Barış Terkoğlu

‘Artık susmak yok’ diyen hâkim

19 Temmuz 2021 Pazartesi

“Aradan beş yıl geçti kendimi savunamadım, bundan sonra susmak yok.” Telefondaki hâkim, daha doğrusu eski hâkim böyle söylüyordu. “Bir iki devlet büyüğümüz, ‘Çık kendini savun’ dediği için sizi aradım” diye devam etti.

Geçen hafta 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde darbenin kritik ismi olan Adil Öksüz’ün “yakalanamama” hikâyesini yazmıştım. Savcı Cihan Ergün, Öksüz’ü 18 Temmuz günü tutuklamaya sevk ettiği halde, hâkim Köksal Çelik tarafından serbest bırakılmıştı. Ergün, itiraz edip yeniden tutuklama talep etti. Çelik, kararında ısrar etti. Dosya bu kez hâkim Çetin Sönmez’e gitti. O da tutuklama talebini reddetti. Öksüz, böylece elini kolunu sallayarak çekip gitti. İşte beni arayan Öksüz’ü o gün serbest bırakan hâkim Köksal Çelik’ti.

Önce durumunu sordum. Anlattığına göre olayın ardından açığa alınmıştı. Hakkında FETÖ soruşturması açılmış ancak FETÖ ile irtibatı bulunamamıştı. Yine de 2018 yılına kadar açıkta tutulduktan sonra, “memuriyet itibarını bozduğu” gerekçesiyle hâkimlikten atıldı. Adil Öksüz’ü serbest bırakma kararı, hâkimlik kariyerinin sonu olmuştu. İşin ilginci, savcı Cihan Ergün’ü eleştirmekle birlikte bir sözüne katılıyordu: “FETÖ hâlâ devlette etkin.”

Çelik, kendisinden de intikam alındığını düşünüyor: “FETÖ’nün Sincan’da 2015 yılında o zamanki değeri 350 trilyon olan AVM’lerine kayyum atama kararını ve elkoyma kararını ilk defa ben vermiştim. Bu karar Türkiye’de ilk oldu. Örnek alınarak Ankara’da Koza Altın’a kayyum atama kararı verildi. FETÖ, benden bu kararın intikamını almış oldu.”

TAVRI KORKAK VE ÇEKİNGENDİ

O gün neler yaşandı? Adil Öksüz, hâkim Köksal Çelik’in karşısına nasıl çıktı?

Çelik anlattı:

“Savcı, Adil Öksüz’ü, tutuklama talebiyle bana 18 Temmuz sabah saat 05.30’da gönderdi. Daha doğrusu sorgulamaya 05.30 başladım. Ben de 20 dakika sorguladım. Ağzından bir laf alamayınca ve sürekli savcılıkta verdiği ifadeyi tekrarlayınca, anlattıklarına tam inanmadığım için 05.51’de savcıyı aradım. Aradığımda odasında değildi. Evine gidiyordu. Onun için cep telefonunu aradım. ‘Dosyada bir şey yok, ben tutuklama değil, yurtdışına çıkış yasağı koymak şeklinde adli kontrol düşünüyorum’ dedim. 107 saniye konuşmuşuz. O da ‘Olabilir, sen bilirsin’ gibi şeyler dedi. Bir nevi istişare ile karar verdik. Saat 05.55 gibi kararımı açıkladım ve diğer şüphelilerin sorgusuna başladık. Basının yazdığı gibi bu hain (Adil Öksüz), yakalandıktan 21 dakika sonra değil, iki gün sonra sorguya çıkarıldı. Sorgu işlemi 21 dakika sürdüğü için basın biraz yanlış yazdı bu kısmı.”

Peki, Adil Öksüz’ün tavrı nasıldı?

Köksal Çelik anlattı:

“Tavırları korkak ve çekingendi. Bitkin bir hali vardı. İşkenceye uğradığını iddia etti. Konuşmamak için gayret ediyordu. Ben daha çok konuşturmak için uğraştım. Bir ara ‘Ortalık yanıyor, sen tarla bakmaya gelmişsin’ gibi bir şey söylemişim ama bu kayıtlarda yok. O gün sorguya çıkan kâtip Mehmet Ali Tuna’nın müfettişe verdiği ifadede var.”

BİZDEN BİLGİ SAKLANDI

Sohbet asıl konuya geldi. Adil Öksüz’ü nasıl oldu da serbest bıraktı? Böyle bir karar nasıl verilebilir?

Köksal Çelik, kendisinin hata yaptığını düşünmüyor:

“Benim sorgumdan bir buçuk gün önce, 16 Temmuz’da, bu hainin kim olduğu kışla karakolunda öğrenilmiş. Ama ne jandarma ne de Emniyet görevlileri bana ya da savcılığa bu durumu söyledi. Yani bizden bilgi saklandı. Bir de basının yazdığı gibi bu hain Akıncı Kışlası’nda değil, kışladan bir kilometre dışarıda bir yerde yakalanmış. Üzerinden çıkanlar bize getirilse ya da görevliler bize bunun kim olduğunu söylese ya da savcı hemen tutuklamaya sevk etmeyip dört günlük gözaltı süresini kullansa bu hata olmazdı.

Üssün içinde değil, dışarıda yakalanmış ve sivil gözüküyor. Şüphe var ama ben o şüpheyi savcıya sorup gidereyim dedim. Aradım, o da Adil Öksüz’ü somut delille değil, bir ayet manası sorarak çözmüş. Aradığımda ayetle çözdüğünü de bana söylemedi. Bu arada hayatımda ilk defa şahit oldum bir ayet manasıyla şüpheli çözen savcıya!

Yine bu hain yakalandıktan sonra kışla karakolunda hakkında hazırlanan mavi renkli dosya, bana ya da savcılığa getirilmemiş. Olaydan bir ay sonra HSK müfettişi soruşturma için karakola gittiğinde, tutulan tutanaklar, hainin çıplak resmi, HSK müfettişine veriliyor. Zaten üzerinden çıkan saat, GPRS aleti, cep telefonu vs… Biz hiçbir şey görmedik. Çünkü önümüze getirilmedi. Buna o gün görev yapan savcı, başsavcı ve vekilleri şahittir.

Bana dosya değil, sadece yarım sahifelik bir üst yazı, bir de ifade ile tutuklanma isteği gönderildi. Buna şimdiki İstanbul Başsavcısı, o dönem aynı adliyede çalıştığımız Şaban Yılmaz şahittir. Delil olacak objeler ve tutanaklar bizden gizlendi, dosyaya konmadı, sonra basın bizi kamikazeci olarak gösterdi. Aynı basın bir zamanlar ‘hükümetin hâkimi’ diye haber yapıyordu.”

ADİL ÖKSÜZ’E YOL VERİLMİŞ

Peki, hata kimde? Öksüz’ün kaçışı sadece bir hâkimin sorunu mu?

Köksal Çelik, o geceden daha büyük bir fotoğrafı işaret ediyor:

“Ben ‘yurtdışı çıkış yasağı’ şeklinde karar verip bırakınca, Aydın’dan aranmış, ‘Biz onu bir yıldan beri bir para trafiğinden dolayı arıyorduk’ diye. Üç kişilik bir suç örgütünü bile devlet görevlilerinin takip ettiği ülkemizde, devasa bir yapının bir elemanın takip edilmemesi hâkimin suçu mu? Bu hainin (Adil Öksüz) adı, darbeden önce açılan FETÖ Çatı İddianamesi’nde ‘Deniz Kuvvetleri İmamı’ olarak geçiyor. Orada şüpheli yapılsa ya da yakalama kararı çıkarılsa zaten bizim önümüze geldiğinde yakalama kararı infaz edilecek ve kimsenin hata yapma imkânı olmayacaktı. Ben o tarihte yılda dört bin karara imza atıyordum. Ankara’da yazılan bütün iddianameleri takip etme, okuma imkânım ve zamanım yok.”

Cihan Ergün’ün söylediklerine, FETÖ’den değil Adil Öksüz kararından dolayı hâkimlikten atılan Köksal Çelik’in söylediklerini ekleyince, bir tablo ortaya çıkıyor. Adil Öksüz, daha önce çeşitli iddianamelerde adı FETÖ’nün imamı olarak geçtiği halde takip edilmedi. Elini kolunu sallayarak yurtdışına çıktı, döndü. Darbe çalışmalarına devam etti. O gün de Akıncı Üssü’ne FETÖ imamı olarak gitti. 15 Temmuz’un ertesi sabah yakalandı. Hatta o sırada da ifşa oldu. Ama hakkında bilinenler, üstünden çıkanlar yargıdan gizlendi. Öksüz’e böylece serbest kalması için yol verildi. Hem savcı hem hâkimin anlaştığı konu ise bugün hâlâ devletin içinde Öksüz’ü koruyanların yoluna devam ettiği. Acaba Adil Öksüz de kendisine yol verildiğini biliyor muydu?

Telefon kapandı. Denizlerin bilgisi kuşkusuz bir damlasında gizli. Herkes konuşsa suyun dibini görebileceğiz. Kim bilir ne zaman?



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları