Boğaziçi Üniversitesi’nin aydınlığı

13 Ocak 2021 Çarşamba

Boğaziçi Üniversitesi’nin konumu, binaları ve kendine has özel değerleri ona ayrı bir kişilik kazandırmıştır. Bugün eğitimde her fakültenin ayrı değeri olduğu gibi ders dışı etkinlikler ve kulüpler, onun değerleridir. Okulun tarihindeki futbol sahasında (şimdiki yeşil saha) yer alan spor bayramı, yıllar boyu öğrenciler ve konukların ilgi odağı olmuştur.

Kampusun simge binası Albert Long Hall ilk gençliğimizde sahnesinde konser verdiğimiz sonra da Büyük Toplantı Salonu adını alan, 158 yıllık bir değerdir.

Prof. Dr. Üstün Ergüder’in rektörlüğü zamanında, okulun bir öğretim görevlisi olarak başlattığım klasik müzik konserleri İstanbul’un bir kültür ayağı haline geldi ve 25. yılına giriyor. Sponsor bulmak, sanatçı seçiminde hazırladığım programlara destek olmak konusunda başta Prof. Dr. Oya Başak olmak üzere, okulumuzun profesörlerinden oluşan değerli bir komite yıllar boyu bana destek oldu.

Kısa zamanda üst düzey sanatçılar kadar çok nitelikli bir dinleyici kitlesi edindik. Dünyanın en ünlü isimlerini ağırladık. Türkiye’ye daha önce gelmemiş büyük sanatçılardan Alfred Brendel ve Martha Argerich gibi. 1996’daki ilk sanatçılarımız İdil Biret ve Fazıl Say olmuştu. Her bir sanatçı Albert Long Hall’un doğal, harika akustiğine, çıt çıkarmadan izleyen konser dinleyicisinin müziğe ve sanatçıya saygısına, ayrıntıyla hazırlanmış program notlarına, Steinway piyanolarımızın kalitesine, konser öncesinde, arada ve sonrasındaki saygıya hayran kalıyordu. Öğrenciler, öğretim üyeleri, eski mezunlar Etiler Huzurevi sakinleri ve İstanbul’un konser meraklıları bu ortamda buluşuyor, neredeyse nefes almadan konseri izliyor ve sonunda aşağıya inip sanatçıyı kutlamak için sıraya giriyorlardı. Konserler aynı zamanda sosyal buluşmalar olmuştu. Dünyanın bir ucundan veya yanı başımızdan gelen sanatçıya bu kadar yakın olabilmek her konser mekânında bulunur özellikler değildir. Yabancı konuklarımız da tarihi Kennedy Lodge gibi Boğaz manzaralı misafirhanemizde ağırlanmanın keyfini sürüyorlardı.

Üstün Ergüder Hoca’dan sonra bütün rektörlerimiz bize destek oldu. Kimi sponsor bulmamıza yardım etti, kimi her çarşamba eşiyle birlikte konserimize geldi, sanatçılarımızı kutladı, hatta onlarla yemek yedi. Bugüne kadar konserlerin içeriği veya çağrılacak sanatçılar üstüne hiçbir rektörümüz bize ısrar etmedi.

Sanatçılar o denli mutlu oluyorlardı ki Argerich gibi dünyanın peşinden koştuğu bir piyanist hemen iki yıl içinde bir kez daha geldi. Elimizdeki değerler Batı’nın en ünlü konser mekânlarını aratmıyordu.

Şimdi zaman zaman Mezzo müzik kanalında rastladığım dünyanın en ünlü isimleri bize ilk kez konuk olduğunda henüz şöhrete tırmanmamışlardı. Örneğin Khatia Buniatishvilli gibi. Ulaşılması çok zor olanları da getirmiştik: Orgcu ve orkestra şefi Martin Haselböck, kemancı Shlomo Mintz, soprano Emma Kirkby, çellist Gautier Capuçon. Çellist Daniel-Müller Schott, şef ve çellist Alexander Rudin gibi.

Her birisi tarihi konserler verdi. Hayatında ilk resitalini o sahnede vermiş, ilk konserlerinden birini bir orkestrayla o sahnede çalmış ve sonra da ünlenmiş öyle çok Türk genci sayabilirim ki! Örneğin yedi buçuk yaşında çalan Elvin Hoksa! Can Çakmur, Veriko Çumburidze, Alican Süner, Toros Can gibi. Ve devlet sanatçılarımızın klasik müzik kanadındaki hemen hepsi konuğumuz oldu: Gürer Aykal, Pekineller, İdil Biret, Suna Kan, Ayla Erduran, Gülsin Onay, Ayşegül Sarıca gibi.

Nice sanatçı bize tembih etti, bu salonun değerini bilin, çok yüksek desibelde müzik çaldırtmayın, dediler. Umarız koşullarla birlikte değerler ve konser türleri de değişmez. Örneğin heavy metal konserleri yapılacaksa aman dikkat: Ses yükselticiler hem 150 yıllık orgumuz hem de salonun akustik yapısı için son derece tehlikeli olacaktır.


Yazarın Son Yazıları

Yeni yıllar eskirken 30 Aralık 2020
Kayıtlardaki emekler 23 Aralık 2020
Kadife sesler 16 Aralık 2020
Başkentte müzik zirvesi 2 Aralık 2020
Filarmoni ve senfoni 7 Ekim 2020