Murat Ağırel... ‘MİT’olojik tutuklamalar!

10 Mart 2020 Salı

Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç’tan sonra Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel de yine Libya’da şehit olan MİT mensuplarının kimliklerini açıkladıkları gerekçesiyle tutuklandı. Aynı kapsamda Yeni Yaşam Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Çelik ve Yazıişleri Müdürü Aydın Keser de tutuklandı.

Söz konusu şehitlerin kimliği zaten daha önce açıklanmıştı. Bu durumda gazeteciler açıklanmış olan kimliği açıklama suçu işlemiş oluyor.

Yakın tarihimiz gazetecilerin, anlatılması, anlaşılması olanaksız gerekçelerle tutuklanmasına dair örneklerle doludur. Bu kararlar da o hanedeki yerini aldı.

Barış’lar daha ilk sorgudan sonra Silivri’ye gönderilmişti. Ağırel ise önce adli kontrolle serbest bırakıldı, ertesi gün sabaha karşı 04.30 sıralarında eski kayınvalidesinden kayınbiraderine kadar her yere baskın eşliğinde yakalama kararı çıkarıldı. 

Ağırel’in avukatı Onur Cingil’in yaptığı belgeli açıklamaya göre, aynı anda iki farklı karar yazılıyor. Karar metninin 9. sayfasında serbest bırakılsın, 10. sayfasında da tutuklansın yazıyor.

Bu kadarına pes...

***

Geçmişte de zaman zaman Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) gazetecilerden davacı olurdu. Bu tür davalar o günün yargı sistemi gereği Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde (DGM) görülürdü. Üç üyesinden biri asker olan bu mahkemelerde adı üstünde çoğunlukla “devlet” haklı çıkardı. 

Ancak bu davaların hemen tümü tutuksuz başlar, öyle devam ederdi. Anımsadıklarlarımdan biri sevgili arkadaşım Fikret Bilâ ile ilgiliydi. Bilâ hakkında Sivil Darbe Girişimi ve Ankara’da Irak Savaşları başlıklı kitabında gizli bilgileri açıkladığı, MİT’e ait kimi bilgilere de yer verdiği gerekçesiyle dava açılmıştı. İstenen ceza da 10 yılın üstündeydi. MİT de resmi bir yazıyla davaya karışmıştı.

Bilâ, o süreçte kamuoyunun da merak ettiği pek konuya açıklık getiren bilgi ve belgeleri kitaba koymuştu.

Mahkeme bir yıl kadar süren yargılama sonucunda “suçun unsurları oluşmamıştır” diyerek beraat kararı vermişti.

Elbette o günkü yargının da eleştirecek yanları vardı. DGM’lerin ayrı bir yargılama usulü içinde olması kabul edilemezdi. O günkü toplumsal mücadelelerde açılan ortak pankartlardan biri şuydu:

DGM’ler kapatılsın!

AKP döneminde DGM’ler kapatıldı. Yerine ne geldi?

HGM’ler!

Nedir o?

Hükümet Güvenlik Mahkemeleri!

***

Murat Ağırel’i uzun süredir tanıyorum. Ancak son bir yıldır zaman zaman diyalog da kuracak ölçüde yakından tanıyorum.

Gazetecilikte, Neyzen Tevfik’in anlatımından esinlenerek üretilmiş bir söylem vardır:

Selam verdim almadı, belge değildir diye!

Murat Ağırel, bu tür gazetecilerden. Son aylarda haber üstüne haber patlatıyor, belge üstüne belge açıklıyordu. 

Bunları yazmakla kalmıyordu...

Televizyon ekranlarında cesaretle, tüm sorumluların adını vere vere açıklıyordu...

Bilgi ve belgeleri bir araya getirip kitaplaştırıyordu...

Sivil toplum kuruluşları panele, konferansa çağırdığında, zamanı ölçüsünde kırmıyordu. 

Son olarak 7 Mart Cumartesi günü Ankara Kitap Fuarı’na geldi. Daha bir gece önce 01.00 sıralarında serbest kaldığı mahkemeden çıkmış, sabahında İstanbul’dan Ankara’ya gelmişti.

İmza standına uğradım. Okurları kuyruk oluşturmuştu. Kucaklaştık, “geçmiş olsun” dileğimize şu karşılığı verdi:

Abi elimde birkaç dosya daha var... Müthiş bir şey...

İstanbul’a dönüşte yazacağım!

Gazetecileri susturma girişimleri tarih boyunca hep oldu, hep ters tepti. 

Gazeteciler tutuklandığında doğal olarak tutuklandığı konu da haber oluyor. Niçin susturmak istedikleri anlaşmasın diye “MİT”olojik bir gerekçe uydurulmuş olmalı...

Eyy gerçeklere sağıreller...

Ağıreller yazmaya, gerçekleri haykırmaya devam edecek...


Yazarın Son Yazıları

Tıp bilimi... 29 Mart 2020
Hem ABD hem Rusya! 11 Mart 2020