Olaylar Ve Görüşler

Son Dijital Kurban

07 Haziran 2015 Pazar

İktidar koalisyonunun sahte delil hazırlamakta mahir olan kısmının kopuşundan sonra Türkiye’de adaletin daha iyi işlediğini iddia edecek değilim, ama en azından bilgisayar mühendisliği hocası olarak beni çok rahatsız eden bir dönemin sonuna yaklaşmış görünüyoruz...

Artık “dijital bir dosyada adın geçti” diye insanları hapse atacak kadar kendinden geçmiş yargıçlara rastlamayız diye umuyorum. Ama henüz tam emin olamıyorum.

Neden mi?
Kumpaslar Çağı’nın başlarında her gün Emniyet ve polisteki çetenin “ısınma hareketleri” olarak niteleyebileceğimiz, boyutu küçük ama medyada çıkardığı ses büyük olan soruşturma haberleriyle uyanırdık.
Bunlardan biri de “Atabeyler Çetesi” hikâyesiydi: Başbakana “dört dörtlük” suikast hazırlığı, danışmanının marketine bombalı saldırı planı, devlete ait gizli bilgileri içeren CD’ler, ne ararsanız vardı. Kurgucuları açısından başarılı bir denemeydi.
“Bu askerlerden her şey beklenir”di zaten, sanıklar kamuoyu önünde peşinen hüküm giydi, Yüksek Askeri Şûra hemen atılıp daha yargılama bitmeden ihraç kararları verdi; maksat hasıl olmuş, daha kapsamlı kurgular için atmosfer hazırlanmıştı.

Simge isim
Bu öykünün simge ismi yıllarca Güneydoğu’da Özel Kuvvetler’de görev yapmış, suikast düzenleyeceği söylenen başbakanı helikopteriyle taşımış olan Yüzbaşı Murat Eren’di.
Objektif bakıldığında meslek gereği fazlasıyla haşır neşir olduğu patlayıcı maddeleri görev yeri dışında bulundurmaktan başka bir kusuru görülmeyen Eren, bir anda “derin devletin kozmik çetecisi” ilan edildi. O günden beri hayatını hapishanelere girip çıkarak geçirdi.

‘Çete’ suçlaması
Uydurma olduğu besbelli olan “çete” suçlaması, davası Ankara’da malum örgütün tam kontrolünde olmayan bir mahkemede görüldüğü ve çeşitli gizli tanık masallarına karşın Ergenekon davasıyla birleştirilemediği için beraatla sonuçlandı.
Ama bir de şu “gizli bilgiler içeren CD” vardı.
Tarih çelişkilerinden içerikteki bilgilerin aslında gizli mizli olmamasına, üst veri kayıtlarında oynama yapıldığına dair bilirkişi saptamalarından “dijitalde yazan Murat Eren diyor, demek ki Murat Eren yazmış” kabulünün saçmalığına kadar sıradaki diğer kumpas davalarına örnek olacak bir “delillendirme” ile Eren silah arkadaşları tarafından hapse mahkûm edildi.
Karar Askeri Yargıtay’da kesinleşerek dijital delil kâbusunun sivil “mahkeme”lere has olmadığının kanıtı oldu.

Yine cezaevinde
Murat Eren şimdi paralellik münasebetiyle “usulsüz defin” işlerine bakmakla görevlendirilen 9. Ceza Dairesi’nin Yargıtay Başsavcısı’nın bozma isteğine karşın dosya elinden alınmadan bir-iki saat önce son dakika golü niyetine onadığı, aynı davadan aldığı bilmem kaçıncı farklı cezayı çekmek için yine Kartal Cezaevi’nde.

Delil olmayan dijital
Tıpkı Balyoz ve Askeri Casusluk davalarındakiler gibi delil olmayan bir dijitale dayanarak verilen cezaya karşı Anayasa Mahkemesi’ne iki yıldan uzun süre önce yaptığı bireysel başvurunun sonucunu beklemekte.
Kim bilir, belki artık “resmi nikâh olmadan dini nikâh kıymanın suç olması” sorununu da çözdüğüne göre yüksek mahkeme bir zahmet bu dosyayı ele alır, Murat Eren de daha fazla yok yere hapis yatmadan ailesine kavuşur?

Prof. Dr. Cem Say
Boğaziçi Üniversitesi

                                                                                              

 

Duvarların gölgesi

Geleceğe dair en etkili önermeyi yapmak, içinde bulunulan en karanlıkta gözlerin kamaşması ve statünün korunması isteği gericiliğin teorisi/ temel stratejisi olarak ortaya çıkar.

 

Değişim dönemini anlayamamak sadece karşıyım karşı çizgisi günlük etkisinin aldatıcılığı ile gelecekte de kalıcı olanla çatışma halinde olması çok bilindik bir durumdur.
Dün düşmanken bugün dost ve müttefik olmak, varlıkları boyunca kendisini var eden genetik şifrelerinin tarihin şu ya da bu aşamasında değişmediği olanca açıklığı ile yaşanıyor.

Derinlik
Şaşırtıcı bir durum değil! Kimin kimle nasıl kol kola girdiğini herkes biliyor. Mezarlıkta türkü söyleyenlerin nedeni belli değil mi? Varlıkları boyunca bilindik olanın günümüzde aldığı şekil bu...
Kalıcılık ve topluma mal olmak derinlik ve yeniyi yaratmakla olabilir.

Bilgi aşktır
Güneş batarken atmosferin renk değiştirmesinin nedenini bilmektir aşk. Aşkı cahiller anlamaz. Hayatın başlangıç noktası su ise onun gibi kesintisiz bir niceliğe sahip olunabilmelidir. Hayat devingendir çünkü. En sert kayaları aşındıran ve yatağını oluşturan su gibi... Toplumsal yaşamın olguları ve bunların birbiri arasındaki bağlantıları toplumun gelişme yasaları ise, işte bu yasaları şekillendiren, kayalarda yatak açanı da aydınlardır. Yeni sosyal fikirler ve teoriler toplumun ihtiyaçları nedeni ile ortaya çıkar, topluma mal olur, devrini tamamlamış güçle rine karşı harekete geçer, gelişmenin önündeki güçlerin yıkılmasını sağlar.
Toplumları ilerleten o toplumun yüzde yarımı bile olmayanların düşünce ve etkinlikleridir. Kaynağı ise hem toplumsal tarihi, hem de maddi üretimi yapan emekçi sınıflardır. Küçük burjuva aydın ve entelektüellerin temel karakteri, gelip geçiciliği nedeni ile tarih ve topluma iz bırakamazlar. Yaşanılan dönemde patırtı gürültüleri çok olabilir, lakin geçicidir! İstedikleri verildiğinde süt dökmüş kedi gibidirler.

Kaçış
Toplumsal çelişkilerin ortaya çıkardığı çeşitli dönemlerde “duvar” gölgesine, tarih ve maddi üretimi yapanlara sığınmak, onun koruyuculuğu altına girmek ihtiyacı duyarlar. Çatışma şiddetlendiğinde, ilk fırsatta kaçmak vardır akılda. Korku ayrılmaz bir paçasıdır bütün varlığının. En başta da üstüne methiyeler dizerek sığındıkları duvarın altında kalmaktan korkarlar çelişkinin sertleştiği dönemlerde.
Bütün dünyada nerede kapitalist varsa orada gazete satın alma, gazeteci, yazar satın alma, doğruları tersyüz etme, aldatma, halka yalan söyleme vardır. Yakın geçmiş ve günümüzde bunun sayısız örneğini hep birlikte yaşamıyor muyuz?

Yarına yol almak
“Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bu günden yarına dünle beslenerek yol alınır” diyor Brecht.
Bu gazetede kaç milyon makale yazıldı ilk günden bu yana? Koskocaman geçmişin taşları ile örülen duvardan daha güçlü barikat olabilir mi?
O duvarın harcı yalnızca kendi içindekileriyle birlikte tarafı olduklarının kanı ile teri ile karıldığı için yıkılmazdır. Kendileri gibi gelip geçici dönemlerin düdüğü olsun isterler, çünkü o duvarın harcına ter dökmek zor gelir onlara...

Özgürlükler
O duvara yazarım diyene hoş geldin, duvara yazmak zor diyenlere hoş gittin denir. Çünkü “karar verme özgürlüğü”de en temel özgürlüktür...
Ülkede görünen gerçek şudur: İnsanları harekete geçiren sosyal nedenler baskın ve giderek artan biçimde insan iradesinden kaynaklı sonuçlar doğuracak, insanlık zorunluluk alanından özgürlük alanına büyüyerek genişleyecek koşullar her geçen gün daha da olgunlaşıyor. Bunu en iyi bilen taraflardan biri yöneticilerdir ve tarihin bu türlü dönemlerinde olduğu gibi hep saldırgandırlar.
Geçmişinde sayısız bahane yaşamış olan bu gazete için “Je suis Charlie” olmuştur şimdilerdeki bahane. Bu da geçecektir, karanlık parçalanmaya başlamıştır.
Bütün saldırganlığa, özgürlüklere, insan hakları ihlallerine rağmen tarih yaşadığımız günleri kayıtlarına alıyor. Direnerek, halkın aydını olarak, dik ve kararlı duruşu ile tarihi öncü görevi ile yaydığı ışığında bilge zeytin ağacının dediği gibi, “Siz gelmeden önce de ben buradaydım, siz gidiyorsunuz ben burada olmaya devam edeceğim.”
Duvara yazı yazmak zordur zor!  

Murat Narin
İnşaat Müh. – Yazar



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları