‘Siyah kuğu’ şoku

26 Mart 2020 Perşembe

Akşamüzerleri komşularım artık pencereye çıkmıyor. Sokağımın sakinleri… evlerinin balkonunda artık tencere, tava, tef çalmıyor, şarkı söylemiyor, sağlık çalışanlarını alkışlamıyor. Camlarının ardında sessizliğe gömülmüş, şoku yaşıyorlar.

Korona bülteninin, kayıplarının açıklandığı saat 6’da, ölülerin anısına bundan böyle yalnız kilise çanları çalıyor. Önceki gün kayıplar 743’ü bulmuştu. Bugün kim bilir kaç kişi olacak?

Haber bültenlerinde gözlerimizin önünden sürekli askeri kamyon konvoyları geçiyor. İp gibi uzayıp giden kamyonlar... kayıpların en ağır yaşandığı kuzey İtalya’nın Bergamo, Brescia, Piacenza gibi kentlerinden cepheye asker değil, komşu illere tabut taşıyor.

Koronanın diz çöktürdüğü bu kentlerin mezarlıklarında ölülere artık yer yok çünkü. Yerel gazetelerde 10-12 sayfa ölüm ilanı çıkıyor. Kamyonlar, bu hıza göre ölüleri imha edebilecek krematoryum bulabilmek için bazen 300 km. yol katedip Ferrara, Rimini gibi kentlerin mezarlıklarına tabut götürüyor.

Bir ay öncesine dek hayatın normal seyrinde devam ettiği, yaşam sevincinin her köşeden fışkırdığı, sokak çalgıcılarının, operacıların meydanlarda cirit attığı, senenin her ayı turist kaynayan bir “tatil ve bayram ülkesinde” bunların yaşanabildiğine inanmak çok güç. Bu kadar kısa sürede içine savrulduğumuz bu Hollywood görüntülerinin gerçekliğini sindirmek apayrı bir travma. Her haber programının ardından o yüzden üzerimizden bir kamyon geçmiş gibi oluyor.

‘Belle epoque’ bitti

Eski tüfek sosyalistlerden Ugo Intini, yaşadıklarımızı bu sebeplerle “siyah kuğu” sendromu ile anlatıyor. Lübnanlı matematikçi Nesim Taleb’in 2000’ler başında ortaya attığı “siyah kuğu” kuramı, yaşadığımız çağı ve tarihi beklenmedik badirelerin şekillendireceğini ifade ediyor. Bilim, ekonomi, teknolojinin olağan akışının aksine ülkeler ve insanlığın yazgısını, ender olguların belirleyeceğini belirtiyor.

Siyah kuğuların varlığına çağlar boyunca inanılmamış. Taleb, varlığı sorgulanan “siyah kuğu”nun oysa sürpriz bir zamanlamayla karşımıza çıkarak dünyayı başımıza yıkabileceğini söylüyor.

Taleb’in işte bu kuramına atıf yapan Intini bugün “Il Dubbio” gazetesindeki başyazısında: “Siyah kuğu sonunda çıkıp geldi” diyor: “Üstelik yalnız değil. Donald Trump başta olmak üzere kendisine öngörülmez ve tehlikeli liderler eşlik ediyor… Arkada kalan dönemi (1. Dünya Savaşı öncesinin vur patlasın çal oynasın tasasızlık dönemini çağrıştıran) bir ‘belle epoque’ olarak anabiliriz. O günlerin artık yalnız yasını tutabiliriz.

Siyah kuğu şoku”, İtalya’nın ruh halinin özeti.

Bir başka yazar Francesco Merlo da gene 1. Dünya Savaşı’na yaptığı bir göndermeyle, yaşadığımız bunalımı; o yılları siperde geçirmiş olan şair Ungaretti’nin mısralarıyla anlatıyor. Ungaretti’nin “Ağaçların üzerinde güz mevsimindeki yapraklar gibiyiz” diyerek tarif ettiği tek rüzgârlık “kırılganlık” ve “savrulma” hissi, yalnız kayıp veren ailelere değil herkese hâkim.

Kırılganlığı şartlayan tek faktör salgın korkusundan ibaret değil, geleceğe yönelik kaygılar da uyku kaçırıyor. Ekonomiyi durduran sokağa çıkma yasağının öngörülemeyen bir zaman dilimine yayılabilecek olması, iyimserliğe geçit vermiyor.

Repubblica”nın son araştırması, İtalyanların üçte ikisinin sıkıyönetimin aylarca süreceğinden korktuğunu ortaya koyuyor. Aynı araştırma ülkenin yarısının, işlerini ve emeklilik maaşlarını yitirmekten kaygı duyduğunu, maddi sıkıntıya düşmekten çekindiğini, çocukları için endişe taşıdıklarını değerlendiriyor. TV’lerde konuşan esnaf temsilcileri, mevcut koşulların bir ay daha uzaması halinde yiyecek alamayacak hale düşmekten söz ediyorlar.

‘Mavi saçlı kadın’ da gitti

Covid-19 tanıdığım “ilk mavi saçlı kadını” da alıp götürdü. 1980’lerin ortalarıydı. Yaklaşık 35 yıl önce. Cumhuriyet’in Madrid muhabiri olarak çalıştığım o yıllarda Lucia Bose, bir gece İspanyol bir gazeteci arkadaşımla evime geldi. O zamana değin hiç saçlarını koyu çivit mavisine boyayan bir kadın görmemiştim. ’50 ler İtalyan sinemasının en görkemli yıldızlarından olan Bose, “boğa güreşçisiLuis Miguel Dominguin ile efsane bir aşkla evlendikten sonra Madrid’e yerleşmişti…

Kendisini tanıdığım dönemde 50’lerini sürüyordu. Bugün 50’lerinde olup ta kızlarının yaşında görünmek isteyen kadınlarla hiç ilgisi yoktu.

Yaşıyla, kendisiyle, hayatın gelgitleriyle tamamıyla barışık bir kadındı Lucia Bose. İçindeki farklı “mavi ışığı” yalnızca kendisine çok yakışan saçlarına taşımayı seçmişti.

Bir güzellik daha eksildi bu dünyadan, ışığı eksik olmasın.


Yazarın Son Yazıları

Korona dayanışması 2 Nisan 2020
Salgının pençesinde 29 Mart 2020
Siperden yazıyorum... 19 Mart 2020
Putin’in zehiri (2) 18 Mart 2018
Putin’in zehri 17 Mart 2018
Yine bir mart ayı... 11 Mart 2018