Savaşın cazibesi

10 Ocak 2020 Cuma

Şu anda Amerika’da vatanı için gözünü kırpmadan canını vermeye hazır olan askerler...

Ve aynı anda İran’da gözünü kırpmadan vatanı için canını vermeye hazır olan askerler...

Ve şu anda Amerika’da gözünü kırpmadan o askerlerin ülkeleri için canından olmasını umursamayan iktidarlar...

Ve aynı anda İran’da gözünü kırpmadan o askerlerin ülkeleri için canından olmasını umursamayan iktidarlar...

Birbirlerine barış çağrısı yaparken de savaş çığlıkları atarken de aynı tonda ses çıkarıyorlar.

İnsanlığa barışla savaşın aslen aynı şey olduğunu küstahça hatırlatıyorlar.

Birbirine kuyruğundan bağlı bu iki kelime...

Şu anda olan biteni bir spor karşılaşması gibi uzaktan izleyen diğer insanların...

Diğer ülkelerin ve diğer iktidarların nezdinde...

Anlamını iyice yitiriyor.

Herkes aslında bal gibi biliyor.

Ne savaş “savaş” ne de barış “barış” demek bu ilişkilerde.

Dünyanın, başından beri paylaşa paylaşa tüketemediği topraklar...

O toprakların altındaki ve üstündeki tükete tükete bitiremediği kaynaklar...

O değerlerin altını üstünü devamlı kana bulayan sonu gelmez ırk, din, mezhep bahaneli savaşlar.

Bu savaşları göz göre göre çıkaranlar...

Savaşın aslında ne demek olduğu okullarda okutulmadığı için bu kadar rahatlar.

Ülkeyi kendisine ait zanneden insan, bu sistemde aslen kendisinin o ülkeye ait olduğunu kavrayamadığı için...

Ülkesi adına gözü kapalı girdiği savaşlardan gene gözü kapalı çıkıyor.

Devlet adamları da insanın bu gafletine güvenerek rahatça savaş çığırtkanlığı yapıyor.

Anca...

Bir filmde, romanda, hikâyede, oyunda, şiirde, resimde, şarkıda...

Anca bir kurguda, savaşın korkunç yüzünü görmeye ve o karşılaşmanın kısa süreli sarsıcı etkisinden hızla sıyrılmaya...

Kendini, kurgusal dünyanın gerçek dünyadan daha vahşi olabileceğine inandırmaya...

Ve gerçek dünyanın vahşetini bu şekilde olağan karşılamaya programlanmış akılların tercihleriyle iktidara gelenler...

Bu aklın körlüğünde önlerine gelen ne varsa ezerek rahatça ilerliyor.

O yüzden hiçbir ülkede çocuklara savaşın gerçek yüzü ve anlamı okullarda öğretilmez.

Bu gerçeği...

Devlet ve iktidar karşısında başınızı önünüze eğmekten vazgeçmeyi akıl ederseniz...

İşten eve evden işe, sırtınıza yüklenen ortak kaygılarla gitmeyi reddederseniz...

İçinize kapanmaz, sokağa çıkarsanız...

Etrafınıza “kendi” gözlerinizle bakarsanız....

Ve aklınıza yatmayanı yapmaz...

Aklınıza yatanı “yapma” denilmesine kulak asmadan ve toplum dışı kalmaktan korkmadan inadına yaparsanız görürüsünüz.

Size “yap” denilen şeyler sistemin vidalarını sabitler.

Bir şeylerin değişmesi için önce o vidaların gevşemesi icap eder.

Bu savaş yüzünden çok yakında ölecek olanlar, farklı farklı birbirinden çok ama çok uzak ülkelerde canlarını feda etmek için sıradalar.

Onlar her asker gibi vatanları için öldüklerini sanacaklar.

Oysa sadece hiç tanımadıkları birileri ceplerini doldursun diye, tarihin sayfalarına gençliğin izini taşımayan üniformalı fotoğraflarla, anlamını yitirmiş birer isim olarak kaydolacaklar.

O yüzden savaşların biri biter bitmez bir diğeri başlamakta.

Savaşa karşı yükselen tüm seslere sağır olan toplumlar, oy verdikleri iktidarların çocuklarının canını almasına her coğrafyada ve her zamanda kayıtsız kalmakta.

İktidarlar da;

Savaşın, uluslararası kanunlarla düzenlenmiş bir serbest cinayet hakkı olarak kodlanmış olmasının rahatlığında.

Oysa herkes biliyor, insanlığın cazibesinde boğulduğu her savaş aslen birilerinin kazanç kapısıdır.

Bu kapıyı büyük devletler tutar ve o büyük devletler oradan geçmeye kalkışan küçük devletleri yutar.

Tecrübeyle sabit.


Yazarın Son Yazıları

Korona dersleri 2 18 Mart 2020
Korona dersleri 13 Mart 2020
Sansürle eğitilmek 6 Mart 2020
Bekçiler ve vatandaşlar 28 Şubat 2020
En az üç çocuk 21 Şubat 2020