Hindistan seçimleri ve umut

13 Haziran 2024 Perşembe

Hindistan’da,19 Nisan’la 1 Haziran arasında yaklaşık 1 milyar seçmenin katıldığı genel seçimler yapıldı. İnsanlık tarihinin bu en geniş katılımlı seçimlerinin sonuçları 2014’ten bu yana Hindistan’ı yöneten BJP lideri Başbakan Modi için bir düş kırıklığı oldu. Modi’nin meclisteki sandalye sayısı 303’ten 240’a düştü. Modi 543 üyeli mecliste çoğunluğu sağlayamadı. Modi’yi destekleyen ittifakın iskemle sayısı az da olsa artarak 49’dan 53’e yükseldi. BJP ve bağlaşıklarının oluşturduğu Ulusal Demokratik İtifak (UDİ) blokunun toplam iskemle sayısı 293’e ulaştığından yeni hükümeti yine Modi kuruyor.

BOŞ UMUTLAR YERSİZ KORKULAR

Hindu milliyetçisi Başbakan Modi’nin rejiminin karakterini nihayet anlamaya, onu “otoriter”, “illiberal” sıfatlarıyla tanımlamaya başlamış olan ana akım Batı medyasında, seçim sonuçları sevinçle karşılandı: “Demokrasi Modi’ye ayar vermişti”, “Kanatları kırpılmıştı”, “Bu, Hindistan demokrasisinin zaferiydi”.

Ana akım medya, karşısında, tarihin en eski faşist projelerinden Hindutva’nın olduğunun adeta farkında değildi. Modi bu projenin bağrından gelen bir militandı. 

Dahası o medya, seçimlerin ağır baskı altında, milyonlarca Müslüman seçmeni kâh dışlayarak kâh sandığa gitmelerini, gidebilenlerin oy vermesini şiddet yoluyla engelleyerek gerçekleştiğini, hatta BJP’nin sokak zorbalarının, yandaş polisin muhalefet politikacılarına yönelik şiddetini çoktan unutmuştu. 

Ana akım medya gerçekleri görmeye de niyetli değildi: Modi ve BJP, 2014’ten bu yana devlet kurumlarını adım adım ele geçirdi. Eğitim sistemi Hindu dini ve mitolojileri üzerinden, diğer inançları ve seküler disiplinleri geriye iterek, hatta bastırarak, tarihi yeniden yazarak (“Hitler’in ülke içindeki başarıları” filan), ülkeye bağımsızlığını kazandıran seküler cumhuriyetçi geleneği unutturmaya çalışarak yeniden şekillendirildi. Medya, üniversite yönetimleri Ulusal Seçim Kurulu (YSK gibi) BJP’nin denetimi altına girdi. BJP militanlarının, muhalifleri, Müslümanları, Sihleri, Hıristiyanları terörize etmesine göz yumulur oldu. Evet seçimler yapıldı ama devleti ele geçirmiş, dinci ırkçı ve açıkça soykırımcı Hindutva faşizminin kitlesel, kurumsal, kültürel “mimarisi” yerli yerinde duruyordu. 

Bu boş umutlara karşın hem realitenin bir parçası olan hem de realiteyi çok iyi temsil eden uluslararası sermayenin temsilcilerinin refleksi çok anlamlıydı. Bunlar, iş çevrelerinin sevgilisi Modi’nin oylarının düştüğünü görür görmez kapıya yöneldiler. Bombay borsasında en büyük 50 şirketi izleyen BSE indeksi 4 Haziran’da yüzde 5.8 değer kaybetti. Ancak aslında korkulacak bir durum olmadığı, her şeyin yerli yerinde durduğu anlaşılınca indeks 5 Haziran günü yüzde 6.5 değer kazandı, 2019’dan bu yana izlediği yükselme trendine geri döndü. Umutlar boştu korkular ise yersiz.

GERÇEK ACI AMA UMUTSUZ DEĞİL

Yeni hükümeti yine Modi liderliğinde BJP ve UDİ grubu kuracak. Modi bu seçimlerin sonuçlarının bir daha tekrarlanmaması, Hindutva faşizmi sürecinin ilerlemeye devam etmesi için kısa ve uzun dönemli önlemler almaya başlayacak. Kısacası, liberal demokratik perspektiften bakınca karşımızda acı bir gerçek var: Modi ve “süreç olarak faşizm” bu parlamenter sistem içinde, seçim sandığında durdurulamaz! 

Buna karşılık umut var ama başka yerde; örneğin 2020 Eylül’ünde, Modi hükümetinin gündeme getirdiği tarım yasalarına karşı çiftçilerin kitlesel protestolarla kazandıkları zaferde. 

Çiftçiler Modi’nin neoliberal politikalarının asgari destek fiyatı sistemini ortadan kaldıracağını, büyük şirketlerin tekelci gücü karşısında küçük çiftçinin yıkıma sürükleneceğini hemen gördüler. Modi’nin bu planlarına karşı Pencap ve Haryana’da başlayan protestolar hızla ülke geneline yayıldı, traktör konvoylarıyla eylemler, polisle çatışmalar başkent Delhi’nin çevresine kadar geldi. Hükümetle müzakereler başarılı olamadı, protestolar hız kesmeden devam etti. Sonunda, Modi yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı, söz konusu yasaları 29 Kasım 2021’de resmen geri çekti. Bu zafer, Hindistan’da politikaların şekillendirilmesinde, çiftçilerin emekçilerin haklarının korunmasında birleşik, kararlı bir direnişin ne kadar etkili olabileceğini gösterdi. Umut, kitlesel direnişin, “sivil itaatsizlik” eylemlerinin gücündeydi.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları