Olaylar Ve Görüşler

Kanal mı, depreme hazır İstanbul mu?

15 Şubat 2020 Cumartesi

İsmail Özcan

Eğitimci/Yazar

Son zamanlarda Türkiye’de iktidar ve muhalefet çevreleri arasındaki, bir bakıma da tüm toplumdaki en temel ve en kapsamlı tartışma Kanal İstanbul’un yapılıp yapılmaması üzerinden yürüyor. İktidar çevreleri, başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul’un ne pahasına olursa olsun yapılacağını, bunun kendileri için dönüşü olmayan bir yol olduğunu ifade ediyorlar. Kanalın yapılmasıyla çok yoğun olan ve giderek daha çok tehlike arz eden Boğaz trafiğinin rahatlayacağını, Türkiye’ye parasal kazanç sağlayacağını, dış politikada Türkiye’nin elini güçlendireceğini iddia ediyorlar. 

Toplumsal tepki oluştu

Muhalefet çevreleri ise Kanal İstanbul’un genelde Türkiye, özelde de İstanbul için yararından çok zararı olacağını, İstanbul’un iklimini, içme suyu havzalarını olumsuz etkileyeceğini, beklenen depremi tetikleyeceğini; nüfus yoğunluğunu yüksek boyutlarda artıracağını vb. iddia ediyorlar. 

Hem iktidar hem de muhalefet yanlılarından oluşan daha geniş ve kendi halindeki toplum kesimleri ise Kanal İstanbul’a harcanması öngörülen 75 milyar TL’nin hiç aciliyeti olmayan Kanal İstanbul yerine öncelikle İstanbul’un depreme hazırlanması ve uluslararası ölçülere göre rekorda olduğumuz işsizliğin önlenmesine yönelik yatırımlar için kullanılmasını talep ediyorlar.   

Bütün ilgili bilim adamları İstanbul’un Richter ölçeği ile en az 7 ve birkaç puan üzerine de çıkabilecek bir depremle karşı karşıya olduğunu her fırsatta hatırlatıyor. Özellikle Kocaeli, Adapazarı, Yalova merkezli 7.4’lük 1999 depreminden sonra sıranın İstanbul’da olduğu uyarısı aralıksız tekrarlanıyor. Gerek ülkemizin yerbilimcileri, gerekse Türkiye ile ilgilenen yabancı yerbilimciler; olacağı kesin bu depremin sadece yılını, ayını, gününü, saatini, dakikasını veremiyorlar. Jeoloji bilimi bugün için bu kadarının bilinmesine imkân vermiyor. Açık seçik olarak bilinen şey, bu depremin mutlaka olacağı, olmaması gibi bir olasılığın asla bulunmamasıdır. Akıl ve sağduyu, vukuu bu kadar kesin bir doğal afete karşı olabildiği kadar üst düzeyde, olabildiği kadar az can ve mal kaybıyla, mümkünse hiç can ve mal kaybı vermeden hazırlanmayı gerektirir. 

Depreme hazır değiliz

Bugün karşı karşıya olduğumuz iç karartıcı gerçek ise şudur: 20 bin can ve milyarlarca liralık mal kaybıyla Türkiye’yi sarsmış olan 1999 depreminden bu yana aralıksız yapılan uyarılara rağmen beklenen İstanbul depremi için asgari ölçüde bile hazırlanılmadığıdır. Vuku bulacak depremde can ve mal kaybını önlemeye yönelik kentsel dönüşümün çok cılız seviyelerde gerçekleştiğidir. Bu yetmiyormuş gibi beklenen depremde evsiz kalacak olan yüz binlerin toplanacağı alanların yapılaşmaya açılması nedeniyle İstanbul’un deprem toplanma alanlarından yoksun bırakılmış olmasıdır. 

Türkiye’nin kalbi bir şehir, bir metropol olan İstanbul bu kadar açık seçik bir tehlike ile karşı karşıya, kaçınılmaz görev bu tehlikeye karşı en iyi şekilde hazırlanıp onu en az zayiatla atlatmak iken Kanal İstanbul gibi uçuk, marjinal projelerle meşgul olmak hiç akılcı görülmemektedir. Tersine ülkenin ve İstanbul’un bugünkü koşullarında Kanal İstanbul projesinde ısrarlı olmak bir akıl tutulmasıdır. Bu proje bugün için sağduyu ile ülke ve toplum çıkarlarıyla asla bağdaşmamaktadır. 

Akılcı projeler lazım

Hatırlanacaktır, Kanal İstanbul Türkiye’nin gündemine ilk girdiğinde “çılgın proje” olarak takdim edilmişti. Kanal İstanbul gerçekten birçok yönüyle çılgın bir projedir. Ama Türkiye’nin böyle çılgın projelerden çok akılcı, gerçekçi, keyfi değil zorunlu, olmazsa olmaz projelere ihtiyacı bulunmaktadır. Bugün için bunların bir numarası, İstanbul’un beklenen depreme karşı bilinen en modern, en çağdaş araçgereç ve olanaklarla hazırlanmasıdır. 

İstanbul’un hazırlıksız yakalandığı beklenen şiddetteki bir depremin altında kalması demek, bütün Türkiye’nin o depremin altında kalması demektir.


Yazarın Son Yazıları

Acının çocukları 6 Nisan 2020
Nasıl olmalı? 2 Nisan 2020
Sermayenin paniği 1 Nisan 2020