Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

AKP’nin Baş Düşmanı Medya

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Geçen hafta değindiğimiz konu önemini koruyor. İnternet siteleriyle ilgili yasa tasarısında iktidar partisinin ısrarlı olduğu anlışılıyor. Bu konudaki uyarılar ne yazık ki dikkate alınmıyor. Kısaca iktidar internet sitelerini ve çalışanlarını ikiye bölmekte, ruhsatlı sitelerde çalışanlar ve çalışmayanlar diye ayırmakta direniyor. İnternet sitelerini Basın Kanunu kapsamında değerlendirmek yerine farklı bir şekilde konumlandırmak istiyor. Buna sitelerle ilgili TİB’e verilen yetkiler de eklendiğinde durum daha da vahimleşiyor. TGC konuyu açıklıkla ortaya koydu: “Tasarı basın ve ifade özgürlüğünü engellemektedir.” Tanımlanmaya çalışılan “İnternet Haber Sitesi” kavramı karışıklıklara ve eşitsizliklere neden olacaktır. Sadece beyanname verilerek bu statüye hak kazanılacak ve sadece bu internet haber sitelerinde çalışanlar gazeteci sayılacaktır. Bu düzenleme anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır.
Beyanname vermeden habercilik yapan “İnternet Haber Siteleri” ise kanun kapsamına alınmayacak ve bu haber sitelerinde çalışanlar da gazeteci sayılmayacaktır! İdareye, özellikle Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB), medyaya ölçüsüz müdahale yetkisi verilmektedir. İdareye (özellikle TİB’e) verdiği sınırsız yetkilerin basın ve ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engeli oluşturacağı, idarenin yapacağı müdahalelerin ölçüsüz olabileceği konusunda uyarılarımızı yapmış ve kamuoyuyla da paylaşmıştık. Uyarılarımızın haklılığı, idarenin Twitter, YouTube ve yargının bol miktarda uyguladığı yayın yasaklarıyla ortaya çıkmıştır. Beyanname vermek suretiyle Basın Kanunu kapsamına giren “internet haber siteleri”, tasarı yoluyla, 5651 sayılı internet cezalarına ilişkin kanun ile de kıskaç altına alınmaktadır. Oysa internet haber sitelerinin sadece Basın Kanunu’ndaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri yeterli olmalıdır. Konuyu gazetemizde Emre Kongar da ele aldı ve yapılmak istenen büyük hataya dikkat çekti. Eski TGC Başkanı ve Cumhuriyet Vakfı Başkanı yazarımız Orhan Erinç de “AKP’nin Yeni Buluşu: Arzuya Göre Gazetecilik” başlıklı yazısında şöyle dedi: “Haber siteleri Basın Yasası’ndaki kurallara göre beyanname verirlerse gazetecilik yapıyor sayılacaklar, çalışan haberciler de 5953 sayılı Basın-İş Yasası kapsamına girecekler. Ve bu siteler resmi ilan ve kamu reklamı, çalışanları da borç ve sosyal yardım alabilecekler. İşveren arzu etmez de beyanname vermezse haber sitesi ‘gazetecilik yapmıyor’ sayılacak ve habercileri de şimdi taşeronda çalışan meslektaşları gibi 4857 sayılı İş Yasası kapsamında görev yapacaklar. Bırakın sosyal ve ekonomik hak kayıplarını, Basın Kartı alamayacakları için iktidarın ve Başbakan’ın etkinliklerine ve toplantılarına giremeyecekler. Basın Yasası’na göre beyanname verecekler, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın denetiminden de kurtulamayacaklar.
Aynı işi yapan haber siteleri ile aynı işi yapan gazeteciler arasındaki ayrım bir kez daha mesleğimizi vuracak. Tasarı Genel Kurul’da değişir mi derseniz, hiç umudum yok. Çünkü yapılırken mutlaka tek seçicinin onayı alınmış ve kesin kural haline getirilmiştir. Parmaklar ona göre kalkacaktır.”
Geriye ne kalıyor? Gazetecilerin birlik içinde direnmesi...

Olur da başlıkta da olur mu?
Sayın Cumhuriyet editörleri, 13 Temmuz 2014 Pazar tarihli Cumhuriyet’in kâğıt baskısının 6. sayfasında, Selda Güneysu imzalı haberin, iri puntolarla yazılmış başlığı “Tablolarda gitti” şeklinde yazılmış. Halbuki, doğrusu “Tablolar da gitti” şeklinde ayrı yazılan ‘de’ şeklinde olması gerekmez mi? “Tablolar dahi gitti” anlamında. Nitekim, daha küçük puntolarla yazılmış aşağısındaki haber özetinde, doğru şekliyle “...bu tablolar da büyük ihtimalle...” yazılmış. Diğer gazetelerde bu tür şeyleri görmeye alıştık da Cumhuriyet’in böyle ilkokul imlası seviyesinde hata yapmasını yadırgadım. Yani, Cumhuriyet’i, özellikle de değiştirilemeyen kâğıt baskısını hazırlayan kişilerin, Türkçeye ve yabancı dillere son derece hâkim ve hatta edebiyat kültürüne de sahip kişiler olması gerekir diye düşünüyorum. Yoksa, halkı sürekli küçümseyip de onların yapacağı hataları/noksanları siz de yaparsanız, Jakobenliğin meşrû bir zemini kalmaz.
Ben de kendi çabalarıyla, naçizane üç kitap çıkartmış birisi olarak sayılamayacak denli çok yazım hatası yapıyorum. Ben amatörüm. Benim kurumsal kimliğim ve deklare edilmiş bir misyonum yok. Arkamda herhangi bir kurum veya holding de yok. Ücreti neyse verip profesyonel editör de tutamam. Ama Cumhuriyet’in statüsü bambaşka, zaten siz de her vesileyle Cumhuriyet’in bir misyon gazetesi olduğunu biz okurlara hatırlatıyorsunuz.
O nedenle, benim hata yapmaya ruhsatım fazla fazla var ama sizin her gün, eğer mühendislik diliyle konuşursak, “sıfır hata” ile gazete çıkartmanız, en azından bunun için gerekli profesyonel özeni göstermeniz gerekir. Selamlarımla, Evren İşbilen

Öngörü - öngören
Bu notumun sebebi bir kelime! Aslında bu gibi konuları CBT’ye gönderirim ama orada pek işe yaramadı (hatta aynı konuda bir yazım yayımlanmıştı). 14 Temmuz 2014: sayfa 6, Dostum Bursalı’nın yazısından bir cümle: “... Burası ... bir sıradan öngörüyü dile getirme yeri. ...” Sayfa 7, Değerli Erinç’in yazısından bir alıntı: “... ceza öngören yasalardan...” Hangisi doğru? Aynı kelime neredeyse birbirine zıt anlam taşıyan bağlamlarda kullanılıyor. Bu kelimenin ilk ortaya çıkışı Erinç’in kullandığı bağlamdaydı (eski deyişle “derpiş” olduğunu dostum, değerli dilbilimci Yusuf Çotuksöken’den öğrenmiştim), sonraları “tahmin” anlamı da yüklenerek her iki “zıt” niyete de kullanılmaya başlandı. Aslında bunu son on-on beş yıldır çok kimse yapıyor. Eminim Bursalı’nın yazılarında Erinç’in kullandığı gibisi, Erinç’in yazılarında da Bursalı’nınki gibisi bulunabilir, hem de birden fazla. Dilin “özleşmesi” çok iyi ama böyle olması, hele “kanaat önderlerinin” dikkatsizliği çok üzücü oluyor. (Daha beter örneği -Bursalı çok iyi bilir- “güç” ile “kuvvet”in karıştırılması!)
Ha bir de başlık var: 13 Temmuz, sayfa 6, “Tablolarda gitti”. Hata kendisini gösteriyor, işaret etmeye teeddüt ederim. Başlık altında tekrarlanmamış ama başlık tatsız.
İki de haber:
13 Temmuz, sayfa 8: “8 aylık hamile 1. kattan atladı”. Haberi okumayan bir kimsenin olayı olduğundan kötü, hatta feci olduğunu sanması işten değil. Örneğin, “8 aylık hamile yangında 1. kattan atlayarak kurtuldu” gibi yazılmalıydı, metnin yarısı boyutundaki başlığın puntosu küçültülür, hatta habere bebeğin durumu da yazılırdı. Sanırım başlıkların haberi özetlemesi haber yazımının alfabesinde olmalı. 14 Temmuz, sayfa 3: “Film gibi operasyon”, “... A. Ç.’nin el ve ayaklarını bağlayıp bir odaya kapattı. ... korkan A. Ç. 155 Polis İmdat telefonundan yardım istedi. ...” Nasıl?.. Telepatiyle mi?.. Bir açıklama gerekmez miydi? Sevgilerimle. Ömür Akyüz

Bulmacada yanlışlar
29 Haziran tarih 1775 sayılı Cumhuriyet Pazar ekindeki bulmacanın çözümünün verildiği 1477 sayılı ekte: 1- “otomatik para çekme makineleri için kullanılan kısaltma” sorusunun yanıtı, AKM olarak verilmiş. Oysa doğru yanıt ATM’dir. 2 - “Macaristan’da üretilen ünlü bir şarap” sorusunun yanıtı için Kokay denilmiş. Doğrusu, Tokay’dır. 3- “Ölmek üzere olan kimse” sorusunun yanıtı için Sekaret denilmiş. Doğrusu, Sekerat’tır. (Meydan Larousse. Burada sekaret diye bir sözcük bulunmamaktadır. Bulmacayı ikinci şıklarla çözmüş olanların çekilişe katılması gerektiği kanısındayım. Saygılarımla. Ali Niyazi Öz

Tümü Güray Öz - Son yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018 Cum
İdeolojinin Ekonomiyle Dansı 5 Eylül 2018 Çar
Gazetelere Döviz Darbesi 3 Eylül 2018 Pzt