Köşe Yazısı

A+ A-

‘Böl ve yönet’ emperyalizmin metodudur

12 Nisan 2018 Perşembe

Bütün tarih, bir ülkeyi ele geçirmek veya denetlemek ya da yok etmek isteyen emperyalistlerin, o ülkeyi içinden bölerek başarıya ulaştığını gösteriyor.
Feodal Din-Tarım toplumları döneminde, aynı din içindeki mezhep savaşları, farklı dinlerin birbirleriyle olan savaşlarından çok daha acımasız ve kanlı olmuştur.
(Günümüzde bile, Irak’ta, Şii-Sünni kavgasında öldürülenlerin sayısı Hıristiyan ABD’nin yaptığı katliamı fersah fersah aşmıştır. Mezhep kavgasının yıkıcılığı ve kıyıcılığı bugün Suriye’de de aynı şiddetle yaşanmaktadır.)
Sanmayınız ki, bu mezhep savaşları sadece İslam Âlemi içinde yıkıcı ve kıyıcı olmuştur:
Ortodoks-Katolik çatışmaları ve sonra, Katolik-Protestan savaşları da insanlık tarihinin utanç verici tablolarını oluşturur:
Örneğin Katolik Latinlerin 4. Haçlı seferi ile Kudüs’e gitmek yerine İstanbul’a gelmeleri, düşman gördükleri Ortodoks Bizans’ı işgal etmeleri, burada 50 yıl hüküm sürmeleri, Anadolu’yu başsız bırakarak İpek/ Baharat yolu güvenliğinin ve ülkedeki asayişin bozulmasına yol açmış, bu durum ise, sonradan Bizans’ı fethedecek olan Müslüman-Türklerin Söğüt’e kadar ulaşmasına yardımcı olmuştur.
Ve yine unutmayalım ki, Fatih Sultan Mehmet’e karşı Katoliklerden yardım isteyen Bizans, Ortodokslukta ısrar ettiği için Vatikan’dan yeterli destek görememiş ve Osmanlılar tarafından tarih sahnesinden silinmiştir!
(“Constantinople’da Kardinal şapkası görmektense Müslüman sarığı görmeyi tercih ederim” diyen ve Fatih’in, Gennadius adıyla Patrik tayin ettiği papaz Georgious Scolaris’i unutmayın.)
Ulusal (veya ulus) devletler ortaya çıktıktan sonra da, din ve mezhep kimlikleri yok olmamış, din ve mezhep çatışmaları, halkı birbirine düşürerek, toplumları, devletleri, bölmek, zayıflatmak ve hatta yok etmek için kullanılmıştır.
(Bu arada, Tek Tanrılı Dinler gelmeden önceki kimliklerin aile ve aşiret kimlikleri olduğu, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayan emperyalist güçlerin Ortadoğu’yu, aile bazında paylaştırdıkları unutulmamalıdır.)
Endüstri Devrimi ile oluşan ulusal (ulus) devletler döneminde ortaya çıkan ırkçı ve milliyetçi kimlikler de “böl ve yönet” ilkesinin yeni araçları olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Sonuç olarak din ve mezhep ayrımları, ırk ve milliyet farklılıklarıyla çakıştığı zaman çok daha güçlü bir bölücü etki yapmış, toplumları istikrarsızlaştırmış, devletleri bölmüştür.

***

Dünyada Çok Partili Düzen’in gelişmesiyle birlikte, demagog politikacılar, aile, aşiret, din, mezhep, ırk, milliyet kimliklerini parti bağlamında da istismar etmeye başlamış, böylece yukardaki ayrışma eksenlerine bir de “parti kimliği” eklenmiştir.
Sonuç olarak ülkeyi “Parti kimliği” bazında da ayrıştıran, parti kimliğini mezhep ve ırk çatışmalarıyla özdeşleştiren, kendi partisine oy verenlerle vermeyenleri birbirlerine düşmanlaştıran, toplumun kendisini desteklemeyen kesimlerine sürekli hakaret eden ve düşman muamelesi yapan liderler, kendi ülkelerine, emperyalist bölücülerden daha büyük zararlar verirler.
Çünkü böyle toplumlarda:
Barış içinde birlikte yaşama iradesi yok olur...
Ayrışma ve bölünme, toplumun en küçük birimlerine kadar nüfuz eder...
Devlete, hukuka, adalete ve asayiş güçlerine karşı duyulan güven yok olur...
Herkes birbirini hainlikle suçlamaya, kendi hakkını bizzat aramaya ve insanlar birbirlerini öldürmeye başlar.

Tümü Emre Kongar - Son yazıları

Umudun tükenişi 10: İki 12 Eylül 20 Temmuz 2018 Cum
12 Eylül’e gidiş 9: Milliyetçi Cepheler 19 Temmuz 2018 Per
Umuda yolculuk 8: Yüzde 41.4 nasıl alındı? 17 Temmuz 2018 Sal