Münih: Savaş yaklaşıyor

Netflix'te gösterime giren Münih, bütün dünyayı yıkıp geçen 2. Dünya Savaşı öncesindeki Münih Konferansı'na odaklanıyor.

23 Ocak 2022 Pazar, 13:53
Münih: Savaş yaklaşıyor
Abone Ol google-news

Yol açtığı hüsranla dünya tarihinde nam salan Münih Konferansı, Robert Harris’in çok satan romanının sinema uyarlamasıyla yeniden gündemde... Münih: Savaş Yaklaşıyor, İkinci Dünya Savaşı’nın önüne geçmesi beklenirken Hitler’i cesaretlendirmekten öteye gidemeyen Münih Antlaşması’nın perde arkasında yaşananları anlatırken, uzun yıllar "aldatılan" bir politikacı olarak tanınan Neville Chamberlain’a bakışıyla da revizyonist bir yaklaşım sergiliyor.

İkinci Dünya Savaşı, şüphesiz sinemacıların en uğrak alanlarından biri. Yarattığı yıkım nedeniyle tükenmek bilmeyen bir kaynağa dönüşen tema, hala taze kabul edilebilecek hikayelerle karşımıza çıkıyor. Netflix imzalı Münih: Savaş Yaklaşıyor, delik deşik edilmiş bir alanda bulduğu bu boşluktan yararlanıyor ve seyircisinde temcit pilavı hissi yaratmadan hikayesini sürüklemeyi başarıyor. Bunun sebebi ise İngiliz yazar ve gazeteci Robert Harris’in ‘Münih’ isimli romanında yer alan sav... Harris romanında, Hitler’in dünyayı yeniden topyekûn bir savaşa götürmesini engellemek amacıyla Batılı Güçler arasında gerçekleştirilen 1938 tarihli konferansı ele alıyor ve şöyle diyordu: “Münih Antlaşması, müttefiklere silahlanmaları için zaman kazandırdı.”



Filmin finalinde ekranda beliren bu son not, salt Harris’in romanın özünü ve niyetini açık etmekle kalmıyor, bugüne dek başarısız bir müzakereci olarak addedilen Britanya Başbakanı’yla, meşhur "yatıştırma politikasını" yeniden düşünmeye iten Münih’i de ilgi çekici kılıyor. Zira 1930’lu yıllarda Adolf Hitler’in Lebensraum (Yaşam Alanı) planı çerçevesinde Çekoslovakya’nın Südet bölgesine göz dikmesiyle ortaya çıkan krizde, Neville Chamberlain barışçıl tutumu nedeniyle eleştirilmiş ve istifaya zorlanmıştı. Uzun yıllar kendisiyle özdeşleşen politikasının hatalı olduğu ve Hitler karşısında zayıf kalarak barışı koruyamadığı söylenmişti.

Halbuki Benito Mussolini, barışı korumakla yükümlü Milletler Cemiyeti’ne ölümcül darbeyi vuran asıl liderdi ve Hitler’in 30’ların sonunda diplomatik rekabette üstünlüğü ele geçirmesine neden olan kişiydi.* Başka bir deyişle, Harris’e göre ‘Chamberlain trajik bir kahramandı’ ve Hitler’e karşı barışı korumak imkansızdı. İşte bu tarihi gerçekliği ve söz konusu müzakere sürecini hikayesinin odağına yerleştiren Münih kurguyla hakikati ustalıkla harmanlayarak nitelikli bir casus filmi yaratıyor.



1930’lu yılların başında Oxford’da okuyan üç gencin, bir yaz gecesi katıldıkları partiyle açılan film seyircisini, kurgusal karakterleri İngiliz Hugh Legat (George MacKay), Alman Paul von Hartman (Jannis Niewöhner) ve Yahudi Alman Lenya (Liv Lisa Fries) ile kısa bir tanışıklığın peşi sıra altı yıl sonrasına götürüyor. Hugh ve Von Hartman’ın ülkelerinde kendilerine üst düzey mevkilerde görevler edindiğini fakat dostluklarının bittiğini öğreniyoruz. Almanya’nın Versay Antlaşması’yla yaşadığı sıkıntıları bitiren ve Alman ulusuna onurunu "geri veren" Hitler’in azılı taraftarı Von Hartman, bu uğurda arkadaşlarını dahi harcamanın ödülünü bakanlık koltuğuyla almış. Legat ise bakış açısı karakterimiz olarak Chamberlain’ın özel sekreteri sıfatıyla Başbakan’la birlikte Hitler’in Avrupa’yı bir savaşa sürüklemesini engellemeye çalışıyor.

Kaderin onları bir araya getirişi ise Nazilerin gerçek niyetini öğrenen Von Hartman’ın bir Wehrmacht darbecisi, Legat’nın ise zorunlu casus olmasıyla gerçekleşiyor ve film bu noktadan itibaren nefis bir politik gerilime dönüşüyor.

Elbette Münih’in yegâne handikabı da burada ortaya çıkıyor, çünkü film zaten sonunu bildiğimiz bir gerçekliğe inanmamızı ve dünya savaşına günler kala Legat-Von Hartman ikilisinin gizli girişimleriyle, Chamberlain’ın müzakere yeteneğinin başarıya ulaşmasını beklememizi istiyor. Açıkçası büyük oranda hedefine ulaştığını ve darbe ile casusluk katmanları üzerinde yükselen senaryosunun finale dek inandırıcılığını koruduğunu söyleyebilirim. Nihayetinde ne olacağını bilsek de kurgunun hakikati bir anlığına Tarantinovari bir saptırmayla değiştirmesini beklemek keyifli...

Münih’i masada güçlendiren isimlere gelince... Chamberlain’ı canlandıran Jeremy Irons’ın ağırbaşlı tavrı ve 1917 (2019) filminden hatırladığımız (ki iyi bir tarihi sıralama olmuşa benziyor) George MacKay’in donuk İngiliz mesafesi ikna edici ki bu durum, filmin seyirciye olan mesafesiyle de örtüşüyor. 1930’ların sonunda, savaşın eşiğinde yer alan Londra ve Münih sokaklarını ve tarihin ünlü şahsiyetleriyle dolu odalarını resmeden Frank Lamm’in kamerası ile yönetmen Christian Schwochow dokunuşu bu tarihi dramayı zenginleştiriyor. Yazar Harris’in yarattığı Chamberlain portresi ve tarihle doku uyumu pek tabii tartışılacaktır. Fakat bu haliyle de etkili bir politik anlatıyla bezendiğini söylemek yanlış olmaz.

Puanım: 7/10

Başak Bıçak – [email protected]

*Stephen J. Lee, Avrupa Tarihinden Kesitler, 1789-1980, Dost Kitabevi, 2004.