Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Demokrasi diye!

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Türkiye’nin siyasal yapısını köklü bir biçimde değiştirecek olan seçimlere gidilirken, yılların iktidarı AKP’nin cumhurbaşkanı adayı, bu kavramla alay edercesine demokrasi aşkıyla yanıp tutuştuğunu ilan ediyor; Türkiye’yi demokrasi liginde bir üst sınıfa çıkaracağız diyor; diyebiliyor!
Oysa yerleştirilmek istenen rejimin sandığa gidilmesi dışında demokrasi ile hiçbir ilgisi yoktur. Sandığın üzerine de güvensizliğin gölgesi düşmüştür. Kuşkusuz sandığa gidilmesi önemli ve gereklidir.Ancak, bilinen bir gerçektir ki, tek başına sandık demokrasi değildir.

Küme düştü!
Türkiye demokrasisi önceleri de çok eksikliydi; ancak AKP iktidarında uygun deyişiyle küme düştü. Hukuk tamamıyla siyasallaştı; düşünce ve ifade özgürlüğünün yerinde yeller esiyor; Türkiye’nin dünyada en çok gazeteci hapsedilen ülkelerden biri olması basın-yayın özgürlüğünün içler acısı durumunu yansıtıyor; üniversite özerkliği ve bilimsel araştırma özgürlüğü sizlere ömür; sendikal hak ve özgürlükler iyice budanmış bulunuyor. Ülke OHAL ile yönetiliyor.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi, köklü bir rejim değişikliği seçimlerine gidilirken, demokratik süreçlerden biraz daha uzaklaşılıyor.
Önce, Cumhurbaşkanlığı adayları arasında, demokrasi kavramıyla asla bağdaşmayan bir büyük eşitsizlik var; AKP adayı tüm devlet olanaklarını ve basın yayının yandaş kıldığı yüzde 90’ının desteğini arkasına alıyor; TV’lerde diğer adaylarla eşit ortamlarda bulunmuyor; diğer uçta HDP adayı hapiste tutuluyor.

Kısırlığın asıl nedeni
Dahası var. Her partide 600 kişilik milletvekili adayı nasıl belirlendi? Genel başkanlar tarafından.
HDP’nin kendine özgü eşbaşkanlık uygulamasının getirdiği göreli katılımcı iç işleyiş süreci bir tarafa, seçimlere girebilen partilerin genel başkanları seçmenin oy vereceği milletvekili adaylarını saptadı.
Hangi ölçüye vurulursa vurulsun, milletvekili adaylarını tek kişinin saptamasının adı demokrasi olamaz; çıplak gerçek budur. Böyle bir yapının üstüne oturan liderlerin söylem ve yaklaşım farklılıklarının olması da, bu oluşumun niteliğini demokratik yapmaz. Çünkü, bu uygulamayla ortaya çıkan, ideolojisi, kişileri ve insan ilişkileriyle bütünlük içinde işleyen, ancak hiçbir biçimde demokratik olmayan kapalı siyasal yapılardır.
Üstelik bu tür yapıların içinden yeni görüş ve öneriler çıkamaz. Bu kaskatı lidere bağımlı yapı, kaçınılmaz olarak düşünsel kısırlık yaratır. Türkiye siyasetinin, bu geleneksel eksiği, özellikle de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş ile doruk noktasına varıyor. Siyasal yapı giderek artan oranda tek kişiye bağlı parti yapılarına evrilerek gerçek demokrasiden tamamıyla uzaklaşmış bulunuyor.
Diğer tarafta tümüyle örgütsüz bir toplumsal yapı oluşmuş bulunuyor. Sendikalar, meslek oda ve birlikleri ve dernekler, hukukun, örgütlenme ve düşünce özgürlüğünün AKP tarafından tümüyle yok edildiği OHAL ortamında toplumsal duyarlılıkları ancak çok sınırlı olarak kamuoyunun gündemine getirebiliyor. Dahası, partilerin taşra örgütlerinin bile, adayların saptanması ve politika üretimi süreçlerine katılmaları söz konusu değildir. Kurumlar yok hükmündedir; bir telefonla dekanlar görevden alınıyor.
Yalnızlaşan birey kurtarıcı lider arıyor.
AKP’nin rejim değişikliği yaparak tam anlamıyla yerleştirmek istediği bu yapılanmanın adı demokrasi olamaz.
Çok daha acıklı bir demokrasi kara gülmecesi ise, basının amiral gemisi denilen bir gazetenin, çok yakın zamanda tam olarak yandaşlaşmasının coşkusuyla AKP’nin cumhurbaşkanı adayının demokrasiyi bir üst lige çıkaracağız sözlerini manşet yapmasıdır!

Tümü Yakup Kepenek - Son yazıları

Geleceğe bakılmalı 12 Kasım 2018 Pzt
Açılışla gelen ve giden 5 Kasım 2018 Pzt
Cumhuriyet; sağı, solu 29 Ekim 2018 Pzt