Özdemir İnce

Edepsiz kızlar ve erkekler

29 Aralık 2020 Salı

Bazı şeylere burnumu sokmak istemiyorum ama olmuyor. Sayfa yoldaşım Barış Terkoğlu’nun “Ayasofya’ya bile ‘Fuhuş Yuvası’ diyen İslamcı” (Cumhuriyet, 21.12.2020) adlı yazısını okuıyunca elime dur diyemedim. Biliyorsunuz, Sakarya Medresesi hocalarından Ebubekir Sofuoğlu adında biri Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan’dan aldığı ilhamla üniversiteleri “fuhuş evi” ilan etmiş ve “Cumhurbaşkanımız da vurguladı, neredeyse fuhuş evleri...” demiş... Barış Terkoğlu kardeşimiz R.T.Erdoğan’ın iki kez söylediği sözleri yazısına almış.

***

1956-1960 yılları arasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bulundum ve Fransızca bölümünden mezun oldum. GEE, Cumhuriyete çağdaş öğretmen yetiştirmek üzere 1926 yılında Atatürk tarafından kurulmuştu. Karma ve yatılı bir yüksekokuldu. Karma (kızlı/erkekli) olduğu için şanlı ve muhafazakâr halkımız ona “Kubbeli Kerhane” derdi. Bu konudaki yazılarımı Hürriyet ve Cumhuriyet arşivlerinde bulabilirsiniz.

***

1965 yılında, Fransız hükümetinin bursuyla Sorbonne’a bağlı bir enstitüde okuyor ve Paris dışındaki La Résidence Universitaire Jean Zay yurdunda kalıyordum. İlk pazar günü kapım çalındı ve içeri iki kız girdi. Bir bildiriyi imzalamamı istiyorlardı. Yurtta yeni olduğumu söyleyince bana konuyu anlattılar. Meğer kızlar yurdunda kalan kızlar erkeklerin yurdunda erkeklerin odasına konuk olarak gelebiliyorlarmış, fakat kızlar oğlanları kendi odalarına konuk olarak alamıyorlarmış. Bu durumu eşitliğe aykırı gördükleri için protesto ediyorlarmış. Bildiriyi imzaladım. Bir süre sonra Jean Zay’den ayrıldım ve Montparnasse’da bir otele taşındım. Jean Zay kızlarının yaptığı grevler ve çıkardığı olaylar 1968 olaylarının başlangıcıdır.

***

1986 yılında Fransız Kültür Bakanlığı Comte de Lautréamont’nun Maldoror’un Şarkıları’nı çevirmem için bir yıllık burs vermişti. Bu kez, Cité Internationale Universitaire de Paris’te “Fondation Deutsch de La Meurthe” pavyonunda kalıyordum. Cité’de neredeyse her ülkenin kendi yurdu vardı. Merkezinde geniş bir parkın yer aldığı Cité Universitaire de Paris’te kafeteryalar, yüzme havuzu, fitness salonu, tenis kortları, tiyatro salonu, restoran, banka, postane, yemekhane gibi imkânlar vardı. Kuruluşunda yer ayrılmasına karşın Türkiye’nin yurdu yoktu. Ulusal yurtların durumunu bilmiyorum ama bizimki karma yani kadınlı-erkekli idi. Duşlar ortaktı. Benim yanımdaki odada bir müzisyen hatun kalıyordu. Kız kapıma bir gün oldu dayanmadı. Ben de onunkine dayanmadım. Haziran ayında Ülker de geldi yanıma. Kaldığım süre içinde “Fondation”da hiçbir olay olmadı. Demem o ki aynı şey bir gün ülkemizde de olabilir.

***

R.T.Erdoğan 5 Kasım 2013’te yaptığı “nokta”lı konuşmada şöyle diyor: “Bazı yerlerde yurtlar noktasında ihtiyaca cevap veremediğimiz için evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşanıyor. Buralarda güvenlik güçlerimize gelen istihbari bilgiler var. Valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyorlar.

***

AKP hükümeti bir muhafazakâr demokrat olarak müdahil olabilir mi? Olabilir ama bu girişim yasadışı olur. Bu kira evleri ortaklaşa tutanlar 18 yaşının üzerinde reşit insanlar. Diyelim ki oğlan mühendis, kız doktor, öğrenci değiller. Canları isterse bir ev kiralayarak ya da parayı bastırıp satın alarak burada birlikte kalabilirler mi? Kalabilirler. Artık otellerde de evlilik cüzdanı istenmiyor. 18 yaşını geçmiş reşit öğrencilerin ne farkı var mühendis erkek ve doktor kızdan? Bu birliktelik yasalara aykırı değil. Bu konuda ne üniversite ne de hükümet yetkili. Tek yetkili aileler. Peki, gençler ailelerini de dinlemez ise hükümetin polisi yasal olarak bir şey yapabilir mi? Yapamaz.

Dini bütün gençlerin ve dahi evli milletvekillerin “muta nikâhı” yaptıklarını ileri sürüp kendimi haklı çıkarmak da istemem.

***

R.T.Erdoğan’ın yakındığı “rezillikler” yurt yetersizliğinin sonucu ise “muhafazakâr demokratlar”ın milletin namusunu kurtarmak için devlet hazinesindeki paraları çarçur etmeyip yurt yaptırmaları gerekmez mi? Demek ki sorumluluk onlarda. Bu da çare değil. Gençler ayrı ayrı ev kiralayıp birbirlerine konuk olabilirler.

Bu durumda bu arkadaşların yapabilecekleri bir tek şey var: Kızlara, Ortaçağ Avrupası’nda olduğu gibi “bekâret kemeri” taktırmak; erkeklere ne yapacaklarını da gene kendileri bilir.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları