Azmi Karaveli

AKM mi AVM mi?

24 Mart 2018 Cumartesi

Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkımına başlanması ile Taksim Camisi kubbesinin görünür hale gelmesi arasındaki bağlantı, muhafazakârların aslında neyi muhafaza etmeye daha çok meyilli olduğunu da gösteriyor. “Muhafaza” etmeyi hayatlarının merkezine oturtan muhafazakârlar gerçekten böylesi bir misyonu gündelik hayatlarının her aşamasına yayabiliyorlar mı ya da öyle bir dertleri var mı? Buna evet diyebilmek mümkün değil. Yapılan araştırmalar Türkiye’de muhafazakârlığın daha çok aile, ekonomi, din gibi kavramlar çerçevesinde şekillendiğini gösteriyor. Muhafazakârlar, konu bu ayakların dışına çıkınca aslında o kadar da “muhafazakâr” olmuyor.

Sistem dönüyor

İşte bu nedenle, Haydarpaşa Garı, Narmanlı Han, Sulukule, Galata, Tarlabaşı ve daha birçok kültürel değer, muhafazakârların “muhafaza” etmesini gerektirecek kadar önem arz etmiyor. Zira ranta dayalı bir kalkınma modeli daha fazla AVM’yi, daha fazla inşaatı, daha fazla duble yol yapmayı gerekli kılıyor. Ve yine o nedenledir ki Gezi Parkı, Validebağ, Kuzey Ormanları, Kanal İstanbul, nükleer santrallar ya da HES’ler gibi çevre sorunları da muhafazakârların hiç umurunda değil. Zira ataerkil bir aile düzeninin devamını, dinin ve milliyetçiliğin hayatımızdaki mevcut yerini, geleceğini tehdit eden vakalar değil bunlar. Tam tersine, bu alanların “ekonomiye kazandırılması”, muhafazakârların maddi statükolarının devamı anlamında adeta bir gereklilik. Örneğin Karadeniz’de HES’ler bölgesel ekonomi yaratıyor, sözgelimi komşunun taşeronda çalışması kişide iş bulma konusunda bir beklenti yaratıyor, satılan devlet arazilerinin parasıyla büyük kentlere daha çok asfalt yapılıyor, oylar geliyor, sistem dönüyor...

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) ise bu çerçeveye bir anlamda oturuyor, ama ötesi de var elbette. Cumhuriyet ideolojisinin ve kültür yaşamının önemli yapılarından biri. Kurucu lider Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyor her şeyden önce, o nedenle işin rövanşist bir tarafı da var. Tam karşısında Taksim Cami kubbesi şekillendikten sonra AKM’nin yıkımına başlanması bu anlamda tesadüf olmasa gerek.

Duruşunuzu belirler

Yıkmaya çalıştıkları aslında cep telefonsuz günlerimizin “AKM’nin önünde cuma günü falanca saatte buluşuruz”larımız, tarihi 1 Mayıs’larımız, Gezi günlerimiz, o mekânda gittiğimiz tiyatrolar, İDSO konserlerimiz, İstanbul Festivali kuyruklarında geçirdiğimiz saatler... Geçmişimize, anılarımıza adeta kaçak kat çıkıyorlar. Diyorlar ki aslında: “Kentsel ve ideolojik dönüşümün kutsandığı zamanlardan geçiyoruz, inat etme, sen de zevk almaya bak.”

muhafaza” etmek, evrensel değerler ve kriterler adına bir avuç insan “tutuculuk” yapıyor. Tarihe, kente, doğaya “tutunuyorlar.” İnşaat “muhafazakârlarının” türlü iftiralarına aldırmadan, paradoksal bir “muhafazakâr” yaftasıyla suçlanma pahasına. Malum “AVM” açmak ilericilik, modernlik, kenti evrensel değerler ışığında savunmak gericilik oldu bugün. Bu nedenle AKM mi, AVM mi sorusuna vereceğiniz yanıt sizin hayata karşı duruşunuzu da belirler hale geldi. “Haram sevaboldu, sevap haramdır” artık.

Haydi o zaman inşaat-kalkınma fetişistlerine son söz Narmanlı Han’ın sembol ismi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur”undan gelsin: “Bir tarafta sosyal bir kalkınma ihtiyacı var. Bu, cemiyet realiteleri üzerinde düşünerek, onları değiştire değiştire yapılır. Elbette İstanbul sonuna kadar, sadece marul yetiştiren bir memleket kalmayacaktır. İstanbul ve vatanın her köşesi bir istihsal programı istiyor. Fakat bu realiteler içine maziyle bağlarımız da girer. Çünkü o, hayatımızın, bugün olduğu gibi gelecek zamanda da şekillendirenlerden biridir.”



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

AKM mi AVM mi? 24 Mart 2018

Günün Köşe Yazıları