Hikmet Altınkaynak

Ebubekir Hazım'lar Ölmez...

09 Mart 2010 Salı

Bir devlet adamı olduğu kadar, yazdığı öykü, roman ve anılarla Türk romanının öncülerinden sayılan Ebubekir Hazım Tepeyranın 1910da yayımladığı Küçük Paşa adlı romanı 100 yaşında. Kitabı ve kendi bugünlerde gündemde.

Roman, Niğdede doğup çocukluk yılları İstanbulda geçen, onu koruyup yetiştiren Paşanın ölümünden sonra da köyüne zorla gönderilen küçük bir çocuğun hüzünlü öyküsünü anlatıyor. Yazarı Ebubekir Hazım Tepeyran (Niğde, 1864-5 Haziran 1947), öykücü, yazar Oktay Akbalın büyük babasıydı. Niğdede Tepeviran Mahallesinde doğdu, Niğde Rüştiyesini bitirdi, özel olarak Arapça, daha sonraları da İzmirde çalıştığı yıllarda romancı Halid Ziya Uşaklıgilin katkısıyla Fransızca öğrendi. Fransızca olarak bir şiir kitabı bile yayımladı. Devlet hizmetine girdi, önce kâtip olarak Niğde, Konya ve Kastamonuda çalıştı, İzmir Vilayet Mektupçuluğunun (yazıişleri müdürü) ardından Dedeağaç Mutasarrıfı olarak göreve başladı. Kısa sürede çok önemli işler yaptı. Ayrıca birtakım hırsızlık ve yolsuzluk olaylarını ortaya çıkardı. Sorumluları yakalattı. Bir yandan da Avrupadan getirttiği teleskop, dürbün, fotoğraf makinesiyle gökyüzünü incelemeye, fotoğraflar çekmeye başladı. O fotoğrafları da kendi basıyordu. Fakat onun ne yaptığını bilemeyenler onu muzır işler yapıyor diye Saraya jurnalledi. Genç mutasarrıf araştırılmadan görevden alındı. Torunu Oktay Akbalın bana anlattığına göre, Ebubekir Hazım Bey, çektiği bu Dedeağaç fotoğraflarından güzel bir Dedeağaç Albümü oluşturdu. Bunu tanıdığı kişiler aracılığıyla Saraya ulaştırdı. Padişah II. Abdülhamit bu albümü görünce çok şaşırdı, çok beğendi. Böyle yetenekli bir insanın işsiz güçsüz kalmasını istemedi, görevden aldığı bu genç mutasarrıfı bu kez Musul Valiliğine getirdi.

Ebubekir Hazım Bey, Musul Valisiyken de boş durmadı. Yaptığı çok önemli çalışmalardan biri, halkın topraktan çıkardığı ve onu yakıp ısındığı, etrafını aydınlattığı şeyin çok önemli bir enerji kaynağı olan petrol olduğunun bilincine varıp Musullu işadamlarını bir araya getirerek, petrolün çıkarılmasını sağlamak oldu. Ama Almanlar onu bu işlerden uzak tutmak istiyorlardı. Musul Valiliğinden sonra Ebubekir Hazım Bey, Şûrayı Devlet üyesi (1903), Manastır ve Bağdat Valisi, Meşrutiyette Sıvas ve Ankara Valisi, İstanbul Şehremini, Hicaz Valisi ve iki kez Bursa Valisi ve iki kez de dahiliye nazırı oldu.

Tepeyran, hem Osmanlının dahiliye nazırıydı, hem de o sırada Milli Mücadeleye yardım ediyordu. Bu yüzden İstanbulda Divan-ı Harbe verildi ve idama mahkûm edildi. Karar sonradan ömür boyu hapse (kürek cezasına) çevrildi. Ama Tevfik Paşa Kabinesinin ilk uygulaması olarak, serbest bırakıldı. Özgürlüğüne kavuşunca hemen Ankaraya gitti. Milli Mücadeleye katkısını buradan sürdürdü. Milli Mücadele sonucunda Meclisin açılması, milli hükümetin kurulmasından sonra ise, Sıvas ve Trabzon valiliklerinde bulundu. İkinci Dönem Niğde Milletvekili seçildi. Bunu daha sonra 6. ve 7. Dönem (1939-1946) Niğde milletvekillikleri izledi. Zalimane Bir İdam Hükmü adlı kitabında kendi hakkında verilen idam kararını anlatıyor (Gürer Yayınları). Ebubekir Hazımın Türk edebiyatına Küçük Paşayı armağanı işte tam 100. yılını dolduruyor. Bunun kim farkında derseniz, yanıtı belki hiç kimsedir. Çünkü ülkenin gündemi çok ağır. Ama birileri de onu unutmuyor, yakında Ebubekir Hazım Tepeyran Roman Ödülünün kuruluşu, aday olma koşulları açıklanacak. Çünkü günümüzde de Ebubekir Hazımlara ihtiyaç var. Çünkü Ebubekir Hazımlar ölmez



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Okullar tatildeyken... 26 Ocak 2023

Günün Köşe Yazıları