Kahramanlık yapmadan direnmek!

13 Şubat 2020 Perşembe

Baskıcı rejimlere “direnmenin” çok zor olduğu düşünülür...

Genellikle baskıya karşı “direnmenin”, “kahramanlık” denilebilecek tutum ve davranışlar gerektirdiğine, “kahramanlıkların” ise büyük bedeller ödenmesine yol açtığına inanılır.

Çünkü baskıcı rejimler ödül ve cezayı çok sık ve aşırı kullanırlar:

Boyun eğenleri, biat edenleri, köleliği kabul edenleri derhal ve büyük ölçüde ödüllendirirler...

Muhalif olanları, “direnenleri” dışlarlar, cezalandırırlar, işten atarlar, hatta hapse tıkarlar.

Ama kahramanlık ve bedel ödeme konularındaki bu düşünce ve inançlar yanlıştır:

Baskıcı rejimlere, hiçbir kahramanlık yapmadan, hiçbir bedel ödemeden, son derece etkili bir biçimde direnmek de olanaklıdır.

***

Çıkarcı yani menfaatperest, paragöz, soyguncu, vurguncu, yağmacı, biatçı, köle olmadıkları ve baskıcı iktidardan beslenmedikleri halde:

Rahatlarını bozmak istemeyenler...

Viran hanelerindeki çoluk çocuğu yani “evlâd-ü ıyâli” düşünerek ekmeğiyle oynanır diye korkanlar...

“Fazla konuşma, büyüklerimiz bizden iyi düşünür” diye yetiştirilmiş olanlar...

Ülkeyi kurtaracak bir tek ben mi kaldım” diye düşünenler...

“Böyle gelmiş, böyle gider” diyenler...

“Etliye sütlüye karışmadan” yaşamayı ilke edinmiş olanlar...

Zayıf kişilikli, ezik olanlar...

Güce tapanlar...

Veya en önemlisi:

Demokrasi, Laiklik, İnsan Hakları, Adalet gibi kavramlarla, geçim dertlerinin ve evlerine giren yetersiz gelirlerin baskıcı siyasal iktidarla ilişkisini kuramayanlar...

Baskıcı rejimlere karşı direnmezler, korkarlar ve baskıya sessizce boyun eğerler.

***

Aslında “işinde gücünde olan”, dünyaya veya topluma “çekidüzen vermek” gibi yüce (!) duygulara sahip olmayan “normal bir insanın” tutum ve davranışını belki de Nobelli yazar Coetzee, felsefi plana da taşıyarak çok iyi belirlemiştir.

Benim tasvip etmediğim, kendi siyasal tutum ve davranışını:

“Kötümser anarşistik sessizlikçilik”...

Veya “Anarşist sessizlikçi kötümserlik”...

Veya “Kötümser sessizlikçi anarşizm”...

(Pessimistic anarchistic quietism, or anarchist quietistic pessimism, or pessimistic quietistic anarchism)

Olarak tanımlıyor ve şöyle açıklıyor:

Anarşist, çünkü iktidara karşı.

Sessizlikçi, çünkü değişme arzusunu ifade etmenin insanı iktidara yönelteceğini düşünüyor.

Kötümser, çünkü değişmenin olanaklı olacağına inanmıyor.

(Kaynak için bknz: Zülal Kalkandelen/ Dünyalı Yazılar, 5 Ekim 2009 Pazartesi, “Irk Temelli Siyasete Coetzee Yorumu”, Cumhuriyet Pazar Dergi/4 Ekim 2009)

Beni tanıyanlar tahmin ederler ki, ben bu üç niteliğe de karşıyım:

Anarşist değilim...

İyimserim...

Değişmeye inanırım ve sesimi de çıkarırım!

***

Bütün baskıcı iktidarlar, otoriter yönetimlerinin meşruiyetleri için “sandıktan çıkmış olmayı” gerekçe olarak belirtir, ödül ve ceza yöntemi yanında “en etkili araç olarak da medyayı” kullanır.

Dolayısıyla, hiçbir kahramanlık gösterisine girişmeden, hiçbir riske girmeden ve hiçbir bedel ödemeden yapılacak iki basit şey vardır:

1) Sandığa gidip, baskıcı iktidara değil, özgürlükçü muhalefete oy vermek.

2) Baskıcı iktidarın yayın organlarını almamak, okumamak, izlememek, dinlememek, seyretmemek ve muhalif gazete ve televizyonları izlemek, okumak, seyretmek.

Yani solcu kılığındakilerinsandığa gitmeyin”, “seçimleri boykot edin” propagandalarına kulak asmadan, sandığa gitmek ve baskıcı iktidar hariç istenilen bir partiye oy vermek...

Baskıcı iktidarın yandaşı olan medyanın reklamlarına, ilanlarına kanmamak, bunları almamak, izlememek, okumamak, seyretmemek...

Yine solcu ve anarşist kılıklılarınmedyayı izlemeyi bırakın” önerilerine kulak tıkayarak muhalif gazete ve televizyonları izlemek, okumak, seyretmek.

Bu açılardan Türkiye’deki 31 Mart ve 23 Haziran 2019 seçimleri, evrensel açıdan yazdıklarımın gerçek olduğuna ilişkin ulusal bir kanıt, yine Türkiye’de CHP’nin CNN TÜRK boykotu, çok geç atılmış da olsa, örnek bir ulusal adımdır.


Yazarın Son Yazıları

COVID-19 affı 22 Mart 2020