Öztin Akgüç

KİT ve ekonomik kalkınma

04 Aralık 2019 Çarşamba

Kamu iktisadi teşebbüslerinin ekonomiye katkılarını açıklayabilmek için öncelikle KİT ve ekonomik kalkınma kavramlarına açıklık getirmek gerekir.

Ekonomik büyüme, ülkenin ürettiği mal ve hizmetlerin, Gayrisafi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYH) artmasıdır. Büyüme, GSYH artması ile ölçülmektedir. Ekonomik kalkınma ise büyüme yanı sıra gelir dağılımının düzelmesini, geniş kitlelerin eğitim düzeyinin yükselmesini, değer yargılarının değişmesini yaşam kalitesinin sürekli iyileşmesini içerir. KİT, genel olarak, tarım, sanayi, finans, ticaret sektörlerinde faaliyette bulunmak üzere devlet ya da bir kamu kuruluşu tarafından yalnız ya da ortaklık yolu ile oluşturulan, sermayesinin tamamı ya da çoğunluğu devlet ya da kamu kuruluşlarınca sağlanan, doğrudan veya dolaylı olarak devlet tarafından denetlenen, ürettiği mal ve hizmetleri bir bedel karşılığı satan işletmeler olarak tanımlanabilir. 

KİTlerden ekonomik kalkınmada;

• İleri teknolojiyi, büyük organizasyonları gerektiren yatırımları gerçekleştirmek,

• Yeni üretim alanlarının gelişmesine öncülük etmek,

• Geri kalmış yörelere yatırım yapmak, bölgelerarası gelişmişlik farklarını gidermek,

• Üretimde darboğazları, tıkanıklıkları giderici yatırımları yapmak,

• Diğer işletmelere makul fiyatlarla girdi sağlamak, kalifiye işgücü yetiştirmek yoluyla, kendi bilançolarına yansımayan yararlar, dışsallıklar yaratmak,

• Ekonomide tekellerin hegemonyasını kırarak, düzenleyici fiyat politikası izleyerek üretici ve tüketicileri korumak,

• Mal ve hizmetlerin kalitesini yükseltmek gibi katkılar beklenir.

CHP, 1927 Kurultayı’nda cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik, milliyetçilik ilkelerini; 1931 Kurultayı’nda da devrimcilik ve devletçilik ilkelerini benimsemiştir. CHP’nin devletçilik ilkesi, kendine özgü bir sosyal kalkınma projesi olarak, Birinci Sanayi Planı (1933-8) uygulamasıyla yaşama geçirilmeye başlanmıştır. Planı gerçekleştirmek amacıyla 2262 sayılı yasa ile üretim, pazarlama ve bankacılık faaliyetlerinde de bulunmak üzere, KİT olarak Sümerbank kurulmuştur. Sümerbank, planda öngörülen yatırımları gerçekleştirerek, ekonomi tarihçisi Simon Kuznets’in ayrımıyla ülkenin ekonomik gelişmiş evrelerinden kalkış (take-ofî) evresine kısa sürede girmesini sağlamıştır.

Türkiye, Etibank aracılığıyla gerçekleştirilmek üzere İkinci Sanayi Planı’nı hazırlamış ise de II’nci Dünya Savaşı planın tümüyle gerçekleştirilmesini engellemiştir.

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’nin hükümet programında “iktisadi sahada devlet sektörünü mümkün olduğu kadar daraltma, özel teşebbüsü genişletme” ilke olarak benimsenmesine karşın; DP döneminde yeni KİT’ler kurulmuş, KİT’lerin faaliyet alanları genişletilmiştir. Ancak bu dönemde KİT’ler bir kalkınma aracı olmaktan çok, fiyat politikaları, iştirakleriyle özel kesimi destekleme, kaynak aktarma aracı olarak kullanılmıştır.

1960 sonrası Türkiye planlı kalkınma dönemine girmiş, İnönü hükümetleri döneminde hazırlanan I BYKP’de “ileri teknoloji ve büyük sermaye isteyen üretim kollarında teşebbüsler kurmak suretiyle, devletin sanayi alanında gelişmeye öncelik etmesi” benimsenmiştir. KİT’lerin çalışma esasları 440 sayılı yasa ile yeniden düzenlenmiş; KİT yatırımlarını proje bazında finanse etmek üzere Devlet Yatırım Bankası kurulmuştur. Bu dönemde KİT yatırımlarında, ithal ikamesine yönelik olarak aramalı üretilmesine öncelik verilmiştir. I BYKP, plan uygulamasının en başarılı olduğu dönem olmuş; ülke yıllık yüzde yedi büyüme hedefine, düşük enflasyon hızı ile yaklaşmıştır. Plan uygulamasında disiplin izleyen yıllarda bozulmuş; II BYKP de “KİT’lerin özel sektörün girmediği, güç gelişen, darboğaz yaratan alanlara girmesi öngörülmüş”, özel kesimle karma girişimler kurmaları desteklenmiştir.

Ecevit hükümeti döneminde (1968-69) hazırlanan IV BYKP’de KİT’ler ekonomik kalkınmanın temel aracı olarak öngörülmüş ise de; 24 Ocak 1980 Kararları ardından da 12 Eylül askeri darbesiyle IV BYKP uygulanması rafa kaldırılmış; KİT’lerin özelleştirilmesi, yabancı sermaye ve özel kesimin teşviki, ihracat çekişli büyüme, borçlanma sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi benimsenmiştir.

1980 sonrası ekonomi, birbirini izleyen krizden kurtulamamış, işsizliğin tavan yaptığı, enflasyonun yüksek olduğu, bütçe açıklarının büyüdüğü dünya sıralamasında, yeri sürekli gerileyen bir sürece ekonomi girmiştir. Bu süreç siyasal alanda da ülkeyi ödün vermeye zorlamakta, dış tehditlere maruz bırakmaktadır.



Yazarın Son Yazıları

Toplumumuzdaki ayrışma 26 Şubat 2020
Planlı kalkınma 12 Şubat 2020