Öztin Akgüç

Planlı kalkınma

12 Şubat 2020 Çarşamba

Cumhuriyetimizin tarihi incelendiğinde, ekonominin düzenli hızlı büyüdüğü dönemlerin; Birinci Sanayi Planı’nın uygulandığı (1933-8) yıllarıyla, 1960 sonrası Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-7) dönemi olduğu görülür. Birinci Sanayi Planı ile ekonomi, enflasyon olmadan, dış açık da verilmeden Simon Kuznets ayrımı ile kalkın­manın üçüncü aşaması kalkış (take-off) sürecine girmiş; IBYKP uygulamasıyla da ortalama yıllık büyüme hızı, düşük enflasyon, sınırlı dış açıkla yüzde 7 düzeyine yaklaşmıştır.

Birinci Sanayi Planı uygulaması, CHP’nin tek parti döneminde; beş yıllık kalkınma planları hazırlanması da CHP’nin yönlendirdiği koalisyon hükümetleri döneminde gerçekleştirilmiştir. CHP’nin 1931 kurultayında devletçilik ve devrimcilik ilkeleri kabul edildikten sonra sanayi planı hazırlanarak uygulamaya konulmuştur. Türkiye, sağcı yönetimler altında iç ve dış çevrelerin ayartılarına kapılarak çıkmaz yollardan çıkış aramış, kaynaklarını savurganca kullanarak kalkın­mayı gerçekleştirememiştir. Ülkenin yeniden KİT destekli planlı kal­kınma dönemine girmesi gerekmektedir.                       

Planlama ile ülke kaynaklarının verimli şekilde kullanılarak, toplumun genel gönenç düzeyini yükseltmek amaçlanır. Etkin planlama yapabilmek için öncelikle ülkenin insan kaynağı da dahil tüm kay­naklarının envanterinin yapılması zorunludur. Sağlıklı karar alabil­mek, yön belirleyebilmek için doğru istatistiki verilere gereksinim olduğundan mevcut verilerin de irdelenerek düzeltilmesi gerekir.

Planlı kalkınmada, KİT’ler yatırımları gerçekleştirmenin, ekono­miyi yönlendirmenin temel araçlarıdır. Var olan KİT’leri toplumsal işlevlerini yerine getirecek şekilde yeniden yapılandırma yanı sıra bölgesel kalkınma amaçlı anonim şirket statüsünde işletmeler kurmak, savunma sanayii ve enerji sektöründe de büyük kamu kuruluşları oluşturmak gerekir. Ayrıca KİT’lerden birine kamu işletmeleri ara­sında fon akımlarını gerçekleştirmek üzere merkezi bir finansman kurumu görevi de verilmelidir. Bu bağlamda, 1980 askeri darbesiyle ve 24 Ocak Kararları’yla baltalanan IV’üncü BYKP yol gösterici ola­bilir.

Devletçilik, ekonomik kalkınmayı, ekonomik bağımsızlığı sağlama, gelir ve servet dağılımını düzeltme amaçlı olarak devletin üretici ve düzenleyici olarak ekonomide etkin işlev üstlenmesi; planlamada devletçilik uygulamasının bir aracıdır. Gösteriş yatırımları, yandaş besleme, özel sektör destekleme, kişisel itibar harcamalarıyla israf edilen kaynaklar tasarruf edilerek, kalkınmanın gerektirdiği yatırımlar finanse edilebilir. Ayrıca yatırım projelerini finanse edecek yeni kaynaklar da sağlanabilir.

Bölgesel kalkınma amaçlı yatırımlarla yerel ürünlerin değerlendirilmesi, tesi­sin kısa sürede üretime geçmesi, girdi-çıktı ilişkileri ile diğer yatırım­ları uyarması, makine-teçhizat gereksiniminin olabildiğince yurtiçin­den sağlanması, döviz tasarrufu gibi kriterler, öncelikler göz önünde tutulmalıdır. KİT’lerin hukuki yapısının sonu açık sermayeli anonim şirket olarak belirlenmesi; pay senetlerinin en az no­minal değerleri üzerinden nakde çevrilme olanağının sağlanması, tesis üretime geçinceye değin, kuruluş döneminde faiz ödenmesi, ortaklara yönetim, denetim kurullarında temsilci bulundurma hakkı tanınması, önemli kararlara katılma olanağı verilmesi, geniş kitlelere pay senedi satışını özendirir. Bu tür pay senetleri, halka, likiditesi yüksek, değer yitirmeyen, uzun ömürlü finansal varlık edinme olanağını sağlayarak mal varlıklarını çeşitlendirir.

Planın finansmanına, bankalar da sermayeye iştirak yoluyla önemli projelerin gerçekleştirilmesinde katkıda bulunabilirler. Ayrıca ihracat bağlantılarıyla vadeli makine-teçhizat alımı da sağlanabilir. Sorun parasal kaynak sağlamak değil, planı hazırlayacak, uygulayacak, KİT’leri kamu yararına en çoklayacak şekilde yönetecek liyakatli kişileri bulmak, kadroları oluşturmaktır. Kıt olan parasal sermaye değil, yöne­tim yeteneğidir. Nitekim özel sektörde de başarılı, yetenekli, nitelikli yöneticiler bulunduğunda sağlanmakta, girişimci niteliğine sahip iş insanları da projelerini gerçekleştirmede öncelikle yetenekli, liyakatli yöneticiler aramaktadırlar.

Planlama, beşeri sermayenin de yaratılmasını, güçlendirilmesini sağlayarak kalkınmayı hızlandırır. Başarıyı insan öğesinin sağladığı; her alanda başarısızlığın ana nedeninin kişisel yetersizlikler olduğu gerçeği planlamada da göz önünde tutulmalıdır.


Yazarın Son Yazıları

Toplumumuzdaki ayrışma 26 Şubat 2020
Planlı kalkınma 12 Şubat 2020