Arzu Süzmen

Kadınlar için 'susmamak' vakti!

02 Ağustos 2015 Pazar

Kadınları bir kalıba sokmaya çalışıyorlar, onları hiç tanımıyormuş gibi. Kadınların en zor dönemlerde bile bir kalıba sıkışıp kalmayacağını, tepkilerinin ve kahkahalarının durdulamayacağını, cesaretlerinin dizginlenemeyeceğini bilmezmiş gibi... Belki de politikacılar, kadınları gerçekten tanımıyorlar.

Örneğin Bülent Arınç gibi bir politikacı, Meclis Genel Kurulu’nda fikirlerini dile getirmekte olan HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’a, “Hanımefendi, sus! Bir kadın olarak sus, sus!” diyebiliyor. Hatta sonra bunu savunurken, “Cav cav cav konuşan bir kadına sus demeyi suç gördüler” diye yakınabiliyor da. Kadınları zincirlemeye, susturmaya çalışıyor kimi erk sahipleri. Bunu da sanki kadınları hiç tanımıyormuş gibi yapıyorlar. Belki de kadınları tanımıyorlar.

Tanısalar bilirlerdi; kadınlar kalıplara sığmaz, sınırlandırılamaz, cesaretleri kolay kolay kırılamaz, sindirilemez. Tıpkı inanışların aksine modanın kölesi olmadıkları, ona da isyan etmeyi bildikleri gibi. Androjen stil, modern toplumlar tarafından öğretilen ve kadınlardan beklenilen giyim tarzına karşı çıkışın en görülebilir ve önemli ispatlarından biri.

Tarihten bu yana androjen stil

Tarihe baktığımızda görürüz ki, siyasi karışıklıklar ve androjen stildeki yükseliş aynı döneme denk gelir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra pantolon giyen, göğüslerini düzleştiren sutyenler takan, o dönem Amerikan toplumu tarafından kabul görmese de sokakta sigaralarını tüttüren kadınları kim engelleyebildi? 1920’lerde toplum modernleşirken kadınlar özgürleşiyor, iş hayatına atılıyor ve canları öyle giyinmek istiyordu. Kime neydi?

Dönemin Hollywood yıldızları da yeni bir oyun keşfettiler: Karşı cinsin kıyafetlerini giyerek kalıpları altüst etme oyunu… Erkek kıyafetleriyle sinemada boy gösterirken sinema endüstrisinin o döneme kadarki güzellik anlayışına baş kaldıran 1920’lerin sessiz sinema ikonlarından Louise Brooke’u, 1933’de Queen Christina filminde otoritesini güçlendirmek için erkek kıyafetleri giyen Greta Garbo izledi.

Marlene Dietrich, Katharine Hepburn, Judy Garland gibi aktristler pilot kostümleri, fötr şapka gibi maskülen giysilerle güzellik kavramını sorgularken, moda dünyası hayranlıkla onları izliyordu.

Ünlü Fransız moda tasarımcısı Yves Saint Laurent, 1966’da kadınlar için tasarladığı smokin (le smoking) ile bir devrim yaratırken, Women’s Wear Daily Gazetesi’ne şöyle diyordu: “Smokin, gece elbisesinden daha modern, anlam karmaşası yaratıyor. Erkek ve kadında eşit derecede şık duran bir giysi tasarladım.” 

Woody Allen’ın yönettiği 1977 yapımı Annie Hall filmi ise başrol oyuncusu Diane Keaton’un bol pantolonları, kolye gibi kullandığı kravatları, kollarını kıvırarak giydiği beyaz gömlekleri, erkek yelekleri ile dönemin yükselen feminizm anlayışını kutsuyor, kendine güvenen kadının bilinen anlamda kadınsı giysilere ihtiyacı olmadığını onaylıyordu.

 

İngiliz oyuncu Tilda Swinton, Virginia Woolf’un Orlando adlı romanından esinlenerek 1992’de çekilen Orlando filminde aynı anda hem kabarık etekli 19. Yüzyıl hanımefendisini, hem de Kraliçe Elizabeth Dönemi’nin dar süvari pantolonlu efendisini aynı cazibeyle canlandırarak, kadın ve erkek arasındaki kültürel farkların giysilerimizi değiştirilerek altüst edilebildiğini kanıtlıyordu. Zaten Virginia Woolf da şöyle demiyor muydu: “Cinsiyetler her ne kadar birbirinden farklı olsa da, iç içe geçmiştir. Giysiler çoğu kez özdeki farklılığa rağmen kadın ve erkek arasındaki benzerliği dışa vurur.”
 
Moda endüstrisi androjen görüntüyü destekliyor

Moda endüstrisi son zamanlarda androjen görüntüyü destekliyor. Phoebe Philo, J.W. Anderson, Alexander Wang gibi tasarımcıların yanı sıra Burberry, Marni, Gucci gibi moda endüstrisinin güçlü markaları da cinsiyete dayalı dayatmaların modasının geçtiğini koleksiyonlarında onaylıyor.

DKNY reklam kampanyasında Cara Delevingne’i, Givenchy reklamlarında Julia Roberts’ı erkeksi hatlarla ve takım elbiselerle gördüğümüzde önyargıların moda dünyasını çoktan terk ettiğini anlıyoruz.

Cinsiyet farklılıkları eskisi kadar ince çizgilerin ucunda sallanmıyor, insanlar giyinirken özgür iradeleriyle seçimlerini yapıp eğleniyor, baş kaldırıyor, isyan ediyor. 

Politikacılara gelirsek, onlar galiba gerçekten kadınları tanımıyor. Tanısalardı bilirlerdi ki kadınları belli kalıplara sokmak, susturmaya çalışmak nafiledir. Özellikle de içinde bulunduğumuz koşullarda vakit, kadınlar için ‘susmamak’ vaktidir…

 
 
 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları