:
Kılıçdaroğlu’nun Esad ile görüşme önerisini öfkeyle reddeden ve Suriye’nin resmi devlet başkanını katil olarak niteleyenler Suriye’nin toprak bütünlüğüne nasıl saygı gösterecektir?
Öte yandan Zeytin Dalı operasyonunu TSK ile birlikte yürütmekte olan ÖSO etiketi altında, daha önce Suriye’de devlete karşı ayaklanmış ve çatışmış şeriatçı, terörist kimi güçlerin varlığı ile harekâtın Suriye’nin, bugünkü konjonktürde hiç değilse daha bir süre Esad yönetiminde yaşama geçecek görünen toprak bütünlüğüne saygı niteliğiyle nasıl bağdaşacağı yanıtı güç bir sorudur.
Ayrıca Türkiye’nin PKK uzantısı terörist olarak gördüğü PYD’ye, Esad’ın hamisi ve şu anda Suriye’deki en etkili yabancı güç olan Rusya, barış masasında yer vermek isterken ABD daha ileri giderek bunların dostları olduğunu, Türklerin Mınbiç’e gelmeleri ve PYD’ye ateş açmaları halinde, ateşle karşılık vereceklerini tekrarlamaktadır. Oysa Türkiye Erdoğan’ın ağzından operasyonun Mınbiç’e kadar uzatılacağını daha önce açıklamıştı.
Bu durumda, Ankara’nın sahada Washington ile de çatışması tehlikesi nasıl önlenecektir?

***

Bütün bu soru işaretleri yanıtsız dururken Türkiye’de iktidar çevreleri ve ona yamanmış Devlet Bahçeli, savaş konusu ne zaman gündeme gelse, hep CHP ve lideri Kılıçdaroğlu’na saldırmaktadırlar.
Operasyonu desteklediğini her ağzını açtığında yineleyen Kılıçdaroğlu yine de bütün saldırıların hedefindeki birinci kişidir.
Bu durum karşısında insanların “yahu bu savaş kime karşı, teröristler ile arkalarındaki emperyalist güçlere mi, yoksa olayı beka savaşı olarak gördüğünü vurgulayıp desteğini sürekli tekrarlayan Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’ye mi” diye sormalarını yadırgamak mümkün mü?
Olaya bu açıdan bakıldığı zaman, başka noktalar da dikkati çekiyor. Mınbiç’e girilip girilmeyeceği, YPG’nin tüm sınırımız boyunca konuşlanmasının sona erdirilip, gerçekten tehdit olmaktan çıkarılıp çıkarılamayacağı henüz belli olmuş değilken ve belirsizlik sürerken daha şimdiden belli olmuş bir husus var. O da meslek odası olarak kamu hizmeti görmekte olan, tabip odaları ve baroların üst kuruluşları Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği’nin, bu savaş konusundaki görüşleri bahane edilerek yok edilme sürecinin başladığıdır.
Bu durumda insan ister istemez soruyor: - Allah aşkına bu savaş aslında kime, kimlere karşı?

Tümü Ali Sirmen - Son yazıları

Yasak ve ceza çözüm değil 19 Ekim 2018 Cum
Kaşıkçı olayında neden İstanbul seçildi? 16 Ekim 2018 Sal
‘Asker kaçağı İsmet Paşa’! 12 Ekim 2018 Cum

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu