Özdemir İnce

Hedef imamokrasi

20 Eylül 2022 Salı

İran’da yaşanan fanatik İslamcı zulmünden, bir genç kadının ahlak polisi tarafından öldürülmesinden sonra bu yazıyı yayımlamak zorunluluk oldu.

5 Aralık 2006 günü Hürriyet gazetesinde “Hedef: İmamokrasi” adıyla geleceği haber veren bir yazı yayımlamıştım. Bu yazı daha sonra İmam Hatip Saltanatı ve İmamokrasi (Tekin Yayınları, 2016) adıyla yayımlanan kitabımın 107. sayfasında yer aldı. İmam hatip okulları, 3 Mart 1924 tarihli ve 430 sayılı Öğretim Birliği Yasası uyarınca ve “İmamet ve hatiplik gibi dini hizmetlerin görülebilmesi için” açılmıştı. Ama 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle “gerici” bir siyasal amaç doğrultusunda kullanılmaya başlandı. 1973 yılında mezunlarına üniversitelerin edebiyat fakültelerine girme izni verildi. 1975 yılında liselere denk sayıldı ve üniversitenin kapıları açıldı; 1976 yılında kız öğrenciler alındı.

***

Sözünü ettiğim yazı:

[“İmam-doktor, imam-mühendis, imam-öğretmen, imam-yargıç, imam-vali...” nitelemelerini ilk kez “Pathemata mathemata! Evet, acı deneyimler öğreticidir!” başlıklı yazımda (Varlık dergisi, Mayıs 1994)* kullanmıştım. Daha sonra, Hürriyet gazetesinde, imam hatip okullarından ve Öğretim Birliği Yasası’ndan söz ederken bu nitelemeyi sık sık kullandım. Aradan geçen 12 yıl içinde okurların bu deyime alışmaya, yazar arkadaşların ve siyasetçilerin artık kullanmaya başladıklarına tanık oluyorum.

1950’den bu yana Cumhuriyet, sağcı-muhafazakâr-İslamcı iktidarlar tarafından Cumhuriyetlikten öylesine uzaklaştırılmıştı ki insanlarımız dört beş yıl öncesine kadar yasalarımız arasında bir “Devrim Yasaları” paketi bulunduğunu ve bu yasaların anayasanın 174. maddesi tarafından korunduğunu bilmiyordu. Unutturulmuştu! Tevhid-i Tedrisat Kanunu’ndan (Öğretim Birliği Yasası) söz ettiğimiz zaman da okurlar ve siyasetçiler epeyce şaşırmışlardı.

Demek ki 1925 yılında böyle bir yasa çıkarılmıştı.

Demek ki Cumhuriyet savunmasız değildi! 

Önemli olan, savunma aygıtlarını harekete geçirmek ve kullanmaktı.

Tersine inandırmak için yedi dereden su getirilse de 17. Milli Eğitim Şûrası’nın bir tek amacı vardı: İmam hatip mezunlarına üniversitelerin kapılarını açmak. Milli eğitim bakanı 10 milyon ortaöğretim öğrencisi içinde 100 bin imam hatip öğrencisinin lafı mı olur, diyor. Evet lafı olur! Bir tek imam hatip öğrencisi üniversiteye girse bile!

Bakın neden? Bir İslamcı ideoloğun yazısına başvuracağım:

“...Türkiye’nin topyekûn sekülerleşmesi, bütün iddialarını, varlık nedenini ve tarihi rolünü yeniden üstlenebilme imkânlarını yitirmesiyle sonuçlanacaktır. İşte imam hatip liseleri (İHL), Türkiye’ye varlık nedenini hatırlatacak yegâne ‘kaynak’lardır. İHL’ler bu ülkeye en az 50 yıl kazandırmıştır. İHL’lere, din eğitimi veren kurumlar olarak bakmak, İHL’lerin gerçek fonksiyonlarını görememek demektir. Batı ülkelerindeki bütün ortaeğitim kurumları, birer İHL’dir.** İHL’lerin gördüğü ya da görmesi gereken rolü ve fonksiyonu yerine getirirler: Batı’daki bütün ortaeğitim kurumları, çocuklara, Batı kültürü, tarihi, sanatı, düşüncesi ve medeniyeti şuuru ile şiarını kazandırırlar; bizimkilerse ayartıcı Batı hayranlığı ve aşağılık kompleksi aşılayarak bizim şiarlarımızı yok etmekle meşguller.” (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 21 Kasım 2006)

 Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan’a çok teşekkür ederim. Benim yıllardır anlatmaya çalıştığım ama başarılı olmayı beceremediğim İHL’lerin varlık nedenini veciz bir şekilde açıklıyor: Cumhuriyet ideolojisinin karşıtı İslamcı bir kadro yetiştirmek. Bu kadro marifeti ile “aslına uygundur” mühürlü bir İslami toplum yaratmak. Yani amaç Cumhuriyeti İHL’ler aracılığı ile ele geçirmek. Yusuf Kaplan bu amacı itiraf ediyor. Teşekkürler!

Ama bu iş o kadar kolay değil, çünkü “i§mam-vali, imam-öğretmen, imam...” formülü artık herkesin diline düştü. Takke düştü kel göründü!]


* Tarih Bağışlamaz (Varlık Yayınları, 1994); Yazmasam Olmazdı (Doğan Kitap, 2004, s.194) 

** Doğru değil. Yalan söylüyor.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları