Köşe Yazısı

Kapat
A+ A-

Kabadayılık dersleri

30 Mayıs 2018 Çarşamba

Bu ülke, günbegün artan bir yılgınlık ve kabullenişle, sokaktaki insandan Meclis’teki muhalefete kadar, dinin siyasete alet edilmesinin kaçınılmazlığına ikna olmuş bir kalabalığa kurban verdiği aklını, yeniden başına mı toplayacak? Yoksa hepsini tümden mi kaybedecek?
Bu sorunun cevabı, oluşmaya başlayan yeni siyasi dilin, bize unuttuğumuz hangi değerleri hatırlatacağında gizli.
Nelerden neden vazgeçtiğimiz, gelecek günlerin önemli bir tartışması.
Ama o tartışmayı sağlıklı yapabilmek için, bugün yaşananlara bakıp bundan sonra neden ısrar etmemiz ve nelerden asla vazgeçmemiz gerektiğine artık kesin bir karar verme zamanı.
Ahmet Necdet Sezer gibi bir kişiliğin ardından aynı makamı, onun tam tersi değerleri temsil eden birine teslim edebilen bir ülkede yaşıyoruz.
Eğer...
Dini zaafları değil de bilimi, sanatı, rasyonel düşünceyi;
Şaşaayı değil de mütevazılığı öne çıkaran bir muhalefetin;
Herkesi eşit ölçüde aydınlatabilecek bir ışık yaydığına yeniden ikna olursak...
Yerlerde sürünen çıtayı yavaşça kaldırıp yeniden yükseltme şansımız olabilir.
O yüzden daha aydınlık bir döneme ılımlı bir geçiş yapmaya çalışan bu yeni siyasi dili, kaybettiğimiz değerleri yeniden edinebilmemiz için bir başlangıç olarak görmeliyiz.
Her söze “Elhamdülillah Müslümanım” diye başlayan bir iktidar liderinin karşısına...
Her söze “Ben bir fizik öğretmeniyim” diye başlamayı önemseyen bir muhalefet liderinin çıkması kıymetlidir.
Eğer bu lider, cuma namazlarını kaçırmadığını, abdestsiz evden çıkmadığını söyledikten sonra “Kendime göre değerlerim var. Bunları kimseyle tartışmam, sorgulatmam. Kimin, ne düşündüğü umurumda değil. Nasıl yaşamak istiyorsam, öyle yaşıyorum” diyebiliyor ve ardından söze yine ilahi değil beşeri değerlerden bahsederek devam edebiliyorsa bu da kıymetlidir.
İktidar, soyunun değerlerini, onların aslen ne olduğuna ve hangi sonuçlara yol açtığına bakmaksızın, hiç düşünmeden olduğu gibi benimseyen bir insan tarafından temsil edilirken;
Muhalefet, babasına benzemediğini açık açık söyleyen, aile ve toplum değerlerini kendince süzgeçten geçirdiğini, hayat görüşünü geleneklere, göreneklere, alışkanlıklara, sosyal miraslara göre değil, kendi eğitimine, bilincine ve vicdanına göre yeniden oluşturduğunu anlatan bir siyasi rakiple beliriyorsa...
Bu da kıymetlidir.
Bunları, ilahi güçlere ya da sosyal tabulara değil, rasyonel aklın üstünlüğüne değer verilen bir siyasetin önemini hatırlatan bir geri dönüşün habercisi olarak okumak gerekir.
Bu ülke...
İktidarda ya da muhalefette, vereceği hizmetlere referans olarak cumaya gidip gitmediğinden ya da evden abdestli çıkıp çıkmadığından bahsetmek zorunda kalmayacak liderler görmeyi hak edecek bir geçmişe;
Ve aksinin nasıl felaketlere yol açacağını anlayabilecek kadar büyük ve taze bir deneyime sahip.
Bunu artık, dini referanslarla iktidara gelenler bile hissediyorlar.
Ve tartışmaları dini zeminden çıkarıp beşeri zemine çekmeye çalışıyorlar.
Cumhurbaşkanı’nın rakibini dinsizlikle değil, yeterince iyi kabadayılık yapamamakla itham etmesi bunun işareti.
Dini işleri devlet işlerine karıştıran bir iktidar tehlikelidir.
Ama kabadayılıkta iddialı bir iktidar...
Olsa olsa eğlencelidir.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Ahmet Necdet Sezer