Öztin Akgüç

İktisatta olmayana ergi yöntemi

05 Şubat 2020 Çarşamba

Olmayana ergi yöntemi, nelerin olmadığını, olamayacağını göstererek olabileceklere yönlendiren bir çözümleme tekniğidir. İktisat, akılcı davranarak, sınırlı kaynakları en verimli şekilde kullanarak toplumun gereksinimlerini karşılama bilimidir. Ekonomide akılcı davranış, deneyerek, savurganca kaynak kullanarak değil, olamayacakları öngörerek kaynakların kullanımıdır. İktisatta olmayana ergi yöntemi, deneyerek değil öngörerek kullanılmalıdır. Biz ise deneyerek sorun yaratıyoruz.

ABD’nin başlangıçta Ortadoğu’yu sonra da Kuzey Afrika ülkelerini kapsayacak şekilde genişlettiği GOP kapsamında bölgeye örnek ülke olarak Türkiye seçilmiş, uygun görülen ekonomik ve siyasal rejim Ocak 1980 Kararları ve 12 Eylül askeri darbesi ile uygulamaya konulmuştur.

Dünya ekonomi tarihinde, yabancı sermaye, serbest dış ticaret, özel sektör teşviki, dış borçlanma, liberal, neo-liberal politikalarla kalkınmış tek bir ülke olmamasına karşın, 24 Ocak Kararları ile özelleştirme, yabancı sermaye teşviki, finansal liberalleşme, iç ve dış borçlanma ile ekonomik sorunlar çözülmeye kalkışılmış, aralıklarla krizlere de girilerek, başarı sağlanamadan günümüze gelinmiştir.

24 Ocak Kararları sonrası da yanılgılar sürmüştür.

Ekonomik gelişmişlik düzeyi farklı olan ülkeler arasında yapılan gümrük birliğinin, gelişmiş ekonomilerin yararına olacağı, kuramsal olarak ortaya konulmuş uygulamalarla da kanıtlanmış olmasına karşın; AB ile 1996 yılı başında yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması yapılmıştır. Türkiye böylece özelleştirme yanı sıra gümrük birliği anlaşması da yaparak sanayileşmeden fiilen vazgeçmiş, imalat sanayii, montaj sanayiine dönüşmüş, fason imalat yapar hale gelmiştir. Katma değer yaratılamadığından, imalat sanayiinin, GSYH ve istihdam içindeki payı görece azalmış; AB ile ticaretimiz ise sürekli açık vermeyi sürdürmüştür.

Enflasyonun hızlanması üzerine IMF ile yapılan Yakın İzleme Anlaşması çerçevesinde “2000 yılı Enflasyonu Düşürme Programı” uygulamaya konulmuştur. Programda döviz kuru çapa olarak kullanılmış, TCMB, “bir ABD Doları + 0.77 Avro’dan” oluşan kur sepetinin bir yıllık süreyi kapsayan TL değerini açıklayarak, döviz alım-satım taahhüdü altına girmiştir. Böylece dolanıma banknot çıkarma TCMB’nin rezerv artışına bağlanmış, iç varlıklarına da tavan getirildiğinden, Banka’nın ekonominin likiditesini ayarlama, kredinin son kaynağı olma işlevi fiilen ortadan kalkmıştır.

Döviz rezervi yetersiz, dış borcu yüksek, ulusal parası konvertıbıl olmayan, sürekli dış açık veren bir ekonominin, döviz kuru hedeflemesi yapması, sabit kur rejiminin katı bir çeşitlemesi olan Para Kurulu uygulamasının krizle sonlanacağı öngörülmüş; uyarılara karşın program uygulamaya konulmuştur. TCMB, döviz rezervinin önemli bir bölümünü de az sayıda bankaya kaptırmış olduğundan, faizlerin aşırı yükseldiği dönemlerde bankaları fonlayamamış; program, enflasyonu düşürme bir yana finansal kriz yaratarak sonuçlanmıştır. IMF kredisi ve Kemal Derviş Programı olarak isimlendirilen palyatif önlemlerle krizin atlatıldığı izlenimi yaratılmışsa da, krizi geçiştirmenin ana nedeni, dünya ekonomisinin hızla büyüme sürecine girmesi ve dünyadaki olumlu gelişmenin, sermaye girişi yoluyla ülkemize de yansıması olmuştur. Nitekim 2007-2008 krizi ile dünyadaki ekonomik genişleme sürecinin sonlanmasıyla, ülkemiz ekonomisinin iyileşmekte olduğu görüntüsü de kaybolmaya başlamıştır.

Ülkemiz ekonomisi 2018 yılı ortalarında dış şoka maruz kaldığında TCMB, gecikme ile de olsa politika faizini yükselterek, dış şokun etkisini hafifletmeye yönelmiştir. Hızla yükseltilen politika faizinin gerekli koşullar oluştuğunda, zamanla düzenli bir şekilde indirilmesi gerekirken; ekonomide emir kumanda düzeni içinde politika faizinin hızla indirilmesinin, fiilen negatif reel faiz uygulanmasının, TL tasarruf sahiplerinden kredi kullanıcılarına haksız kaynak aktarımı doğuracağı sakıncası yanı sıra, bankalara TL mevduat akışının yavaşlayacağı, dolarizasyonu tetikleyeceği, birikim sahiplerinin yatırım aracı olarak altına yönelebileceği, geliri azalan mudilerin riskli işlemlere girişebilecekleri, borsa dahil fiyat balonlarının oluşacağı öngörülmüş; ancak uyarılara karşı uygulamaya devam edilmiştir.

İç ve dış ayartılara kapılarak yapılan sürekli yanılgıları, resmi istatistiksel verileri eyleterek örtbas etme, başarı öyküleri anlatma yerine nelerin olmadığını, olamayacağını öngörerek, daha fazla kaynak kaybına yol açmadan, sorun yaratmadan, kalkınma sürecini başlatacak yola yönelmemiz gerekmektedir.


Yazarın Son Yazıları

Toplumumuzdaki ayrışma 26 Şubat 2020
Planlı kalkınma 12 Şubat 2020