Simit...

20 Aralık 2019 Cuma

Adı Binnet Simit. Ardında borçlu olduğu bankaların isimlerinin yazılı olduğu bir not bıraktı ve intihar etti. Aynı günlerde borç batağındaki Simit Sarayı kamu bankaları devreye sokularak kurtarılmaya çalışılıyordu. Sahibi devletten aldığı 20 milyon dolar teşvikle 12.5 milyon dolarlık uçak alan Abdullah Kavukçu. Olayın patlak vermesi ve tepkiler üzerine vazgeçildi.

Bir yanda ödeyemediği borcu yüzünden canına kıyan sade vatandaş Simit; öte yanda 500 milyon dolar borcu olan ama yine de lüks ve şatafat içinde yaşamaktan vazgeçmeyen ve iktidara yakınlığı kullanarak yükü milletin sırtına yıkmaya çalışan Simit Sarayı’nın patronu...

Çarpık düzende aynanın iki yüzü gibi..

O zaman şu soruyu ortaya atayım:

Günde kaç kişi işsizlik ve yoksulluk yüzünden canına kıysa bu sorun ülkenin ana gündem maddesi olur? Çok acı böyle bir soruyu sorabilmem ama gerçek ne yazık ki. Her gün birkaç intihar vakası yaşanıyor. Çaresizlik, umutsuzluk insanı canına kıyma noktasına kadar getiriyor. Ve ülkeyi yönetenlerin asla umurunda değil.

Son 2 yıl içinde sanayi alanında faaliyet gösteren 100’den fazla orta ve büyük ölçekli şirket iflas etti. Bu şirketlerin doğrudan çalışanlarının sayısı 300 binin üzerinde. Aileleri ile birlikte 1 milyona yakın kişiyi etkileyen bu durumda hükümet ne yaptı? Hiç...

Bugün Türkiye’de yaşanan işsizliğin 2 ayağı var: Biri ekonomiyi doğru yönetememenin, istihdamı artıracak politikalar üretmemenin sonucu. İkincisi ise tüm dünyanın yaşadığı hızlı dijital ve teknolojik dönüşüm. Yıllar önceden biliniyordu: 10 yıl içinde 800 milyon insan işlerini kaybedecek. Yapay zekâ, robotik, akıllı yazılım ve uygulamalar farklı iş alanları ve farklı becerilerin gerekli olacağı yeni alanlar açacak. Bunun ayırdında olan ülkeler eğitim ve istihdam politikalarını buna göre düzenlemeye başladılar. Biz ne yaptık? Hiç...Yok, hiç demeyelim: Dini eğitime alet etmeyi iyi başardık. Cahil mezunlar ordusu yaratmayı da...

İnsanları gelirlerinin çok ötesinde tüketmeye özendirmede de başarılı olduk. Öyle ki kredi kartlarının borcunu ödemek için sürekli yeni kredilere yüklendiler.

Emek sömürüsünde kapıları sonuna kadar açtık. Adam kayırmacılığa da...

İşte bugün bunun bedeli ortaya çıkıyor. Ve ne yazık ki her zaman olduğu gibi bedeli ödeyenler çaresizler oluyor...



Yine Adalar... Yine atlar..


Duymuşsunuzdur. Adalar’da 81 atın ruam hastalığı nedeniyle itlaf edildiğini... Kendilerini hayvan özgürlüğü aktivisti olarak tanımlayanlar bunu fırsat bilerek hemen harekete geçtiler. Ve adalardan atlı faytonların kaldırılması için lobiciliğe yeniden başladılar. Önce iki konuyu birbirinden ayırmayı bilelim: Hastalık sonucu atların itlaf edilmesi ayrı bir konudur; atlı faytonların kaldırılması tartışması ayrı konudur. Biri diğerine gerekçe gösterilemez. Atlı faytonlar konusunda İBB Başkanlığı’nda Adalar ilçesinde geniş katılımlı bir çalıştay düzenlendi ve bunun çıktıları üzerinde çalışmalar devam ediyor. Bitmedi.

Gelelim ruam konusuna... Burada sözü beni telefonla arayıp bilgi veren Adalar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Korumu Derneği üyesi ve aynı zamanda at uzmanı olan Emin Mahir Başdoğan’a bırakıyorum: “Ruam sadece atlarda görülen bir hastalık. Tüm Türkiye’deki atlarla ilgili bir sorun. Adalarda 1800 at bulunuyor. Ve yapılan testler sonucunda ruam tespit edildiği belirtilen 81 at itlaf edildi. Bu denetim aynı zamanda diğer atların sağlıklı olduğunun bir göstergesi. Denetimlerin zamanında yapılması, ahırların ve atların hijyen koşullarının iyileştirilmesi gibi unsurlarla ruam hastalığına yakalanan at sayısı azaltılabilir. Eskiden Büyükada’nın ahır sistemi, karantinası da olan bir sistemdi. Dışarıdan gelen atlar önce karantinaya alınırdı. Ve gerekli testler, gözlemler yapıldıktan sonra diğerlerinin yanına bırakılırdı. Keza bir hastalık tespit edildiğinde de ilk yapılan iş, hasta hayvanı karantinaya almaktı. Bu doğru uygulama ne yazık ki artık yok. Bugün yaşanan durumda da 21 gün önce teşhis konulan hasta atlar diğerlerinden ayrılmadı, aynı yalaktan su içtiler...”

Yani bugün yaşananlar her zaman olduğu gibi sistem sorunu. Denetimsizlik ve yanlış uygulamalar yüzünden “her şeyi yok olmaya” neden mahkûm etmeliyiz? İşte bunu anlamak mümkün değil...


Yazarın Son Yazıları

Merak bu ya... 14 Şubat 2020