Hikmet Altınkaynak

Güne estetikle, şiirle başlamak…

12 Mart 2020 Perşembe

Cumartesi sabahı evde kapı kolundan poşet içindeki iki gazeteyi alırken gazeteler arasında iki de paket vardı. Şaşırdım. Meğer postayla gelen kitap paketleriymiş. Hemen açtım, Cengiz Gündoğdu’nun Estetik Kategoriler (İnsancıl Yayınları), Selami Şimşek’in Gökyüzü Açık Kalsın (Öteki Yayınları) ile Atlara Sürme Çekin (Şiiri Özlüyorum Kitaplığı) yapıtlarıydı, “Güne estetikle, şiirle başlamak ne güzel” dedim. Üç gün önce de Cevat Çapan’ın Bir Başka Coğrafyadan (YKY) adlı şiir kitabı gelmişti.

İstanbul, güneşli bir gün yaşıyordu. Gökyüzü açıktı. Her ne kadar siyaset, sisli, öfkeli, savaş dilli olsa da geleceğe güvenenler vardı ve bunların iyimser olması, güçlü olması, kol kola girmesi, el ele tutması, direnmesi gerekiyordu. Yeter ki “gökyüzü açık kalsın” yeter ki “gün eksilmesin” ülkemiz üstünden dedim. Gökyüzü öyle açık görünse de siyaset öfkeli dedim ya, işte gazetemiz Cumhuriyet’i açınca, gerçeğin yansımasını günün manşetinde gördüm: “Dejavu yaşıyoruz / Gazetecilik saldırı altında. Barış Pehlivan da tutuklandı”. Evet bir gün önce yazar arkadaşımız Barış Terkoğlu tutuklanmıştı. Biraz ilerleyince sayfa ortalarında İnsanlığı utandıran kareler başlığı altında Yunanistan güvenlik güçlerinin Türkiye’den Avrupa’ya gitmek isteyen göçmenleri yarı çıplak halde geri gönderdiği gerçeği anlatılıyordu.

Göçmen olmak

Bir savaştan kaçıp gelen, koruyucu devlet olarak size sığınan insanları kucaklamak, yüce gönüllülüktür. Çünkü göçmen olmayı kimse istemez. İnsanın evini, yurdunu terk ettirilmesi çağdışıdır, insanlık dışıdır. Bu durumu 12 Mart’ta, 12 Eylül’de bir kısım vatandaşlarımız da yaşadı. Günümüzde de yaşayanlar var. Hiç kimse bunu yaşamamalı. Dünyaya barış egemen olmalı.

Ancak göçmenlik, insancıl amaçlardan uzaklaştırılıp siyasal amaçlara yönelince, sınıra gelen herkes yurda alınınca, bu iş amacından saptı. Vatandaşla göçmen yer değiştirmeye başladı! İşte bu aşamada gitmek isteyen göçmenlere Türkiye, sınır kapılarını açtı.

Aslında gitmek isteyen çok. Kalıp keyfine bakan daha çok! Söylendiğine göre, şu anda 7 milyonu aşkın bir göçmenimiz varmış ve bu, Türkiye’nin ekonomik, demografik ve siyasal yapısını elbette sarsmış durumda. Bu yüzden nüfusumuz 90 milyona dayanmış görünüyor. Gelen göçmenlerle birçok yaşam etkileniyor. Kim kazanıyor, kim kaybediyor belli değil! Ama Türkiye’nin kaybettiği kesin.

Tevfik Fikret’in şansı

Oysa Türkiye, göçmen deneyimi olan bir ülke. Geçmişte Rusya’dan, Balkanlar’dan, Almanya’dan gelen göçmenler oldu, pek sorun yaşanmadı, tersine, kimi alanda yararları bile oldu. Osmanlı - Rus Savaşı’ndan (1877) İstanbul’a kaçıp gelen göçmenler, camilere, okullara yerleştirildi. Aksaray’da bulunan Mahmudiye Valide Rüştiyesi de bunlardan biriydi. Bu okulda öğrenime başlayan Tevfik Fikret de okullarına el konulması yüzünden Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) nakledildi. Orada yatılı olarak okudu. Birincilikle de bitirdi. Belki de bu nedenle okuduğu lise Tevfik Fikret’i ortaya çıkardı. Bu olaya Fikret’in başarısı kadar, şansı diye de bakabiliriz. Balkanlar’dan gelen göçmenler içinden de bir İsmail Hakkı Tonguç çıktı. Köy Enstitüleri’ni kurdu. Hasan Âli Yücel’le birlikte eğitim reformunu yaptı. Bu da güzel.

Almanya’dan gelenler

Almanya’dan 1933-45 arası Hitler’den kaçıp gelen bin dolayında eğitim, bilim, sanat insanı göçmene, genç Türkiye Cumhuriyeti kucak açtı. Kültür kurumlarında Atatürk ve Hasan Âli Yücel’in isteğiyle yönetici, öğretim üyesi olarak görev verildi. Çağdaş Türkiye’nin yapılanmasına büyük katkıda bulundular. Savaş sonrası Almanya’ya dönenlerse, edindikleri bilgi ve deneyimleri bu kez yıkılan Almanya’nın yeniden kurulması için aktardılar. Dolayısıyla göçmenlik böylesine güzel gelişmelere de yol açtı.

Ya günümüzde Suriye’den gelenler, ülkemiz için ne yaptılar, ne yapıyorlar? Kapılar açılır açılmaz kendilerini neden dışarı attılar? Avrupa neden kapıları kapattı? Nedir bu konudaki gerçekler? Bilen var mı? 

Güne ve yazıya estetikle, şiirle başladım, savaşla bitirdim, kusura bakmayın! Yaşanan gerçeklerden kaçılmıyor.

Bugün 12 Mart! Hatırlayın: Devrimcileri nasıl susturmuşlardı. Ne acılar yaşanmıştı!

Ama sözün ve gazetecilerin bir gün tam özgürlüğe kavuşacağı gerçeğini de hiç unutmayın!


Yazarın Son Yazıları

Evde tek başına! 2 Nisan 2020
Korona öyküleri… 19 Mart 2020
İmza günü şenliği 27 Şubat 2020
Aşkın ömrü 74 yıl 23 Ocak 2020