Paran kadar sağlık... Artık para etmiyor!

17 Mart 2020 Salı

Geçen perşembeden beri engelli gibi yaşamaya başladık. Bütün temel alışkanlıkları değiştirmek zorundayız. Yazı aramızda bana en zor geleni el sıkmamak, sıkamamak. 

Herkesle selamlaşmanın gerektiği kalabalıkça bir dost ortamına girince el sıkmakla yetinmeyip, şöyle bir kucaklaşmak ne güzel olur..du. Onca kişiyle benzer yöntemle selamlaştıktan sonra biri çıkıp, “Aman sarılmayayım, hastayım” deyince, samimiyet ortamı uygunsa, “Fark etmez, ben de sana hastayım” deyip gülüşerek sarılmak ne güzel olur..du. Sarılma bittikten sonra bir başkasına yönelirken iki elinden tutarak ayrılmak ne güzel olur..du. Karşınızdaki soğuk, mesafeli biriyse elinizi uzatıp, “Hiç değilse elinizi sıkayım, canınızı sıkmayayım” deyip gülümsemek ne güzel olur..du.

Bütün bunları bir süre için ertelemek durumundayız. Doğrusu bir tanıdıkla karşılaşınca kendimi engelli gibi hissediyorum. Karşınızdakine gülümseyip, elinizi bedeninizde tutmak kolay alışılacak bir şey değil. 

İster istemez buna da alışacağız... İnsanın en iyi ve en kötü yanı, alışması.

Yeri gelmişken vurgulayalım, el sıkışma geleneği yüzyıllar öncesinden günümüze karşılıklı güveni içeren bir davranış. Bilinen anlatımla, ilk çağlarda insanlar ellerinde silahla dolaşırdı. Karşısındakine kötülük etme niyetinde olmayan bir kişi, “bak silahım yok” demek için elini uzatırdı. Karşısındaki de aynı yöntemle uzatınca, el sıkışırlar karşılıklı güven oluşurdu. Zamanla böyle bir gelenek yerleşti.

***

Geçen perşembe akşamı okul çıkışı oğlum, “Baba önce eczaneye gitmeliyiz” dedi. O gün de bir kursu vardı. “Kursa geç kalmayalım, sonrasında gideriz” dedim. Okulda arkadaşları arasında öyle bir hava oluşmuş ki, çıkar çıkmaz önce eczaneye sonra markete uğramak gerek. Eczaneden maske ve koruyucu, marketten de makarna... Heyecanını kesmek istemedim. Onun rehberliğinde kurs sonrası ilk eczaneye gittik. 

Dükkân tam ortadan ikiye bölünmüş. Yarısı eczane, yarısı depo gibi bir yer. Eczacı aradığımız malzemelerin bittiğini söyledi. Hemen yandaki dükkânda bulabileceğimizi, ekledi. 

Yandaki dükkânda yarı merdiven altı ürünler... Cam tezgâhta gelenlerin ne isteyeceği bilindiği için günlük maskeler, ömürlük maskeler yan yana... Uzun ömürlü dediklerinin tanesi 30 lira. Satıcı bu işi yıllardır yapıyor gibi hemen gösterdi, “aylarca gider” dedi...  Koruyucu malzemeler de birkaç çeşit, kiminin içinde ne olduğu yazılı kiminin değil... Bir karışlık plastik şişelerin en ucuzu 60 lira.

Sözün özü fırsatçılar doğal olarak fırsatı kaçırmamışlar. Hemen örgütlenmişler. Üstelik bunu kıyıda köşede de yapmıyorlar. 

***

Aslında fırsatçılara kızmamak gerek. Piyasa ekonomisi böyle bir şey değil mi? “Sosyal yurttaş yok”, “piyasa insanı var” böyle bir şey değil mi?

Koronavirüs bilinen pek çok şeyi görmemizi de sağlıyor. 

40 yıl önce başlayan son küreselleşme döneminde sermayeye sınırsız yolculuk hakkı verilirken, sosyal devletin ölüm fermanı da imzalanmıştı. Bu anlayışa göre sağlık, eğitim her şey paran kadardı. Bu nedenle de dünyanın dört bir yanında borsalar standarttı ama eğitim, sağlık değildi. 

Sağlık penceresinden bakınca koronavirüs, dünyanın sağlığının bir ülkenin sağlığına eşdeğer olduğunu gösterdi. 

Alınan önlemlerdeki farklı bakış ise paranın küreselleşirken sağlığın küreselleşmediğini bir kez daha gözümüze soktu. 

Türkiye’de bu sorunlar katmerli yaşanıyor. Zira iktidar, önce kurumları ayırıyor sonra önlemleri sıralıyor. Bunlarla uğraşmaktan en temel temizlik malzemesinin bile fahiş fiyatla satılmasını engelleyemiyor. 

Bu ortam sosyal demokrat belediyeciliğin ne olduğunu da gösterme zamanı. En azından şöyle bir kampanya başlatamazlar mı:

Temizlik imandan, malzemesi başkandan gelir!


Yazarın Son Yazıları

Tıp bilimi... 29 Mart 2020