Halklar kaygılarına yanıt istiyor...

04 Şubat 2020 Salı

Yoksul ülkeler, İslam dünyası, Ortadoğu bölge halkları, Emperyal güçlerin kirli çıkarları adına üzerlerinden yürütülen savaşlardan yorgun, yılgın, bıkkın; fazlasıyla dersler çıkardılar. Bilinçlendiler, tuzağa düşmüyorlar demesi çok zor. Çünkü kendi kaderlerini kendilerinin belirlemesine olanak tanıyacak demokratik düzen, ülkelerinin ufuklarından bile gözükmüyor..

Tam tersine, üzerlerinden, birbirlerine kırdırılarak savaşların, emperyal çıkarların geçeri olmasında, medya çağında, medyatik güdüleme silahlarının, zaman zaman çok kazançlı, silah satışlarıyla yarışan boyutlarıyla, kitleleri güdüleme gücünün katlanması sayesinde dünya ölçeğinde ister emperyal, isterse ezilen halkların başlarındaki siyasal iktidarların, diktatoryal yapıları, güçlerini, olanaklarını katlamış gözüküyor.

Farklılık demokratik gelişmişlik geleneğinin en güçlü olduğu ülkeler, rejimler içinde bile, göreceli güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, parlamentoların gücünün, ilkelerinin.. halklar sonuçta anlamlı bedeller ödüyor olsalar da sonuçta işleyebilmesinde. Demokrasi geleneğinin toplumsal zafiyetleri olan ülkelerde ise kibar söylemle otoriterleşme, diktatörlüğün çok daha acımasız bedellerinin halklara ödetilebilmesinde..

***

Yine de bilimsel teknolojik devrimler, iletişimin gücü ile dünyanın, daha doğrusu insanlığa ödetilen bedellerin, yaşanan gerçeklerin saklanılmazlığı ile doğru orantılı olarak, en ağır beddellerin ödetildiği halkların tabanlarında, dahası en ilkel alt kimliklerle afyonlanmış, biat kültüründe teslim alınmış kitleler arasında bile, kendini savunma refleksleri bir biçimde ortak çıkarlarda buluşma reflekslerini de üretiyor..

Ortadoğu halklarına, en ilkel alt kimlikler üzerinden, siyasal İslamcı, mezhepçi otoriterleşme, biat, aşiret.. ari ırk söz konusu olmasa bile ırkçılık, ortak emperyal çıkarlar eksenlerinde.. soluksuz yıllardır ödetilen bedeller, yaşatılanlardan sonra gelinen noktalarda, beklentilerde değişen hiçbir şey yok mu? Ya da doğru okunması gereken, değişen anlamlı bir şeyler yok mu?

Ortadoğu halklarına dönük siyasetlerinde, halkları vicdansızca birbirlerine kırdırma rekorlarında, Amerika’nın başı çekmesi eşyanın tabiatıyla ilişkili bir durum, sonuç da sayılabilir.. Bilindiği üzere zengin kuzey dünyası adına, tek kutuplu dünya düzenine geçişin gerçekleştiği kısa da olsa bir süreliğine kabul edilmişti. Amerika’nın 12 Eylül travması ya da senaryosu hiç fark etmez, sonuçta sırıtan yalan dolanlarla da olsa, İngilizlerin geçmiş sömürgecilik deneyimlerinin rehberliğinde Irak işgali ile başlayan, Afganistan ile sürdürülen işgaller dönemlerini başlatmıştı. Sovyetler, iki kutuplu dünya gerginliği döneminin kapandığına da inanılmıştı..

Çok kısa süreçte, kimi ters tepmelerle dünya ölçeğinde emperyal güç dengeleri çok farklı tonlar ve yapılarla çok farlı süreçlere geçişleri getirirken, zengin kuzey dünyası içinde de, dahası en domakratik görünen AB çatısı altında bile otrumuş sanılan demokratik yönetimleri bile salladı. Çok kutuplu ama diktatoryal tonları çok farklı emperyal güç merkezleri, yapılarını oluşturdukça işler iyice “arapsaçı” kavramına benzer, günübirlik çelişkilerin bile ortaya çıktığı siyasetlerin karmaşık dengelerin daha halklar ne olup bittiğini kavrayamadan dayatmalarını getirdi.

Gerçek şu ki, Ortadoğu halkları sürüklendikleri, üzerlerinden savaşların tuzaklarından bedel ödedikleri kadarı ile dersler de çıkarmaktalar. Ne yazık ki geçerli tek gerçeklik, artık çok ders almış olarak da sürüklenmekte oldukları tuzaklardan çıkamamanın çaresizliği bir yanda.. Yaşadıklarının, ödedikleri bedellerin öğretisi içinde, içgüdüsel kazanılmış çıkarımlarla çözüm arama pratikleri arasında farklı bir bilinç kazanmaları öte yanda.

Galiba yeni Arap Baharları düşleri kurmanın ötesinde, yeni politika, çözüm üreteceklerin peşinden gitmek istiyorlar. Bir gün önce dediği ile öteki gün dedikleri, aynı şiddetli üsluplarda, çatışmacılıktan beslenen çelişkiler içindekilerden çok, çözüm adına ortaya konulan politik önceliklerin işlevselliğine bakmak istiyorlar. 


Yazarın Son Yazıları

Kavala takıntısı.. 21 Şubat 2020