Bağış Erten

Her yer AKP’ye çalarken orada ‘çatlak ses’: Dipten gelen dalga

05 Haziran 2018 Salı

Geçen sene bu zamanlardı. Bir araştırma şirketi görüşmek istiyordu. Kulüp başkanlığı nasıl bir şey, ben nasıl görüyorum, nasıl bir vizyon olursa değer bulur... Bunun gibi sorular sordular. Ses kaydına rağmen sürekli not alıyordu karşımdaki insan. Söylediklerimi ciddiye alıyordu. Kimin için konuştuğumuzu tahmin edebiliyordum. Ama isimlerden bahsetmedik. Sadece işin tanımını konuştuk. Karakterlerden bağımsız. Açıkçası hoşuma gitmişti. Hayır, önemsenmek değil! Fikirler, yaklaşımlar üzerine düşünmek ve bunun anlamlı görülmesi. Hamili kartlara değil kafa yapısına bakmak…
En çok Gezi’de farkına vardık. Futbolun profili memleket profilini tutmuyordu artık. Her yer AKP’ye çalarken orada ‘çatlak ses’ oranı giderek yükseliyordu. Zaptedilemiyorlardı. Bu beklenmedik bir şeydi. Çünkü bundan 30 yıl önce Evren-Özal işbirliğiyle tribünlerin sosyolojisi devlet eliyle değiştirilirken amaç başkaydı. Dikkat dağıtmak için kullanıyorlardı futbolu. Orta sınıflaştırıp, apolitikleştirmeye çalışıyorlardı. Ama ikisi birden olmuyor işte. Statlar orta sınıflaştı evet, ama eğitim düzeyi, dünyaya bakışı da farklılaştı. Politikleşti tribünler. Art arda gelen travmaların eğitimiyle de artık karşımızda fanatik taraftar topluluğu değil bir tür bilinçli bir yurttaşlar topluluğu vardı. Yakası beyaz, beklentisi çağdaş, kafası zehir, sevgisi kolay satın alınamayan, sesi gür çıkan…
Aziz Yıldırım’ı diğerlerinden (biri hariç) bile daha antipatik kılan bir şey var. Onca emek, onca çabaya rağmen bir türlü sevimli olamama hali. Stadın çiminden, takımın taktiğine, arabaların park yönünden merdivenlere kadar tüm alanları tahkim etme isteği/hırsı sempatik olmadı hiç. Tüm başarıları sahiplenen, tüm başarısızlıklardan kaçan bir karakter. Herkesi ama herkesi suçlayan ironik konuşmaları, had bildirmede sınır tanımayan hali, eleştirileri ‘daha beterini yaparım’ diye cevaplayan inadı. Artık fiziksel bahanelerle tanımlanan kontrolsüz siniri… Yaka silkmenin eşiğine getirecek kadar!
Ali Koç’u başkan yapan süreçleri özetlemeye çalıştım. Akıllı ve iyi planlanmış bir strateji, zaten değişen kongre/tribün sosyolojisi ve ‘yeter artık’ psikolojisi. Ama bunlar da yetmiyor. En azından bu kadar büyük bir farkı açıklamaya yetmiyor. İki nokta daha eklemek lazım: Biri zamanın ruhu. Bazen herkes aynı anda ‘tamam’ deme noktasına gelir ya. Tarihsel olarak herkes aynı duyguyu hisseder ya. Sanırım öyle oldu. Bir de zamanın ruhu kadar ritmi de var. Galiba sadece futbol kulüpleri değil, “Endüstri 4.0”a giderken, artık tüm sosyal yapılar eski ve konvansiyonel araçlarla ikna edilemiyor. Delegelerin aidatıyla oy toplama dönemi bitti. Sadaka gibi verilen dolu tencereye kimse kanmıyor. Yeni bir şey göstermeniz, vaat etmeniz gerek. Çağın ritmine uygun bir şeyler.
İşte dipten gelen Ali Koç dalgasının sırrı bu. Bir kere kabardı mı alıp götürüyor. Öyle minör kazançlarla değil, rest çekergibi çağlıyor. Önünde duramıyorsunuz. Arkasında kalırsanız yetişemezsiniz. Dibe dalarsanız haşmetini göremezsiniz. Üstüne çıkıp sörf yapmalısınız. İncelikle…



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu sezon o sezon değil 2 Eylül 2018
Herkes biliyor 29 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları