Öztin Akgüç

ABD tipi yayılmacılık

20 Kasım 2019 Çarşamba

ABD’nin gücü ne askeri ne teknik ne de ekonomiktir. ABD, en etkili hegemonya kurmayı hedeflediği ülkede kiralık, satılık, omurgasız kişiler, topluluklar bulmakta; siyasal parti, sivil toplum kuruluşu olarak örgütlemekte, kukla antiemperyalist, milliyetçi, liberal kitleler türeterek, karşıtı kişileri, kurumları tasfiye ederek ülkesine göre camiyi, kiliseyi de kullanarak din istismarı yaparak, zorlandığında ülkenin silahlı güvenlik gücünü harekete geçirerek, kendi yörüngesinde, güdümünde yönetimler oluşturmaktadır.

Yayılmacılık yöntemi, koşullara, ülkelere göre ayrıntıda farklılık gösterse de, genel hatları ile değişmemektedir. Öncelikle ülkede oluşturduğu, genelde demokrat, liberal, serbest piyasa yanlısı görünümlü siyasal akımı, güdümü altındaki STK’ler, iş insanları, yönlendirdiği medya araclığıyla, hatta gerektiğinde aralarında sorunlar varmış gibi izlenim de yaratarak desteklemektedir. Taktik başarılı olur; “demokratik bir seçimle” desteklenen akım iktidara gelirse amaca ulaşılmış, ülke ABD’nin oltasına takılmış olur. Bundan sonraki çaba oltadaki ülkeyi güdümde tutmaktır.

Destek, baskı yararlı olmaz, hedefteki ülkede ABD karşıtı, tam bağımsızlıktan yana, solcu, sola yatkın iktidar oluşursa, ABD güdümündeki STK’lerin, medyanın da desteği ile ülkede gösteriler, protestolar başlatılmakta, ambargo yaptırım uygulamasıyla ekonomik sıkıntılar yaratılmakta, iç çatışmaya kadar giden kargaşa ortamı oluşturulmakta, ülkede ABD karşıtı yönetim istifaya, liderler ülkeyi terke zorlanmakta; liderin iktidardaki milliyetçi, solcu partinin direnmesi üzerine, ülkenin silahlı gücü devreye sokularak, darbe gerçekleştirilmektedir.

ABD, yayılma yöntemini modelini arka bahçesi olarak gördüğü Güney Amerika ülkelerinde geliştirdikten sonra, GOP kapsamında bölgemizde de özellikle 1970’li yıllardan itibaren uygulamaya başlamıştır.

Örnek alınan Güney Amerika ülkeleri, ABD’nin yayılma senaryosunda zaman içinde değişiklik yapmadığını göstermektedir.

Arjantin’de 1950’li yılların başlarında, gömleksizler olarak nitelendirilen yoksul kitlelerin desteğiyle iktidara gelen Juan Domingo Peron’un ABD karşıtı, halkçı bir düzen kurma girişimi 1955 yılında askeri darbe ile sonlandırılmıştır. Uzun yıllar yurtdışında yaşayan Peron, 1973 yılında yeniden cumhurbaşkanı seçildikten sonra, oluşturmaya çalıştığı düzen, ölümünden sonra uzun ömürlü olamamış, 1976 yılında General Videla’nın üç kuvvet komutanının da onayını alarak yaptığı darbe sonunda ülke yeniden sert, acımasız bir yönetim altına girmiştir. İşkenceler, yargısız infazlar, kaybolmalar yaygınlaşmış, IMF ile yapılan anlaşmalar, IMF reçeteleri Arjantin’in ekonomik sorunlarına çözüm getirmemiş, ülke doğal zenginliklerine karşın günümüzde de dünyanın kırılgan ekonomileri içinde ilk sıralarda yer alarak kargaşadan, ekonomik krizden kurtulamamıştır.

Şili’de 1970 yılında cumhurbaşkanı seçilen Salvador Allende’nin özel şirketleri bakır madenlerini devletleştirme, toprak reformu, toplumu kökten değiştirme gibi girişimleri, tepkilere, yol açmış; ABD’nin ekonomik baskısının da tetiklediği iç çatışmaların şiddetlenmesi üzerine General Augusto Pinochet yönetiminde ordu başkanlık sarayını sararak Allende’yi istifaya zorlamış, Allende’nin direnmesi üzerine saray bombalanmıştır. Pinochet dönemi, siyasal etkinliklerin yasaklandığı, stadyumların hapishanelere çevrildiği, yargısız infazların yapıldığı, binlerce insanın kaybolduğu karanlık bir dönemdir. İzlenen ekonomik politikalar, özelleştirmeler ülkeye refah ve huzur getirmemiş; ülkede günümüzde de iç çatışmalar sürmekte, kayıpların sayısı giderek artmaktadır.

Askeri darbelerin, diktatörlüklerin sık yaşandığı diğer bir ülke, bilinen petrol yataklarının büyük bir bölümüne sahip olan Venezüella’dır. XXI. yüzyılın başlarında Hugo Chavezin başlattığı Nicolos Maduro’nun sürdürdüğü halka dönük politikalar, ABD karşıtlığı, ülkenin sağcı kesimlerinde tepkilere, ABD’nin de Maduro’yu tasfiye girişimine yol açmıştır. ABD eğitimli muhalif lider Juan Guaido önderliğinde ülkede gösteriler artmış; Rusya ve Çin’in Maduro’yu desteklemeleri, ordunun da kesin bir tutum almaması Maduro’nun tasfiyesini engellemiş, ancak ülkede kargaşa ortamı da sona ermemiştir.

Bolivya’da halk yararına politika izleyen yerli Evo Morales’e karşı seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle protestolar başlamış; genelkurmay başkanın ultimatomu üzerine Morales direnmeyerek Meksika’ya sığınmış; yerine ABD yanlısı kadın senatör Jeanine Anez geçici başkan olarak ilan edilmiş; ülke de Morales yanlısı yerli halkın tepkisiyle kargaşa ortamına sürüklenmiştir.

Örnekler ve açıklamalar, ABD’nin Ortadoğu politikasına, yaşananlara doğru tanı koyabilmenin ipuçlarını vermektedir.


Yazarın Son Yazıları

Toplumumuzdaki ayrışma 26 Şubat 2020
Planlı kalkınma 12 Şubat 2020