Olaylar Ve Görüşler

Yargıçlar devletin hukuk düzenini kurtarabilirler - Hamdi Yaver AKTAN

13 Ocak 2022 Perşembe

İş insanı Osman Kavala’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına karşın tutukluluğunun sürüdürülmesi üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) Türkiye’ye karşı ihlal sürecinin başlatılması istemine Dışişleri Bakanlığı, yakın zamanda tepki gösterdi. Bakanlığın internet sitesindeki açıklamada, “Ülkemizde devam eden yargı sürecine saygı ilkesi uyarınca, AK’yi bağımsız yargıya müdahale niteliği taşıyacak bir kararın devamını getirmekten kaçınmaya davet ediyoruz. Başta AK Bakanlar Komitesi olmak üzere herkes, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yürütülen yargı sürecine saygı ve güven duymalıdır” denilmektedir. 

Yaklaşık yirmi yıl önce iki yıl üst üste Dışişleri’ne yeni giren adaylara saatle ifade edilen sürede hukuk sistemimizi anlatmaya çalıştığımı anımsıyorum; Yargıtay Başkanlığı’nın görevlendirmesiyle!.. Ayrıca yurtiçinde ve yurtdışında az sayıda da olsa diplomatlarımızı tanımıştım. Diplomatlıklarının,  yanı sıra geniş kültürlerini resimden, edebiyattan, tarihten, hukuktan, insan haklarından söz ettiklerine tanık olmuştum. Diplomatlarımızın anılarını ise öteden beri okumaktayım. Avrupa’da, ülke ismi vermeyeceğim, bir büyükelçimizin yirmibeş yılı aşkın bir süre önce ülkemizdeki hukuk uygulaması nedeniyle nasıl güç durumda kaldığımızı açıklarken, liberal bir hukukçu olarak hak vermiş, ancak cesur söyleminden de ürkmüştüm.

MÜDAHALE EDİLMEMELİ

Ne yazık ki büyükelçimiz doğruyu söylüyordu! Çünkü hukuk uygulamamıza evrensel mercekten bakıyordu. Uygulamanın düzelmesi gerekirdi. 

Düzeltebildik mi?

Düzelir gibi olduk!

Sonra...

Bu anı/ anekdotlar karşısında Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına bir yorum getirmeli miyim? Açıklamanın devamı da var!.. Yazmaya/ aktarmaya gerek yok. Gördüğüm, tanıdığım diplomatlar ne derler acaba?

Kuşkusuz ki bağımsız ve tarafsız mahkemelere müdahale edilmemelidir. Evrensel ve ulusal hukuk düzenlemeleri de bu yoldadır. Yargılama süreçlerinde, ilk derece mahkemelerin kararları üst mahkemelerce denetlenmektedir. Hukuksal güvenin ve adil yargılama ilkelerinin gerçekleştirilebilmesi böylece sağlanmaktadır. Kesinleşen kararlara karşı ise bireysel başvuru olanağının getirilmiş olmasıyla Anayasa Mahkemesine, ihlalin sürmekte olduğu inancıyla da AİHM’e başvuru yapılabilmektedir. 

AZERBAYCAN ÖRNEĞİ

Uzun yargılama ile tutukluluk nedeniyle ise yargılama devam ederken, bir başka anlatımla kesin karar verilmeden önce de Anayasa Mahkemesi’ne ve AİHM’e bireysel başvuru olanaklıdır. 

Kavala hakkında AİHM ihlal kararı vermiştir. Karar bilinmektedir; ayrıntılı yazmaya gerek görülmemelidir. Karara uyulmalıdır; tartışmasızdır! İhlalin tazminatla giderilebilecek bir yönü yoktur. Böyle bir düşüncede olanlar öncelikle ulusal düzenlemeleri ve uluslararası sözleşmeleri yok saymalıdırlar. Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri de ahde vefadır. Kaldı ki AİHM, sözleşmenin 18. maddesine göre karar vermiştir. Anılan madde AİHM tarafından çok az kullanılmaktadır. Mammadov v. Azerbaycan kararından sonra olası yaptırımla karşılaşmamak için kararın gereği Azerbaycan tarafından yerine getirilmiştir.

Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde öncelikle AK nezdindeki AİHM kararlarına uyulması önkoşullardandır. Sürecin tıkanmaması için karara derhal uyulmalıdır. 

Kararı verecek merci kuşkusuz ki yargı merciidir. Ancak AİHM’in kararının muhatabı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Avrupa Birliği’ne girebilmek şöyle dursun, Avrupa Konseyi’nden dışlanmak olasılığı ile karşı karşıya bulunduğumuz unutulmamalıdır.

ANAYASAL DEĞİŞİKLİK UNUTULMAMALI

1967’de demokratik yönetime el koyan Yunan cuntası, bütün uyarılara rağmen AK üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğinden dolayı üyeliğinin düşürülmesi için hazırlanan karar tasarısı oylanmadan, destek de alamayacağını görmesi üzerine Yunanistan, AK üyeliğinden kendisi çekilmişti.

“Yunanistan çekildi de ne oldu, biz de çekilebiliriz!” yaklaşımı herhalde düşünülemez. AK’den dışlanma halinde siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel vb. sonuçlarının günümüzün küresel dünyasında karşılanamaz ağır sonuçlarını öngörmek olanaklıdır. Avrupa ve dünya 1969’ların dünyası değildir. Demokrasi, hukuk devleti, insan hakları, uluslararası her türlü ilişkilerin eriştiği düzey gözetildiğinde AK’den olası çekilmenin ya da dışlanmanın olumsuz etkisi 1969’dan daha ağır olur. Öte yandan milyonlarca yurttaşımızın Avrupa’da  yaşadığı da unutulmamalıdır. 

Kavala kararı iç hukuka, mahkemeye kesinlikle müdahale niteliğinde değildir; böyle yorumlanmamalıdır. Unutulmasın ki Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargılama yaptığı bir davada, adil yargılamayı sağlamak ve AİHM kararlarının gereğini yerine getirmek için Türkiye, anayasasında değişiklik yapmıştı.

YAPILAN DOĞRUYDU!

Herkesin, bu bağlamda sivil ve siyasal toplumların mahkeme kararlarına ve özellikle insan hakları söz konusuysa, uyulmasını isteme hakları vardır. AK yönünden, önüne geldiğinde sözleşmenin yüklediği yükümlülüktür.

Kavala kararı nedeniyle olası bir yaptırımla karşılaşmamızı öncelikle Kavala’nın da istemeyeceğini düşünüyorum. En az düzeyde, sınırlı bir yaptırımla karşı karşıya kalınmamasına yargı mercilerinin özen göstereceklerine de inanıyorum. Çünkü muhatap Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Kavala kararını uluslararası ilişkiler bağlamında diplomatlar değerlendirdiler; AİHM’de görev yapan üye yargıç ile ülkenin yetkin hukukçuları da yazdılar. Bu satırların yazarı kırk yılı aşkın bir sürede yargının her kademesinde farklı görevlerde bulundu. Olağanüstü dönemde cumhuriyet savcısı olarak işkence soruşturmaları, ertesinde ise iki büyük devlet adamımızın (Demirel / Ecevit) yargılandığı ceza davalarında yargıç olarak görev yaptı. Olası bir baskı akla gelebilirdi. Gelse de aynı soruşturmaları yapar, aynı kararları verirdim. Hiçbir yazımda kişisel anılarımı bu denli yoğunlukla kullanmadım. Yargılama tarihimizde örnek karara imza atan yargıçlarımızı anımsıyoruz. Anayasa, sözleşme, yasa hükümlerinin varlığı karşısında AİHM’nin Kavala kararını yargının değerlendireceğini ve olası yaptırımların başlatılmadan sürecin sonlandırılacağını düşünüyorum. Kararın muhatabının Devlet olmasının gerçekliği göz önüne alındığında “Yargıçlar devleti kurtarmaz” denilebilir mi?

Yargıçlar, devletin hukuk düzenini kurtarabilirler.

HAMDİ YAVER AKTAN 

YARGITAY ONURSAL CEZA DAİRESİ BAŞKANI



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları