Erdal Sağlam

Yüksek büyüme ve bozulan ekonomik denge

22 Temmuz 2021 Perşembe

Ekonomi yönetimi, bozulan makroekonomik dengeye rağmen tercihini yüksek büyüme yönünde yapmaya devam ediyor. Daha doğrusu; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilindik ekonomi anlayışını, ekonomi yönetiminin dengeleyemediğini görüyoruz. 

Halbuki Erdoğan’ın “ne pahasına olursa olsun yüksek büyüme” hırsının ekonomi yönetimi tarafından dengelenebildiği yıllar, Türkiye ekonomisinin yakın geçmişteki başarılı yıllarıydı. Özellikle 2007 yılına kadar uygulamada olan IMF programı, ardından da eski bakan ve bürokratlar, Erdoğan’ın popülizmini bir süre daha dengeleyebilmiş, bu da ekonomik başarıları beraberinde getirmişti. Hatta çok rahatlıkla “Erdoğan’ın uzun yıllar iktidarını sürdürmesinin en büyük nedeni göreve geldiğindeki IMF programı ve ardından mali disiplini sürdüren ekonomi yönetimiydi” diyebiliriz. Bir başka deyişle, başından beri Erdoğan’ın ekonomi anlayışını tümüyle hayata geçirmesi engellendiği için ekonomide başarılı gelmişti.

Ali Babacan’ın bakanlığı döneminde başta Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tüm yatırımcı bakanlıkların talepleri frenlenmiş, kabinede ciddi tartışmalar yaşanmıştı. Ne zaman ki Erdoğan tüm kararları tek başına alıp çevresindeki uzmanları temizledi, işte ondan sonra verilen kararlar ekonominin giderek bozulmasına neden oldu. İhale Yasası gibi kritik düzenlemeleri iktidara geldiğinden bu yana bozmaya çalışan Erdoğan’a, dönemin bakan ve bürokratları yeterince direnç gösterememişlerdi. Bu eğilim sonunda tüm bağımsız ve düzenleyici kurumların politikacıya tümüyle bağlı sıradan birer idari birim haline gelmesine neden oldu, bu da ekonomideki bozulmayı hızlandırdı. 

Ekonomide işlerin çığırından çıktığı tarih ise Cumhurbaşkanlığı sistemindeki değişiklik oldu. Daha önce başlamıştı ama Cumhurbaşkanlığı başkanlık sistemi denilen yeni sistemle birlikte her alanda olduğu gibi ekonomideki bozulma da hız kazandı. Devlet yönetiminde liyakatin tümüyle yok olması, her kurum gibi bağımsız kurumların da artık tümüyle tek kişinin kararlarına bağlı kılınması, ortak aklın tümüyle yitirilmesi, her gün değişen karar ve kanunlar işin çığırından çıktığının kanıtları. 

Arada çok sıkışınca, duvara çarpmadan ekonomi yönetimi değiştirildi ama 3-4 ay içinde tekrar Erdoğan’ın anlayışının hâkim olduğunu gördük. İşte içinde bulunduğumuz iklim, böyle bir anlayışın hâkim olduğu, bu nedenle de makro dengelerin hızla bozulmaya devam ettiği bir dönem.

BAKAN ELVAN’IN ÇABASI

2020 Kasım ile 2021 Mart arasında hâkim olan, iç ve dış piyasalarda kabul gören ekonomi yönetiminin kilit isimlerinden Naci Ağbal görevden alınırken, ikinci isim Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan görevine devam ediyor. Tek başına kaldığı ve yeterince yetki kullanmasına izin verilmediği için, Elvan’ın tek başına “rasyonel ekonomi politikaları uygulama çabası” yeterli olamıyor. Geçen hafta Türkiye’de faaliyet gösteren Alman şirketlerinin üst düzey yöneticileri ile bir araya gelen Bakan Elvan, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulunup katılımcılara Türkiye’deki yatırım fırsatlarını anlatmış. Geçen yıl Türkiye ekonomisinin yüzde 1.8 büyüdüğünü hatırlatan Elvan, bu yılki büyümeye ilişkin öncü göstergelerin çok olumlu geldiğini, Türkiye ekonomisinin yılsonunda yüzde 7 civarında bir büyüme gösterebileceğini söylemiş.

Bakan Elvan da ister istemez “sadece yüksek büyüme ile övünme” havasına girmiş gözüküyor. Bu büyümenin sürdürülebilir olmadığını çok iyi bilen Bakan, mevcut büyümenin kalitesiz, dengesiz, istihdam yaratmayan bir büyüme olduğunun da bilincinde. O nedenle büyümenin sektörler arasında paylaşımı düzelten her rakamı gördüğünde, “Dengeli ve sağlıklı büyüme yolunda önemli bir adım” olarak vurgulamayı, özellikle yapıyor.

Halbuki yerli ve yabancı tüm yatırımcılar gibi Alman yatırımcılar da biliyor ki uygulanan ekonomi politikaları rasyonel değil, yüksek büyüme makro dengeleri bozuyor ve risklerin büyüdüğü bir ekonomik iklim yaratıyor. Yani herkes biliyor ki enflasyon yükselmeye devam ediyor, bu nedenle büyük ihtimalle faiz artırılması gerekecek ama Cumhurbaşkanı’nın baskısıyla faizin artırılmayıp aksine indirilmesi daha büyük ihtimal olarak gözüküyor. Bu karar, ekonominin yeniden duvara çarpmasına neden olabilir. 

Sadece ekonomide değil, dış politikada ve içerideki siyasi kamplaşmada da gerilimlerin arttığı bir politikanın tercih edildiği, bunun ekonomi için riskleri daha da büyüttüğü yine herkesin bildiği bir durum.  

Bakan Elvan’ın “para politikasında ortodoks uygulamaların devam edeceğini” söylediği Alman yatırımcılar, böyle bir politika uygulanmadığını da biliyor.

Özetle: Bakan Elvan kişisel itibarını tehlikeye atarak tek başına çabalasa da Erdoğan’ın anlayışının tümüyle hâkim olmasını önleyemiyor.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları