Barış Doster

Dış politikada hamaset işe yarar mı?

18 Ocak 2020 Cumartesi


İdlib’deki gerilim nedeniyle, Suriye - Türkiye sınırına 350 bin insanın yığıldığını yazıyor gazeteler. Bir diğer ifadeyle Türkiye için, yeni bir sığınmacı akını söz konusu. Bu durum, Suriye’de rejimin, Rusya’nın da desteğiyle, ülkesi üzerindeki hakimiyet alanını genişlettiğini, pekiştirdiğini de gösteriyor. Türkiye ise yalnızlığını aşabilmek adına, hamle üstüne hamle yapıyor. Suriye’yle üst düzeyde ve açıktan temaslar başladı. Libya’yla, deniz yetki alanlarına ilişkin imzalanan mutabakat muhtırasının devamının geleceğini, sırada Mısır, İsrail ve Lübnan’ın olduğunu, bizzat iktidar partisinin yöneticileri söylüyor. Kısacası, iç siyasetteki hamasete ve dış politikanın iç politika için sıklıkla araç olarak kullanılmasına karşın, Türkiye’nin devlet kapasitesinin sınırları, gerçekleri geç de olsa görmemizi sağlıyor.  

 

Dahası var. Ülkemizin coğrafi konumu, enerji bağımlılığı ve ticari ilişkileri, dış politika tercihlerimizi belirliyor, şekillendiriyor. Buna ilaveten, Türkiye’nin dış politikada yalnız kalmaktan hep uzak durduğunu, Milli Mücadele sonrasında, 2. Dünya Savaşı sonrasında, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında, Soğuk Savaş sonrasında yalnız kalmamak, dünyadan dışlanmamak için çok çabaladığını unutmamak gerekiyor.

 

ş politikanın kuralları 

 

Sıklıkla vurgulamakta yarar var. Dış politikada güvenilirlik, öngörülebilirlik önemlidir. Tutarlılık ve kararlılık, inandırıcılığı getirir. Bunlar da hep birlikte saygınlığı, itibarı, caydırıcılığı, etkinliği pekiştirir. Dış politika iç siyasetten beslenir, etkilenir. Ama dış politika iç politikada oy devşirmek için yapılmaz. İç siyasette kullanmak amacıyla dış politikada adım atılmaz. Dış politikada sorunlara duygusal tepkiler verilmez. Dış ilişkiler ideolojik önyargılarla yorumlanmaz, kişiselleştirilmez. Dış politikayı yürütmek, paraşütle atlamak gibidir, hata kaldırmaz. O nedenle devletin gücünün sınırını, imkân ve kabiliyetini iyi bilerek, ölçüp biçerek adım atılır. 

 

ş politikanın temel ilkelerine uymadan yapılan hamlelerin acı sonuçlarıyla yüzleşiyor Türkiye. Suriye siyaseti bunu kanıtlıyor. Libya konusunda çok fazla konuşulsa da, çatışan tarafları ve konuya müdahil devletleri Türkiye değil, Almanya bir masa etrafında buluşturuyor. Rusya’ya olan enerji bağımlılığı artıyor. Irak’ta, uzun yıllar Kuzey Irak’ı açıkça desteklemenin sonuçlarına katlanılıyor. Başkanına “dostum Trump” denilen ABD; FETÖ, PKK - PYD - YPG gibi terör örgütlerine verdiği desteği kesmiyor. Türkiye’ye yönelik yaptırımları, tepemizde Demokles’in kılıcı gibi sallandırmaktan vazgeçmiyor. Avrupa’yla ilişkiler dengeye oturmuyor. Beklenen ölçüde yabancı yatırım gelmiyor. Yurtdışındaki Türkiye algısı, Türkiye’nin dünyadaki itibarı, istenen ölçüde gelişmiyor. Özellikle ABD ve Avrupa’daki Türk diyasporası arzulandığı gibi harekete geçirilemiyor. Kamu diplomasisi yürütmede pek de başarılı olmayan Türkiye’nin yumuşak güç araçları çoğaltılıp çeşitlendirilemiyor.

 

Sonuçta Türkiye, dış politikada ilk düğmeyi yanlış iliklemenin yol açtığı sorunlarla boğuşuyor. Tarihi kendisiyle başlatan, ideolojik önyargılarla hareket eden, Cumhuriyet Devrimi’ne ve kurucularına saldırmayı, hakaret etmeyi alışkanlık haline getiren, ABD’nin bölgedeki taşeronu olmayı başarı sayan zihniyetin çözüm değil, sorun ürettiği görülüyor.



Yazarın Son Yazıları