Köşe Yazısı

A+ A-

Korktuğum Başımıza Geldi

12 Eylül 2008 Cuma

"Farkına varılan tehlikeler nedeniyle oluşan tepkiler sürüyor.

Bana göre önemli, ama henüz farkına varılmamış bir tehlike daha var.

Yurttaşların, yolsuzluk ve usulsüzlükleri kanıksama tehlikesi.

Turgut Özalın Benim memurum işini bilirdeyişiyle başlayan ve Alışırsınız, alışırsınızdeyişiyle süren yaklaşımı, bu dönemde yeniden geçerlik kazanıverdi. Geçerlik kazanmakla da kalmayıp gelişme(!) gösterdi.

Farkına varılan tehlikeleri, anayasayı yeniden tek dayanak olarak aşmak mümkün.

Ancak yolsuzlukları kanıksama olgusunu aşmak hiç de kolay değil.

Bu yolsuzlukları herkesin yapabileceği ve yapanın yanına kâr kalacağı inancını da yaygınlaştırarak sürdürme çabalarının propagandaya bile dönüştürülmesi, kolaylıkla engellenemeyecek bir tehlikeyi beraberinde getiriyor.

Şimdiki muhalefetin bu tehlikeyi neredeyse yok sayan yaklaşımı ve eskilerin kayıkçı kavgası olarak nitelediği yöntemleri yeğlemesi, gelecekte kendileri için de ayak bağı olacak kanıksamayı gözlerden kaçırmalarına neden oluyor.

Yolsuzlukla mücadele sadece gazetecilere düşen bir görev değil ki...

***

Yukarıdaki satırları Vaziyet-i Umumiye(3) başlıklı köşe yazısının bir bölümü olarak 19 Temmuz 2007 günü okurlarımıza iletmişim. Yani yüzde 47den üç gün önce...

Son yolsuzluk örnekleri, ne yazık ki korktuğumun başımıza geldiğini kanıtlıyor.

***

Almanyadaki Deniz Feneri kovuşturması, yıllardır soyulan garip gurebanın ahının yerde kalmayacağı umudunu güçlendirirken, bizim anlı şanlı siyasetçilerimizle işbirlikçilerinin ipliğini pazara çıkarma işlevini de üstlenmiş görünüyor.

Ama kanıksayanlardan ve ne yazık ki büyük bölümü bu işlere bulaştığı ileri sürülen medya gruplarından ses çıkmıyor.

Yolsuzluk haberlerini okurlarından ve izleyicilerinden gizliyorlar, ama onları şaşırtmaktan da geri kalmıyorlar. Çünkü kızgınlıktan köpürmüş siyasetçilerin açıklamalarını sütun sütun ya da canlı nakillerle iletmek durumundalar.

Zira yandaşlık bunu gerektiriyor. Çıkarları korunduğu için iktidara yandaşlık yaptıkları iddiaları ise yandaş medyanın büyük bölümünü nedense rahatsız etmiyor.

İddialar yalnız Deniz Feneri kovuşturmasının kapsamıyla da sınırlı değil.

Son günlerde ardı ardına patlayan yolsuzluk ve usulsüzlük haberleri, AKPli oldukları bilinen kahramanları(!) ile ilgi uyandırmayı gündemden düşürmüyor.

Düşürmemekle kalmayıp Türkiyede var olduğu zaten tartışılan ifade özgürlüğüyle çoksesliliğin çanına büsbütün ot tıkama niyetlerinin de ortalığa saçılmasına neden oluyor. Ben Deniz Feneri kovuşturmasının kapatma davasından daha önemli olduğunu düşünüyorum.

***

Alıntıladığım eski yazıdaki görüşler bir kehanet değil.

Yargıya duyulan güvenin dışavurumu. Laiklik ilkesini anayasa değişikliğiyle delme girişiminin Anayasa Mahkemesi tarafından durdurulması ve yine aynı mahkemenin AKPnin laikliğe aykırı söylem ve işlemlerin odağı olduğuna ilişkin kararı, yanılmadığımı gösteriyor. Yerel idari yargıyla Danıştayın, topraktan para kazanma girişimlerine ya da yandaşları koruyup gözeten uygulamalara dur demesi de başka bir gerçek.

Muhalefet liderlerinin son açıklamaları kanıksamanın yarattığı tehlikelerin ayırdına vardıklarının da işareti sayılmalı.

Sanırım yeni adli yılda, adli yargı da yolsuzluk ve usulsüzlükleri kanıksamadığını ortaya koyacaktır.

[email protected]