Deniz Yıldırım

Yetkiyse yetki, kararsa karar

25 Mart 2020 Çarşamba

Konunun uzmanı bilim insanları tüm dünyayı büyük bir ciddiyet ve sorumlulukla uyarıyor. Anladığımız şu: Bu virüs bir şekilde nüfusun çoğunluğunu etkileyecek. Dolayısıyla yapılacak şey belli: Aşı, tedavi bulunana kadar virüsün yayılım hızını zamana yaymak. Yani hastanelerin, yoğun bakım ünitelerinin, solunum cihazlarının ve en önemlisi hekim sayısının yetersiz kalacağı düzeyde bir virüs yayılımını, buna bağlı olarak da ölü sayısının artmasını önlemek. İlk amaç bu.

Bunu başarmanın da iki yolu var: Ya hızlıca ve bol miktarda test yaparak yayılım çevresini denetim altına alabilirsiniz, yani karantinayı sınırlandırabilirsiniz ya da sosyal yaşamda fiziksel teması önlemek adına, genel bir karantina, sokağa çıkma sınırlaması uygulayabilirsiniz. Güney Kore, Singapur gibi Asya ülkeleri akıllı ve hızlı davranarak ilk yolu izledi. Bol miktarda test yaptılar; yayılımı çevresiyle birlikte hızla denetim altına aldılar. Şimdi virüsün ağırlık merkezi Avrupa kıtasına ve ABD’ye kaymış durumda. Burada ise ikinci yol izleniyor ağırlıkla. Gecikmenin de etkisiyle. Sosyal ve ekonomik hayatı neredeyse tamamen durdurmak, karantina uygulamasını genişletmek ve hatta sokağa çıkma yasakları uygulamak bu kapsamdaki tedbirler arasında.

Bu tedbirlerin alınabilmesi, yani sokağa çıkmanın tamamen kısıtlanabilmesi için; özellikle bundan mağdur olacak toplum kesimlerinin geçim, sağlık ve barınma gibi ihtiyaçlarının devlet eliyle desteklenmesi, karşılanması gerekiyor. Yani devlet bir yandan vatandaşı sosyallikten, sosyal yaşamdan çekilmeye çağıracak; ama bunu yaparken devletin kendisi de daha fazla sosyal nitelik kazanacak. İşçiyi, emekçiyi, çiftçiyi, esnafı, geçim için sokağa çıkmak zorunda olanları işinden, ekmeğinden etmeyecek bir çözüm paketini devlet sosyal açıdan devreye sokacak. Formül bu.

Şimdi bizde iktidarın karşı karşıya olduğu sıkışma da burada. Yetki deseniz yetki var; olağanüstü bir devlet düzenine geçiş anlamına gelen anayasa değişiklikleriyle birlikte rejimin merkezi Cumhurbaşkanlığı’na, Saray’a aktarıldı. Kararnamelerle neredeyse her konuyu düzenleyebiliyor Saray. OHAL deseniz, sıkıyönetim tedbirleri de OHAL’in içine katıldı ve ilan etme yetkisi tek kişiye, yani Cumhurbaşkanı’na verildi. Dolayısıyla karar almak, sokağa çıkmayı tamamen sınırlamak açısından yeni rejimin hiçbir otorite ya da yetki eksikliği yok. Öyleyse artık sorunun “yetki eksikliği”nden kaynaklandığını iddia edemez iktidar çevreleri.

‘Kendi OHAL’imiz’

İlginçtir, devlet yetkilileri “Evinizde kalın” çağrısı yaparken, “zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayın” demeyi de ihmal etmiyorlar. İyi ama, kimler çıkıyor dışarı? Geçinmek için çalışmak zorunda olanlar. “Dışarı çıkmayın” demek kolay; devlet buna uygun olarak sosyal tedbirleri almalı. Ancak ekonomik gerçeklikler ve iktidarın ekonomik açıdan kayırdığı kesimlerin ihtiyaçları, iktidarın bu konudaki kararını yavaşlatıyor. Yeni sistem, hızlı karar almayı kolaylaştırmayacak mıydı oysa? Zor gücüyse zor gücü, yaptırımsa yaptırım, olağanüstü halse olağanüstü hal, denetimsizlikse denetimsizlik, tek adamlıksa tek adamlık... Yeni sistemde hepsi oldu, yaşandı.

Öyleyse şurası açık: Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun, gücün kaç kişide toplandığı ya da kararların kaç kişi tarafından ne kadar zamanda alındığı değilmiş sadece; bu mutlak gücün ekonomik olarak kimlerin çıkarlarıyla iç içe geçtiği; yönetenlerin kimlerin önceliklerine göre hareket etmeyi tercih ettiği, kararları öncelikle kimlere göre aldığı da en az ilki kadar önemli sorun. Görüyoruz. İktidarın o çok meşhur ve mutlak zorlama gücünün de sosyal kapasitesinin de sınırlarını; sermaye ile ilişkileri ve tercihleri belirliyor. Bu, o mutlak yetkiyi kullanmayacakları anlamına gelmiyor. Kullanırlarsa, yine kimlerin çıkarlarıyla uyumlu olarak devreye sokacaklarını kavramamız için bir turnusol kâğıdı bu yaşananlar.

Tam da bu yüzden, sadece demokrasi demek yetmez. Demokrasinin sosyalleşmesi, halkın kendisini etkileyen ekonomik kararlara katılabilmesi, sınırlı bir azınlığın çıkarının hepimizin çıkarı gibi sunulmasının engellenmesi gerekiyor.

Bu önemli bir yol ayrımı. Sağlığa, halkına, çalışan çoğunluğa yatırım yapan sosyal bir devlet zorunlu. Ama yol ayrımı sadece burada değil, devam edeceğiz.


Yazarın Son Yazıları

İstanbul 28 Mart 2020
Tuzak 7 Mart 2020
Yanlışta ısrar 29 Şubat 2020
Parazit sistemi 15 Şubat 2020