Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

H-arap Dünyası!

20 Temmuz 2014 Pazar

Filistin’den gelen kanlı haberler 12. gününü doldurdu. Giderek şiddetlenen Filistin kıyımı bütün dünyanın gözü önünde seyrediyor.
Olayın iç içe geçmiş onlarca boyutu var. Bugün üçünü sütuna yatıralım.
Kuruluşundaki adıyla İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) “Kudüs sorunu”yla birlikte ete kemiğe bürünmüş, kurumsallaşmıştı. Bugün Filistin’den gelen kanlı haberlere karşın 57 ülkeli 2 milyara yakın nüfusa hitap eden bu kurum, etkin bir rol almak bir yana, üyelerinin onayını alıp ortak bir açıklama yapmaktan dahi yoksun durumda. Böylesi sorunların hemen tümünde ortaya çıkan İslam ülkelerinin ve Arap dünyasının dağınıklığı bir kez daha gözler önünde.
Soğuk Savaş döneminde Arap ülkelerinin bir arada olması Batı için ayrıca önemliydi. Çünkü Batı, kuzeyden gelecek “Sovyet tehdidi”ne karşı Arap ülkelerinin duvar olmasından yanaydı. Soğuk Savaş’ın bitiminde bu politika da bitince, Arap ülkeleri değil birbirleriyle blok oluşturma, kendi içlerinde bile bir arada yaşamakta zorlanır hale geldi.
Bugün Filistin’de yaşananlara karşı İsrail’in etrafındaki Arap coğrafyasında 4 ayrı bakış var. Küçücük Körfez ülkeleri bile ötekiyle yan yana durmamaya çalışıyor.
Böyle bir ortamda İsrail, “terörle mücadelesinde” istediği yöntemi kullanıp tüm Filistin halkıyla mücadeleye girişme gücünü kendinde buluyor.
Bu durumda Arap dünyasının başına kocaman bir “H” harfi yakışmaz mı?

***

Batı’nın tutumu ise yine geleneksel; adeta arasına karbon kâğıdı konulmuş gibi önceki krizlerin benzerinden başka bir şey değil.
ABD’den Almanya’ya pek çok ülke, yaptığı açıklamalarla İsrail’in döktüğü kana şu tepkiyi veriyor:
“Ne yapacaksan yap, işini çabuk bitir. Sana karşı değiliz ama karşı çıkıyor açıklamaları da yapmak zorundayız...”
Hal böyle olunca Batı ülkelerinden hemen hiçbiri Netanyahu’yu karşısına alıp “Neden yahu?” diye sormadı, soramadı.
İsrail özellikle Arap ülkelerinin dağınıklığından yararlanarak, geçmişte olduğu gibi Mısır’la flörtünü koruyarak konumunu biraz daha güçlendirmeye çalışıyor. İsrail için güvenlik sorunu sınırlarından ibaret değil. Etrafındaki coğrafyada kendisine karşı güçlü bir ülkenin olmaması başlıca hedef.

***

Türkiye’nin izlediği dış politika ise h-Arap dünyasından beter...
Geleneksel dış politikamız Ortadoğu’da bütün ülkelerle konuşabilme zeminine dayalı bir diplomasi üretmeye dayanıyordu. AKP döneminde bu politika çok pasif bulundu. Aktif olmalıydı, “kadim” topraklarda hızlı adım atmalıydı. Bunun için önce İsrail’le çatışma vitrini oluşturuldu. Ardından Filistin’de taraf tutuldu. Hamas-Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) geriliminde Hamas tutuldu. Şimdi de Hamas’ın kendi içindeki geriliminde daha radikal taraf tutuluyor. Bir anlamda makro politikalardan mikro politikalara geçildi ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki ağırlığı da mikroskopik hale geldi.
İsrail’le oluşturulan çatışma vitrininin gerisinde ise derin bir işbirliği yatıyor. Her şeyi bir yana koyalım, Kuzey Irak petrolünün bu bölgede bir Kürt devleti kurulmasını güçlendirici bir rol oynayacağını bile bile uluslararası alanda pazarlanmasını sağladık. Petrolün de İsrail tarafından satın alınmasını selamladık. Böylece hem İsrail’in hem de Kuzey Irak’ın konumlarını güçlendirmesine yardım ve yataklık ettik. Bütün bunların üstüne de İsrail’i katil ilan ettik.
Özetlemek gerekirse hükümetin İsrail politikası katılımcılıkla katilimcilik arasında gidip geliyor.
Bütün bu alçak politikaların ortasında Filistinli masum insanlar her gün can veriyor.
Yüreğimiz onlarla...

Tümü Mustafa Balbay - Son yazıları

Sözcü Mütalaası FETÖ’ye yarar! 21 Nisan 2019 Paz
Binali Bey... Artık çekilin! 18 Nisan 2019 Per
Köy Enstitüleri: Bilginin üretim hali! 17 Nisan 2019 Çar