Kadın cinayetlerini yargılama cinayeti!

25 Şubat 2020 Salı

21 Şubat günü Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, akademisyen Ceren Damar Şenel’in katledilmesine ilişkin davanın karar duruşması, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun birkaç açıdan göstergesiydi.

Mahkemelerde adaleti aramak gibi duruşma salonlarını bulmak da kolay olmuyor. İzlemeye gelenlerin çokluğu nedeniyle duruşma başka bir salona alınmış. O salonla yanındaki salon birleştirilir gibi yapışmış. İki salon arasındaki birkaç metrelik kapı açılmış. Yine de pek çok kişi ayakta kaldı.

Sembolleşen davalar, sorunların daha görünür kılınmasını sağlıyor.

Duruşmayı izleyenler, Ceren Damar Şenel’in avukatları kadın ağırlıklıydı. 

Kadın cinayetleri Türkiye’nin ciddi toplumsal travmalar yaratan bir sorunu. Bu bir gerçek. Bunun yanında cinayetlere sessiz kalmayan, kadınların temel insan haklarını savunan ciddi bir direniş hattı da var. Salonda selamlaştığımız kadınların neredeyse tamamı örgütlüydü. Kadın meclisleri, kadın cinayetlerini izleme grupları, başta CHP olmak üzere partilerin kadın kolları temsilcileri...

Bu alanda verilecek mücadelenin ciddi bir zemini olduğunu gösteren bir tablo vardı salonda...

***

Ceren Damar Şenel’in babası Mustafa Damar’la duruşma öncesi konuştuk. Anne konuşacak durumda değildi. Aile bu acıyı büyük bir dirençle giymiş, taşımaya çalışıyor. Acının altında kalmamaları için toplumsal destek şart. Bir o kadar da hukuksal, yargısal destek şart...

Bir başka deyişle, ailenin, kamuoyunun, “bu tür cinayetleri işleyenler cezasını buluyor” demesi gerekiyor.

Katil Hasan İsmail Hikmet’in de elbette adil yargılanma hakkı var. Ancak katili savunan avukat Vahit Bıçak’ın söylemi, yöntemi neredeyse cinayet kadar ağır ve kabul edilemez bir durumdu. 

Kadın cinayetlerinde toplumda egemen kılınmaya çalışılan bir “savunma” yöntemi benimseniyor. Öne şu tür sorular atılıyor:

- Kadın da bir şeyler istemiş...

- O saatte orada ne işi vardı?

- Ama geçmişte şöyle bir yaşamı olmuş!

- Kıyafeti de manidar!

Bunlar buraya “yazabildiğimiz” cümleler.

Ceren Damar Şenel’i tabancayla ateş ettikten sonra 17 bıçak darbesiyle öldüren Hasan İsmail Hikmet’i savunan avukatın duruşma sırasında söylediği şu söze, mahkeme heyetinin otopsi raporunu anımsatıp müdahale etmesini bekledik:

17 bıçak çiziği!

O çizikler, Ceren Damar Şenel’in kafatasında, karaciğerinde, belinde, akciğerinde!

Bıçak’ın önceki duruşmalar gibi son karar duruşmasında da aslında asıl mağdurun katil olduğunu kanıtlamaya kadar giden “taciz” iddiaları yukarıda vurguladığımız bakışın tipik yansımasıydı.

Dün kendisini arayıp, onu eleştiren bir yazı yazacağımı söyledim. “Ben” dedi, “davayı şöyle bir dava olarak aldım ve savunmayı öyle yaptım”:

Bir öğrenci, öğretim üyesi tarafından tecavüze uğramış...

Soruyu tekrar sordum:

Katil, Hasan İsmail Hikmet mi tecavüze uğramış?

Evet yanıtını aldıktan sonra öteki söylediklerinin hükmü kalmamıştı!

***

Bıçak’ın avukatlık yapma yönetimi Ankara Barosu’nun gündeminde. Baro Başkanı Erinç Sağkan ve yönetiminin hukuku üstün tutan bir adım atacağına inanıyoruz.

Baba Mustafa Damar, 14 ay süren yargılamayı tam bir işkence olarak niteliyor. Toplumun büyük kesimindeki sessizliğe karşın özellikle gençlerin ve kadın örgütlerinin verdiği destekle ayakta durduklarını vurguluyor. Şimdi avukat hakkında karşı dava açıp yeni bir hukuk ve insanlık mücadelesine girecek. 

Mahkeme kararına göre, Hasan İsmail Hikmet, Ceren Damar Şenel’i, tasarlamadan, canavarca duygular içine girmeden ve eziyet çektirmeden öldürdü!

İnsanın aklına başlıktan başka bir şey gelmiyor!


Yazarın Son Yazıları

Tıp bilimi... 29 Mart 2020