Bir milyon Suriyeli

05 Şubat 2020 Çarşamba

Geliyorlar. Sınıra doğru. Kırk kilometre uzaktan.

Araçla gelseler bir saatlik yol. Hızlı hızlı yürüseler... sabahtan akşama... sekiz saat. Ağır ağır yürüseler bir gece, bir gündüz. Sürünerek gelseler bir hafta.

Arada füze düşse üstlerine...

Mayına bassalar...

Tanklardan taransalar...

Ağır silahlarla vurulsalar...

Kalpleri dursa... dayanamasa...

Cesetlerini gömseler sağa sola...

Çocuklarının üzerine kapansalar...

Yaşlılarını sırtlarına alsalar...

Çok soğuk olsa, yağmur yağsa, fırtına çıksa...

Valizleri çalınsa, suları bitse, soyulsalar, dövülseler, taciz edilseler...

Bohçalarını sürükleye sürükleye, ölülere basa basa, ülkeleri için savaşmaktansa, ülkelerinden kaçsalar... 

O ordu bu orduyla savaşırken ve bu ülke bu orduyu, şu ülke şu orduyu desteklerken, hesaplar yapılıp hesaplar bozulurken, gözü dönmüş devler ülkelerinin üzerinde tepişirken...

Yanan, yakılan, arada kalan son güvenli bölgeden yola çıksalar...

Buralarda kendilerine yardım ediliyor diye, buralarda hayata tutunma umudu var diye, çocukları belki okula yazılır diye, iş bulurlar diye, komşu devlet yardım eder diye, sağ kalırlar diye...

Onu erkek, üçü kadın, beşi çocuk, yedisi yaşlı, sekizi genç öle öle, gelseler bu ülkeye.

Bir milyon Suriyeli yazsa ekranda. 

Dev bir sayıya kalbinden çivilenmiş bir gerçek, çeşitli filmler, diziler, yarışmalar ve haberler verilirken alttan yazı olarak geçse.

Rakamla 1 000 000, yazıyla bir milyon.

Sen yüzünü ekşitsen. “Zaten buralar doldu” diye söylensen. “Yetmedi” desen. “Oy için neler yapıyorlar” desen. “Ülkeyi Suriyelilerle dolduruyorlar” desen. Desen de desen. İktidara sövsen. Suriyelilere sövsen...

Bir savaşa sövmesen. 

Aklına her şey gelse de bir tek savaşa sövmek gelmese. 

Bir dilin her şeye dönse de, bir savaşa sövmeye dönmese.

Öfken her şeye kabarsa da bir savaşa kabarmasa. 

“Ne işi var Suriyelilerin burada” demeye dönen dilin bir “ne işimiz var bizim oralarda” demeye dönmese. 

Şehitlerini saysan, saysan, saysan... bitmese. 

Sonra...

Ekmekten bir lokma alsan ve yanındakiyle şakalaşsan ve telefonunu karıştırsan ve ay sonunu nasıl çıkaracağını hesaplasan, işini kaybetmekten korksan, faturalara hayıflansan, biraz uyusan, biraz uyansan, yarın yapacaklarını ve öbür gün yapacaklarını ve bu mevsim yapacaklarını ve sonraki mevsim yapacaklarını düşünsen...

Arada da dönüp Suriyelilere sövsen...

Ne kadar sürer o bir milyon kişinin o kırk kilometreyi aşması, yürümesi, sürünmesi, ölmesi?

İçlerinden kimilerinin telef olup gitmesi?

Kalanların bu ülkedeki sistemin boşluklarına yerleşip kendileri için iyi, onları sevmeyen bir ülke için kötü şeyler düşüne düşüne, hayatta kalma, tutunma, belki bir gün geri dönme ya da hiç dönmeme hayalleri kurması?

Ne kadar sürer bir savaşın hem onlar için hem de senin için gerçek bilançosunun çıkması?

***

Şu günlerde bir virüsten korkuyorsun ya... 

Ondan korktuğun gibi kork savaştan.

Savaş...

Binlerce yıldır önlenemez bir şekilde ülkeden ülkeye yayılıyor ve hem insanı hem insanlığı öldürüyor.

Her yanına, her haline bulaşıyor. 

Seni sana kırdırıyor.


Yazarın Son Yazıları

Korona dersleri 2 18 Mart 2020
Korona dersleri 13 Mart 2020
Sansürle eğitilmek 6 Mart 2020
Bekçiler ve vatandaşlar 28 Şubat 2020
En az üç çocuk 21 Şubat 2020