Sendikada bir ilk

23 Şubat 2020 Pazar

Geçen günlerde Türkiye’deki sendikalarda umut verici bir ilk yaşandı. Feminizm ile veganizm ilişkisini ele alan bir toplantı, bir sendika etkinliği olarak düzenlendi.

Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’nda hayvan özgürlüğü için birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşımız Pınar Kayışoğlu’nun önerisi ve organizasyonuyla, Eğitim Sen ile işbirliği yaptık. İstanbul 1 No’lu Şube’de bir akşam, iş çıkışı sendika üyeleriyle buluştuk. 

İnsanların açlık ve yoksulluktan intihar ettiği, 

Kadınların erkek şiddeti yüzünden her gün can verdiği, 

Örgütlü hak mücadelelerinin iktidar baskısını en yoğun şekilde hissettiği bir ülkede yaşıyoruz. 

Haksızlığın, zulmün, sömürünün günlük hayatın bir parçası haline geldiği bir toplumda nefes almaya çalışıyoruz.

Herkes adalet ve özgürlük istiyor!

Dinci yobazlığın baskı altına aldığı geri kalmış bir ülkede feminizm mücadelesi yapmak zor ve aynı zamanda hayati. 

Yaşadığımız türcü dünyada veganizmi anlatmak da zor ve hayati. 

İkisinin ortak noktalarını göz önüne serdiğinizde çok çarpıcı bir durum ortaya çıkıyor. 

İnsan türünün üstünlüğü varsayımına dayanarak belli hayvan türlerinin sömürülmesi ya da ayrımcılığa uğratılmasıdır türcülük. 

Bu tanımda “insan türü” yerine “erkek cinsi”; “belli hayvan türleri” yerine “kadınlar” koyarak okuyun; kadın düşmanlığı/cinsiyet ayrımcılığı ile türcülüğün ortak noktası açıkça görülür.

Tür feminizmine hapsolmayın

Sendikadakine benzer bir konuşmayı dün Bilkent Kadın Çalışmaları Topluluğu’nun düzenlediği 4. Kadın Zirvesi’nde de yaptım. “Feministlerin Türcülük İle Sınavı” başlıklı sunumumda feminizm ile türcülüğe karşı verilen mücadelenin neden birbirini kavraması gerektiğinin altını çizdim.

Sendikadaki etkinlikte katılımcılar anlattıklarımı dikkatle dinleyip önemli sorular sordu. 

Birisi, “Ben bugün tür feministi olduğumu öğrenmiş oldum” itirafında bulundu. 

Tür feministi” nedir derseniz... 

Cinsiyetler arasındaki eşitsizliği ve sömürüyü reddeden feministlerin, bu karşı çıkışı insanlar arasında uygulaması...

İnsan olmayan hayvanlara uygulanan sömürüye katkıda bulunmayı sürdürmesi halinde tür feminizminden söz etmek gerekiyor. 

Feminizm güncellenmeli

Feminizm, sosyal bir hareket haline geldiği 19. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar türcü bir yaklaşımı benimseyerek yayıldı. Hayvanlara yönelik şiddeti, dişi hayvanlara uygulanan sömürüyü de kendi meseleleri olarak gören feministlerin sesi, ancak içinde yaşadığımız yüzyılda duyulmaya başlandı. 

Oysa türcülüğün insan algısına bütünüyle egemen olmadığı bir dünyada yaşıyor olsaydık, veganlığın feminizm ile yolları çok daha önce kesişir, vegan olmayan feminist göremezdik. 

Çünkü hem hayvancılık sektörü, büyük ölçüde dişi hayvanların üreme sistemlerinin sömürüsüne dayalı...

Hem de hayvanların insanlar tarafından metalaştırılmasını reddeden veganizm ile cinsiyetler arasındaki eşitsizliği reddeden feminizm, aynı temel argümanlara sahip. 

İkisi de bir grubun başka bir grup üzerindeki hâkimiyetine, baskısına ve adaletsizliğine karşı.  

Kadınların erkekler için yaratıldığına inanan erkek egemen gericilik ile mücadele eden feminist teori, hayvanların insanlar için yaratıldığına inanan insanmerkezci türcülüğü de sorgulamalı. 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken feminizmin bu yaklaşımla güncellenmesi gerek. Bu öncelikle bir etik meselesi. 

Adalet, tek bir cinsiyete ayrıcalık tanınarak tanımlanamayacağı gibi, tek bir türe ayrıcalık verilerek de tanımlanamaz. Yaşadığımız çağda feminizm, artık türcülük eşiğini atlamalı, bu duvarı yıkmalıdır.

Cinsler arasında iktidar kavramını sorgulayan feministlerin, reddettikleri olguyu türler arasında sürdürmesi mantığa aykırıdır. Türler arasındaki hiyerarşiyi sürdürdüklerinde, kaçınılmaz olarak kendileri baskıcı bir iktidar haline gelir.


Yazarın Son Yazıları

Karartma yılları 1 Mart 2020
Sendikada bir ilk 23 Şubat 2020