Olayların Ardındaki Gerçek

Çözüm diplomaside

01 Mart 2020 Pazar

Suriye, 10 yıldır, dış müdahalelerin yarattığı ve sürdürülmesi için çalıştığı bir iç savaşın içindedir. Bu iç savaşın tarafları olarak bir yanda İsrail - ABD, karşısında ise Rusya - İran’ı görüyoruz. Bir de iç savaşta bu mücadeleyi sürdüren devletler adına vekâlet savaşı veren terör örgütleri ve silahlı muhalif grupların varlığı söz konusu. Ortadoğu’da bilek güreşi yapan bu güçler adına vekâleten mücadele eden terör örgütleri arasında PYD - YPG, din ve mezhep ekseninde Esad yönetimine karşı silahlı muhalif gruplar ÖSO, terör örgütü El Kaide’nin alt kolları El Nusra ve kimi zaman bunlarla ilişkili, kimi zaman da karşıt bir düzlemde mücadele veren Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünü görüyoruz. ABD desteğiyle güneyde mücadele veren PYD - YPG hariç, Esad yönetimine karşı silahlı mücadele eden radikal İslamcı gruplar, daha önce ellerinde tuttukları Halep ve Doğu Guta gibi bölgeleri kaybedince, taraf olan ülkelerin anlaşmaları gereği İdlib’e gelip yerleşti. Uzun bir süreden beri de İdlib’de varlık gösteriyorlar. Türkiye, daha önce kendi sınırlarını terör örgütlerinden koruma amacıyla Fırat’ın doğusunda bir harekât yaptı. Bilindiği gibi bu bölgede PKK’nin Suriye kolu olan PYD - YPG unsurları, Irak sınırından Doğu Akdeniz’e bir koridor açarak ABD destekli bir Kürt devleti yaratma amacındaydı.

Türkiye, kendi topraklarında da faaliyet gösteren terör örgütünün Suriye kolu olan PYD - YPG’nin kendi sınırlarında konuşlanmasına karşı uluslararası evrensel hukuk kurallarına dayalı olarak bir harekât gerçekleştirdi. Uluslararası hukuk kurallarına dayandırılan bu harekât, meşruluğu nedeniyle, bölgede hesapları olan devletlerin kınama demeçleri dışında bir tepkiyle karşılanmadı.

İç kamuoyunda ise zaten bu harekâtın haklı ve meşru temele dayandığı konusunda fikir birliği vardı. TSK, farklı gerekçelerle de İdlib bölgesine girdi ve orada gözlem noktaları oluşturdu. TSK öncelikle “cep taktiği” adı verilen bir harekât konsepti belirledi. Çevresel bir şekilde değişik noktalarda köprü başı açarak kurtarılmış bölgeler oluşturdu ve bu bölgeleri, sonradan takviye kuvvetlerle güçlendirdi. 

İdlib, 2015’in mart ayından bugüne Esad karşıtı tüm muhalefet grupları tarafından ele geçirildi. İdlib’de varlık gösteren en güçlü grup El Kaide’ye bağlı El Nusra idi. Daha sonra bu grubun katılımıyla güçlenen hareket, Heyet Tahrir Şam (HTŞ) adını aldı ve İdlib’i kontrol etmeye başladı.

Daha sonra İdlib’in, çatışmadan arındırılmış bölge olarak kabul edilmesi için Astana, Soçi zirveleri yapıldı. Astana’da Rusya ve İran’la yapılan çatışmasızlık anlaşmasıyla İdlib’de denetimin sağlanması ve PKK - PYD terör örgütünün Akdeniz’e uzanma tehdidi önlenmeye çalışılıyordu. Soçi Anlaşması da Astana katılımcılarının katkıları ile gerçekleşmiş, Türkiye, Rusya ve İran arasında Suriye’de çatışmasızlık bölgeleri mutabakatına varılmıştı. Ankara, gerektiğinde Türkiye’ye yönelik tehditlerin önlenmesi ve terör koridoruna müsaade edilmeyeceğinin işaretlerini veriyordu. Ancak bu mutabakatın ilk maddesine göre, Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü ile Türkiye’nin milli güvenliğinin korunmasına olan bağlılığı teyit edilirken, bir sonraki maddede ise terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye topraklarındaki ayrılıkçı gündemleri boşa çıkarma yönündeki kararlılığa vurgu yapılmıştır. 

İdlib’de sıcak savaş neden başladı?

İdlib bölgesinden geçen, adı M-4 ve M-5 olan karayolları stratejik önem arz etmektedir. Suriye, BM tarafından kabul edilen Merkezi Suriye Hükümeti (Esad), daha önce silahlı muhalefetin elinde olan Halep’i Akdeniz’e bağlayan M-4 karayolu ile Halep’i Şam’a bağlayan M-5 karayolunun yaşamsal öneme sahip olmasından dolayı bu iki karayoluna açılan bölgeyi ele geçirme yolunda adımlar attı. Esad, bu hamlelerinin Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma ve El Kaide uzantısı HTŞ’nin İdlib bölgesinde egemen olmasını engelleme amacına yönelik olduğunu açıkladı. Tabii bu harekâtta Esad’ın asıl amacı, Rusya ve İran’ın da desteğiyle kendi rejimine karşıt olarak gördüğü unsurları temizlemekti. İdlib’de Esad ordusunun son aylarda yaptığı askeri harekâtların arkasında Rusya’nın stratejik planlamasının olduğu da bütün dünya tarafından biliniyor. Aslında yaklaşık iki haftadır süren sert savaş, tek başına Suriye’nin değil, Rusya ile ortak amaç ve planıyla yapılan bir harekettir. 

Suriye ordusunun adım adım İdlib’i kuşatan son hareketlerine karşı tepki gösteren ve Soçi Mutabakatı’nda belirlenen sınırlara dönülmesi, aksi taktirde TSK’nin müdahale etmek zorunda kalacağı konusundaki uyarılar, Rusya ve Suriye tarafından çok dikkate alınmamıştır. Zira İdlib bölgesinde hava sahası Rusya’nın denetiminde olduğundan bölgeye bir askeri harekâtta bulunmanın zayıf bir ihtimal olduğu kanısındaydılar. İdlib’deki kara savaşında başarı için hava desteğine gereksinim vardı. Hava desteği olmadan başarılı olunamayacağının en büyük göstergesi de şehit olan askerlerimizi almaya giden hava güçlerine bile izin verilmemesiydi. Bu nedenle İdlib konusunda diplomasi kanallarını çalıştırarak çözüm üretmek öncelikli amaç olmalıdır.


Yazarın Son Yazıları

Rekor işsizlik oranı 12 Mart 2020
Çözüm diplomaside 1 Mart 2020
TÜSİAD ve Demokrasi 8 Aralık 2019