İlk modern öykücü

11 Mayıs 2018 Cuma

Bazı yazarlar, yalnızca yazdıklarıyla değil, kişilikleriyle de başlı başına bir karakter olurlar. Bizim edebiyatımızın yetiştirdiği mucizevi kişiliklerden biri de Sait Faik. Şimdiki liseliler için ne anlam ifade eder, onların gözündeki Sait Faik imgesi nasıldır bilemem.

Ama 80’li yıllarda, okul kitaplarında Son Kuşlar’ını okusak da bizim için siyah-beyaz bir yetişkindi işte o; devlet büyüklerimizden biriydi. Nasıl olur da kendimizi, kendi zengin sanatımızı ciddiyete esir ederiz oysa, değil mi? Sait Faik, politikacıları sevmez, yalnız Mark Twain ödülüne, Atatürk de daha önce aldı diye pek sevinir. Elbette toplumla ilgili görüşleri olmakla birlikte, garibanların, işçilerin, sıradan halkın yanında olmakla birlikte, ciddi meselelerden haz etmez, takım elbiseye katlanamaz, sigarasını yakıp sahildeki kumların üzerine oturur, adanın ıssız sokaklarında bir başına gezinirken “değnek yontarım” diye düşünerek, yanında çakısını taşır. Çevreden gelen seslere dikkat kesilir ve adayı duyumsar. Elbette bir yazarın kişiliğini öykülerine bakarak kavrayamayız, bunun için anılar, tanıklıklar, fotoğraflar gerekir. Bizdeyse ne yazık ki kişisel arşiv yok denecek kadar azdır. Uzun geçmişimize bakarak, bunun, bireyliğimizi önemsemememizden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Yine de bir kusur değil midir bu? Bir eksiğimizdir. Sait Faik, gözümüzde teknedeki şapkalı fotoğrafıyla yer etmiştir. Dalgınca gülümser ve yaşamın gelip geçiciliğini düşünür. Yaşam gelip geçicidir; o nedenle, suyun, rüzgârın, ağaçların ve insanların tadını çıkarmak gerekir. İyi bir yazar, doğanın yetiştirdiği bir sürgün gibi uzar, bir dal parçası gibi kaleme dönüşür ve yazı yazmaya başlar. Şimdilerde evrenbilimcilerin öne sürdüğü yeni yorumlar gibi: İnsan, doğanın gözüdür. Yazar da öyledir. Doğanın ve insanlığın bir tepkisi, refleksi gibidir. Sait Faik ilk modern öykücülerimizden sayılır. Çağdaş edebiyatımızın onun “paltosundan çıktığı” söylenir. Yine de, üzerinde şöyle doğru dürüst çalışmalar yapılmaz. Ama baksanız biz yazarlar için romantik bir ikondur, bize kalırsa, biz de yazmasak deli olacağızdır. Oysa Sait Faik, edebiyatımızın ilk reddetmiş bireyidir; belki bu açıdan kimi şeyleri onunla başlatmak doğrudur. Kuma ilk o oturmuştur. Yazmasa deli olacağı da özel bir insan olmasından, bir yazı eri olmasından kaynaklanmaz, yazı sonra gelir; önce, teknedeki gariban balıkçıya yapılan haksızlığa kırılır, bunun söylenmesi gerekir, içinden gelen ilk müdahale biçimi budur da ondan. O, haritada bir nokta olmaktan gocunmaz, zaten bir nokta değil, bir ada olsaydı, kimbilir, o zaman belki takım elbise de giyebilirdi. Yaşamın içinde, o yaşamdan etkilenerek elinden gelen tek şeyi sürdürmeye çalışır, o da yazmaktır: “Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İlk modern öykücü 11 Mayıs 2018

Günün Köşe Yazıları