Olaylar Ve Görüşler

Suudi sarayı

07 Kasım 2018 Çarşamba

Bu yazının başlığı dikkate değer bir kitabın da adıdır. Yazarı kum, petrol ve tutuculuk krallığında birkaç yıl doktorluk yapmış Amerikalının (siyasal bilgiler eğitimi görmüş ve meslekten gazeteci) eşidir. Önemsiz bir dişi diye, yalnız özel kadın toplantılarına katılabilmiş, ama oralarda sürekli dedikodu ve yakınma dinlemişti; kendi gözlemleri de vardı. Yazılarını Amerikan gazeteleriyle dergilerine erkek adlarıyla yollayıp bastırmış, ülkesine dönünce de kendi adı olan Sandra Mackey imzasıyla bu kez derli toplu bir kitap çıkarmıştır.
Kadınlar, saray soylularının gözünde beyinsiz yaratıklardır. Yalnız (erkek) çocuk yapmaya yararlar. Hazreti Muhammed’den önce art arda kız doğuranların son kızları “işe yaramaz tüketiciler” diye diri diri gömülürlerdi. Bu krallık hep erkek dünyasıydı. Sarayın erkekleri petrolle zenginleştiler, ama bu “siyah elmas” savurganlık, çöküntü ve daha beter eşitsizlik getirdi. Oysa, tek ülkücülük diye Vahabiliğe yapışan devlet kurucusu Abdülaziz 1953’te öldüğünde, konutu çamur kaplı aynı ilkel yapıydı. İlk yıllarda yabancı şirket varil başına iki dolardan az ödüyordu. Geliri halkla bölüşmek diye yerleşik gelenek yoktu. Kral sokağa çıktığında cebindeki bozuklukları yere fırlatır, yurttaşları da birbirini çiğneyerek onları toplarlardı. Ortaçağdaki İslam devletinin gelirine de Muaviye el koymuştu. Irak’ta toprak yüzeyine yakın yerden toplanan bu siyah ürün sarayına yollanır, gece aydınlatmaya, soğuk olduğunda da ısınmaya yarardı.

Suudi gençler
Petrol özellikle 1970’lerin ortalarından sonra düş âlemine yaraşır gelir sağlayan, ayrıca siyasette silah olan bir zenginlik kaynağı oldu. Petrolü yıllarca yabancı uzmanlar çıkardılar. Onlar tiyatrosu, kulübü, sporu olmayan bir çöl topluluğunda villalarda kendi içkilerini yudumlarlardı. Seçilen Suudi gençlerin dış ülkelerde okuma aşaması çok sonradır. Sokak adları yıllarca konmadı, evlerin de numaraları yoktu. Batı kökenli yayın gümrükten geçemez, ama “ithal kadınlar”dan yararlanacaklar için kapılar açılırdı. Bir Suudi prensinin bugünkü yaşantısına bakın, bir de midesine ancak zeytin, hurma, kuru ekmek ve su giden Hazreti Muhammed’in yaşamına.
Oysa, giriş vizesi gene kolay verilmez. Çalışacak yabancı işçinin pasaportuna yerli iş-veren el koyar. Sıradan yabancı artık o yerlinin buyruğuyla yaşar. Hakkı yenirse gideceği bir siyasi parti, sendika, muhalif örgüt ya da eleştiri hakkı yoktur. Sık işitilen iki sözcük: “Bas Saudi”; yani, her şey “yalnız Suudiler”. daha doğrusu, varlıklı Suudi erkeği için. Evli erkek cinsel ilişki amacıyla Bangkok’a da gider, Riviera’ya da. Ama toplum piramidinin üst tabakasındaki yerli kadına yaklaşmış varsayılan üç Asyalı idam edilmişti.

Eski yeni çatışması
Eski ile yeninin, sarayla homurdananın çatışması şiddetlenerek sürüyor. Kral adına verilen Uluslararası İslam Ödülü’ne Medine Üniversitesi Rektörü Şeyh Abdülaziz ibn Baz layık görülmüştü. Rektörün şu başlıkta bir kitabı var: “Güneşin ve Ayın Dönmesi ve Dünyanın Olduğu Yerde Kalması”. Sanki Copernicus, Kepler ve Galileo ile uzayda çekilen fotoğraflar bizi yanıltıyor. Bizde biri “”90 yıl yanlış yapmışlar; Mekke ve Medine’yi izlemeliymişiz!” buyurmuştu. Oraları birçok yazara göre yukarıda anlatıldığı gibidir. Sonuçta hiçbir İslam ülkesi dışarıya makine satmıyor. Bizse etten ota neredeyse her şeyi dışarıdan dövizle getirtiyoruz. 1930’larda uçak yapıyor ve satıyorduk.
Geçici başarılarını İsrail bayrağı ile kutlayan ve PKK’ye destek veren Suudilerde muhalifler de arttı. Krallık onların üstüne 1956’da ve 1979’da yürüdü; kimi zaman tanklarla. Müslümandan sayılmayan Şii petrol işçileri topluca iş bırakırlarsa, ülke ekonomisi birden dar boğaza girer. Vahabi baskısı özellikle Hicazlıları homurdatıyor. Çoğalan ortasınıf siyasette daha fazla söz sahibi olma peşinde. Hiçbir kralda her istediğini yaptıracak güç yok. Ama ünlü Yamani bile petrol bakanıyken karar vericilerden değildi; görevden alındığını radyodan duydu. Eskilerden Sağlık Bakanı Gazi Algosaibi rüşvet beklemeyen, sevilen biriydi; işten atıldı.
Ancak, memnun olmayanları örgütleyecek ne siyasi parti var, ne dernek. “Kuran var” diye anayasa bile yok. ABD bir ara feza aracına bir Suudiyi de almıştı. Uzayda kıble yönünü aradı durdu. Bu durumda, yasak sayılmayan tek muhalefet Batı karşıtlığı. Bu da düzeni sarsıp iyiye götürmeye yetmez. Memnun olmayanlar şimdilik Batı karşıtlığıyla oyalanıyorlar.
PROF. DR. TÜRKKAYA ATAÖV  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları