Deizm Tartışmaları ve CHP

08 Nisan 2018 Pazar

Bu yazıda amacımız, çağdaş, demokrat, cumhuriyetçi, laik gelişme çizgisi ile ülkeye zaman kaybettiren, dinci dayatma arasındaki kavgayı tartışmak değil. Yalnızca son günlerde dinci çevrelerde korkuya neden olduğu anlaşılan deizm konusunu anlamaya çalışmak istiyoruz. Bilindiği gibi deizm, bir yaratıcıya inanmakla birlikte, dinleri kuşkuyla karşılayan, dini ritüelleri önemsiz bulan, daha özeti Tanrı’nın insanların işine hiçbir zaman karışmadığını savunan bir inanç biçimidir.

***

Böyle tanımlanınca, ki bu tanım ilahiyatçıların tanımıdır, yaygın olmasına da şaşırmamak gerekiyor. Konuya gündelik yaşamın verileriyle yaklaşıldığında da benzer bir sonuca ulaşılabiliyor. Belki kendilerini Deist olarak adlandırmıyorlar ve değiller ama klasik söylemle halkının yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de dinsel ritüelleri tam olarak yerine getirenlerin sayısı oldukça düşüktür. Bu halkın büyük çoğunluğunun Müslüman olmadığını göstermiyor; ama deizmin artan etkisinden ya da asıl önemlisi dinci dayatmaya bilinçli, bilinçsiz bir tepkiden söz etmek mümkündür.

***

Deizm ya da dinci dayatmaya tepki konusunda ilahiyatçı yazar Cemil Kılıç’ın değerlendirmesi gerçekten ilginçtir. Şöyle diyor Kılıç: “Gerçek şu ki günümüzde din adına anlatılan pek çok şey, sergilenen pek çok uygulama, bilgi ve iletişim çağının gençleri tarafından kabul edilmemektedir. Özellikle çeşitli cemaat ve tarikat liderlerinin ve bir kısım ilahiyatçıların verdikleri fetvalar, açıkladıkları görüşler ve baskıcı tutum ve davranışları büyük tepki uyandırmakta, ilaveten dinin bütünsel anlamda sorgulanması sonucuna yol açmaktadır.” (OdaTV, 7 Nisan 2018)

***

Son yıllarda şeriatçılığın, fanatik İslamcılığın, köktendinciliğin tarikatlar aracılığı ile, gizli değil açıkça, üstelik iktidar, giderek devlet desteği ile yaygınlaştırıldığı bir gerçek. Bu durumun gençlerin tepkisi ile karşılaşması, dayatılan yaşam tarzının, bilgiyle, iletişim çağının gelişme çizgisiyle, gerekleriyle uyuşmadığını fark eden gençler arasında deizmin yaygınlaşması doğal. Burada yine Cemil Kılıç’tan bir alıntı ile dinciliğin siyasal boyutuna ışık tutmak mümkün olabilir.

***

Kılıç’ın değerlendirmesi şöyle: “Konuya dair değinme gereği duyduğum bir diğer boyut da Türkiye’deki güncel deizmin Emevi İslam’ına karşı bir direniş olduğu gerçeğidir. Meselenin bu yönü çoklarınca görmezden gelinse de gerçekte güncel deizm, aslında İslam tarihi boyunca çoğunlukla iktidar lehine yorumlanan, aşırı derecede politize edilmiş, yer yer insan fıtratına aykırılık teşkil eden, cinsiyetçi, saltanatçı din anlayışına karşı sabırların ve dayanma gücünün taştığının görkemli bir ifadesidir.”

***

Oldukça açık bir anlatım. Dinin siyaseten kullanılması, üstelik bunun günümüzün “Emeviciliği” ile yapılması besbelli sabırları taşırıyor. Peki, durum böyleyken, ana muhalefet partisi CHP’nin gericiliğin değirmenine su taşımasını nasıl yorumlamalıyız? Örneğin mücadeleyle elde edilmiş, laiklik açısından önem taşıyan “kimliklerde kişilerin inançları konusunda bir ibarenin yer almaması” kazanımına sosyal demokrat bir parti nasıl sahip çıkmayabilir; nasıl olur da “bunu biz yapmadık” diye övünebilir.

***

Tek örnek değil, CHP’nin “sağ söylemle sağdan oy alabiliriz” tezi mantıklı bir tez değildir; yalnızca bilinç kaymasıdır. Faydası da yoktur. Zararı ise, yalnız CHP’ye değil, gericilikle mücadele eden, önümüzdeki seçimlerde gericiliği geriletmeyi amaçlayan, bunun için mücadele eden halka, demokratik kitleye, sivil toplum güçlerine olur.