Özdemir İnce

20 + 20 = 2020

05 Ocak 2020 Pazar

Cumhuriyeti kuranlar, 1700 yıllarından kendilerine (1922) kadar süren başarısız modernleşme öykülerini çok iyi biliyorlardı; içinde yer aldıkları İkinci Meşrutiyet’te deneyim kazanmışlardı. Artık çağdaşlaşmanın önündeki geri kalma nedenlerini çok iyi biliyorlardı. En iyi bilen de Mustafa Kemal Paşa idi. En büyük engel Osmanlı Devleti’nin her türlü yapısı (Saltanat, Hilafet, Ulema) idi. Ama III. Selim, Gavur PadişahII. Mahmut örnekleri de somut olarak önlerinde duruyordu. Geri kalmanın gerçek ve sarsılmaz nedeni “gelenek” idi. Padişahların iyileştirme girişimlerine bile “gelenek” karşı çıkıyordu. Gelenek yani şeriat, şeyhülislamlık, medreseler ve medreselerin ürettiği cahil ve mürteci ulema sınıfı.

Bu güruh, İkinci Meşrutiyet’e de Kurtuluş Savaşı’na da karşı çıkmıştı.

***

Günümüzde de her türlü melanet Diyanet İşleri’nden ve onun Türkiye’nin kanını sülük gibi emen kadrosundan kaynaklanmakta. Diyanet’in obur kadrosu Osmanlı’nın ulema sınıfına benzemez ama Diyanet İşleri Başkanı “Humeyni” olmak hayali kurarken dinsiz-kitapsız kadrosu ise Mollalar Rejimi” istemekte. Oysa, “İki 20’yi topla” desen, iki 20’yi yan yana yazıp “2020” derler.

***

İstanbul’u fetheden Fatih, taassuptan uzak, özgür düşünceli biriydi. İstanbul’un fethinden sonra, buranın kendi dualarıyla alındığını iddia eden ulemaya yanıtı çok önemlidir.

İstanbul’un fethine karşı olan Çandarlı Halil Paşa’nın yakın çevresinden ulema fethi tebriğe gidip Elhamdülillah, âlimlerin dua ordusuyla hisar feth oldu, İslâmın koruyucusu Padişah kâfirler ordusuna karşı zafer kazandı der.

Tavrından dolayı bu cemaate kızan Fatih, Molla, ikiyüzlülüğe yer yok, kendi kılıcımla aldım, kimseden himmet ve inayet olunmamıştır diye cevap verir.

***

Fatih’in ulemaya, İstanbul’u “askerimle aldım” yanıtının ilginç bir örneğini Atatürk’ün kişiliğinde görmekteyiz. Sakarya zaferinden sonra Ankara’ya dönen Mustafa Kemal Paşa’yı Ankara istasyonunda karşılayanlar arasında bir şeyh de vardı. Bu şeyh, Paşa’ya şöyle hitap eder:

Muhterem Paşam, bütün Hıristiyan âleminin hayretli bakışları altında elde ettiğiniz büyük gaza bizatihi Hacı Bayram-ı Veli kuddise sırrahu’nun keramet ve himayesinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla o veliyullahın mübarek mezarını ziyaret edip arzı şükranda bulunmanız vecibedendir.

Mustafa Kemal Paşa kısa bir süre durakladıktan sonra şeyh efendiye şu yanıtı verir ve yürüyüp gider:

Hayır efendi hazretleri, hadise zât-ı âlinizin beyan ettiği gibi değildir. Türk zabiti kumanda etmesini, Türk askeri ölmesini bildi. Zaferi kazanmanın sırrı bunda saklıdır.

***

Fatih, ulema tayfasına verdiği cevapla, ne denli hurafeden uzak, bilimsel ve gerçekçi kafaya sahip olduğunu gösteriyor. Molla'ya da “ikiyüzlülüğe yer yok” diyerek, fetih öncesinde sefere karşı çıktıklarını ve Çandarlı Halil Paşa’nın yanında yer almış olduklarını hatırlatıyor. Duruma egemen olur olmaz Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirecektir.

Mustafa Kemal Paşa da çoğunluğu Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkmış olan hacı, hoca ve ulemanın ruhunu ve kafa yapısını çok iyi biliyordu. Şu utanmazlığa bakın: Karşı çıktıkları, hakkında ölüm fetvası verdikleri komutan zafer kazanınca karşılamaya gidiyor ve zaferin büyük payını kendilerine çıkarmak istiyorlar.

***

Bu muzır ulemanın yaşayan örneklerini günümüzde bol bol görmekteyiz: Said Nursi’nin müridi Bay Fethullah Gülen’in müritleri, imam hatip mektebinden mezun ve dahi Said Nursi ve Necip Fazıl Kısakürek müridleri ve yamakları, türban mücahitleri.. Bu insanlar Fatih Sultan Mehmet Han ile Mustafa Kemal Paşa’nın karşısına çıkan iki mollanın soyundan gelmektedirler.

R.T.Erdoğan, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Mustafa Kemal Paşa’nın adını istemeye istemeye ağzına almakta ama onun kurduğu Cumhuriyeti, yaptığı devrimlerle yok etmek için gece gündüz çalışmakta ve bunu başarmak için kendi yarattığı ulemanın fesatlarına güvenmektedir.

2020’nin sorusu: Diyelim ki din devletini kurdular, peki Humeyni kim olacak?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları