"Trablus’taki çelişkiler seçimleri belirsizliğe soktu..."

Libya'da siyasi krizin derinleştiği bir süreçte İsrail arabulucu rolüne soyunuyor. Bu durum Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına tehdit teşkil etmesinin yanı sıra yeni gerginlik ve çatışmaları da beraberinde getirme riski taşıyor. Bu koşullar altında, "Türkiye ve Rusya arasında farklı güvenlik bölgelerinin yaratılmasını sağlayacak bir anlaşma" elzem görünüyor.

15 Kasım 2021 Pazartesi, 13:49
Abone Ol google-news

Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Tunus'ta toplanan Libya Siyasi Diyalog Forumu, ülkedeki seçimlerin 24 Aralık 2021'de yapılacağını duyurdu. Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Temsilcisi Stephanie Williams düzenlediği online basın toplantısında, seçimlere gitmek için yeni bir yürütme yapısının olması gerektiğini, bunun için de Berlin Konferansı'nda varılan uzlaşı çerçevesinde hazırlanan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ışığında, geçiş dönemini yönetmek üzere yeni bir Başkanlık Konseyi ve yürütme organı kurulmasının planlandığını belirtti. 

UWIDATA haber ve analiz sitesinde yayınlanan bir makalede, seçimlere giden süreçte Libya'da hakim olan karmaşık tablo tüm derinliğiyle ele aldı. 

İşte, o makalede öne çıkan bölümler...

Libya Ulusal Birlik Hükümeti’nin (UBH) Başkanlık Konseyi geçtiğimiz hafta içinde, ülkenin Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı ve Nejla el Manguş’u görevden aldı ve Manguş’a seyahat yasağı getirdi. Konseyin sözcüsü Najva Vahiba kararı geçtiğimiz Cumartesi günü duyurdu. 

Ancak karar bizzat Ulusal Birlik Hükümeti içinden itiraz edildi. UBH, Başkanlık Konseyi’nin bakanları görevden alma ve yeni atamalar yapma yetkisine sahip olmadığını açıkladı. Bu fikir ayrılığı, Libya liderliği içinde derin gerginliklere işaret ediyor. 

ULUSLARARASI FAKTÖR

Najva Vahiba, el Manguş’un konseye danışmadan dışpolitika kararları aldığını, bunun kurallara aykırı olduğunu ve bakanın bu nedenle görevden alındığını açıkladı. Ancak sözcü Başkanlık Konseyi’nin kararına dair ayrıntılar paylaşmadı. 

Mısır’da yayın yapan Egypt Today gazetesi, UBH ile Başkanlık Konseyi arasındaki fikir ayrığının eski bir Libya’lı istihbaratçı olan Abu Acila Mesut’un siyasete dönüşünden kaynaklandığını öne sürdü. ABD, Mesut’un terör faaliyetlerine karıştığını ve Lockerbie Vakasında rol oynadığını öne sürüyor ve kendilerine teslim edilmesini talep ediyor. 

Nejla el Manguş, ABD ile iyi ilişkileri geliştirme ve Mesut’u sınırdışı etme vaatlerinde bulunmuştu. Bilindiği gibi Manguş, Libya Dışişleri Bakanı olmadan önce ABD’de yaşıyordu ve ABD hükümet bütçesinden fonlanan Unites States Institute for Peace (USIP) kuruluşunda uzman olarak çalışıyordu.

Nejla el Manguş daha sonra, Libya vatandaşını ABD ya da İngiltere’ye teslim etme yönündeki kararını inkar etti. Ancak karşıtları buna rağmen onu acımasızca eleştirdi. Eski Libya Dışişleri Bakanı Muhammet Sayala, Lockerbie dosyasının çoktan kapandığını ve yeni verilecek her türlü tavizin Libya’ya yönelik yeni tazminat taleplerine neden olacağını belirtti. 

Libya’nın Dışişleri Bakanı’na dair endişeler her şeyden önce Batı’da dile getirildi. En başta Yunan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias özellikle endişelerini ifade etti.  

İngiliz haber ajansı BBC’ye göre, Nejla el Manguş şu anda ülke dışında ve Paris’te düzenlenecek olan konferansa katılması bekleniyor. 

Libya ile ilgili uluslararası konferans, 12 Kasım’da Paris’te toplanıyor. Konferansı Fransız ve İtalyan hükümetleri örgütlüyor. ABD’yi Devlet Başkan Yardımcısı Kamala Harris temsil edecek. Ancak Libya’nın statüsü tartışmalı olan bir dışişleri bakanı tarafından temsil edilmesi, konferansın sonuçlarını geçersiz kılacak. 

BATI’DA KRİZ

Libya uzmanı Emadeddin Badi, Dışişleri Bakanı çevresinde gelişen krizin diğer nedeninin, seçim tarihinin yaklaşması ile sertleşen iç siyasi çekişmeler olduğunu düşünüyor. 

“Perde arkasında siyasi oyuncular arasında giderek şiddetlenen tansiyon var. 24 Aralık’ta düzenlenmesi planlanan seçimler bu çelişkileri kırılmalara zorluyor”, diyor Badi. 

Libya Yüksek Ulusal Seçim Komisyonu (HNEC) Başkanı Imad el Sayah’ın açıklamalarına göre, başkanlık seçimi için adaylıklar 8 ile 22 Kasım arasında, Temsilciler Meclisi üyelik adaylıkları ise 8 Kasım ile 7 Aralık arasında kabul edilecek. 

Gelişmeleri izleyen El Cezire muhabirlerine göre “yıllardır çatışma halinde olup bugün işbirliğinin yolunu arayan fraksiyonların arasındaki dışişleri bakanı çekişmesi, seçimler yaklaştıkça daha da artacak”.

Libya medyası ise UBH Başbakanı Abdülhamit Dibeybe ile Başkanlık Konseyi Başkanı Yunus el Menfi arasında bir gerginlik olduğunu bildiriyor. Haberlere göre bu çelişki, “Trablus’taki otoriteler arasında tehlikeli bir çatışmanın başlangıcını oluşturabilir.”

Haberlere göre Abdülhamit Dibeybe Başkanlığa adaylıkta ısrarcı. Şu an geçici Başbakan olan Dibeybe, iktidarın  tadını aldı ve kendisini devletin başına kalıcı olarak geçirmek istiyor. 

Tunus’un günlük gazetesi Tunisie Numerique durumu şöyle yorumluyor: “12 Kasım Paris konferansında önde gelen Batılı devletler, yani ABD ve Fransa, yabancı paralı askerlerin ve güçlerin somut ve etkili bir şekilde Libya’dan çıkmasını talep edecek. Bunun gerçekleşmesi, Aralık 2021 için planlanan seçimlerin olası en iyi koşullarda düzenlenebilmesi ve sonuçların inandırıcı olması için gereken önkoşullarından biri. Bu talep ve hazırlıklar Paris’teki dev konferansta dile getirilecekken Libya devletinin zirvesinde böyle bir çamur savaşının yaşanması alarm zillerini çalan bir gelişme.”

TRABLUS’TA SİYASİ KAOS

Trablus’ta çelişkiler sadece UBH yönetimi ve Başkanlık Konseyi arasında yaşanmıyor. Kasım ayı başında Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el Lafi, seçimlerin Mart 2022’ye ertelenmesini önerdi. El Menfi bu öneriyi hemen ve şiddetle reddetti ve seçimlerin zamanında düzenlenmesinin önemini vurguladı. Başkanlık Konseyi’nin diğer Başkan Yardımcısı olan Musa el Koni ise, el Lafi’nin önerisini “Başkanlık Konseyi’nin görüşünü yansıtmayan kişisel bir düşünce” olarak nitelendirdi. 

Söz konusu öneri, geçiş dönemini uzatmayı ve iktidarı mevcut hükümetin, yani Abdülhamit Dibeybe yönetimindeki UBH’nin elinde tutmayı amaçlıyor. UBH ve Başkanlık Konseyi üyeleri kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor ve aralarında sürekli fikir ayrılıkları ve gerginlikler yaşanıyor. 

Bunun yanında eski iktidar yapısının kalıntıları da halen varlıklarını koruyor ve Libya’daki durumu oldukça karmaşıklaştırıyor. Örneğin Trablus’taki Yüksek Devlet Konseyi (HSC) Başkanı Halit Mişri, Yüksek Mahkeme’nin Anayasa Dairesi’nin seçim düzenlemesine itiraz ediyor. Mişri, resmi olarak üyesi olmasa da Müslüman Kardeşler’e yakın bir kişilikti. Aldığı tutumla seçimlerin ve meşruiyetinin altını oyuyor.

Bütün bunların yanında Batı Libya’da silahlı gruplar arasında çatışmalar da devam ediyor. 27 Ekim’de El Navasi grubu Spor Bakanlığı’nı bastı. Çalışma saatinde binaya giren militanlar memurlara saldırdı. 

Yine aynı gün, kimliği belirsiz kişiler Trablus Askeri Bölgesi komutanı Tümgeneral Abdül Baset Marvan’ın evine silahlı saldırı düzenledi. 

Libya’nın petrol ihracat tekeli olan National Oil Corporation (NOC), silahlı grupların Ekim ayı sonunda Zavia petrol rafinerisinde çatışmaya girdiğini ve rafinerinin teçhizatına zarar verdiğini duyurdu. 

ÇELİŞKİLER AĞI

Sadece bir kaç gün önce, 4 Kasım’da Libya’nın Ulusal Yüksek Seçim Komisyonu (HNEC), Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin kabul ettiği yasalara yapılan ve meclis ve başkanlık seçimlerini düzenleyen tüm teknik ekleri kabul ettiğini açıkladı. Başkanlık Seçimini düzenleyen yasanın 12. maddesine herhangi bir ek yapılmadı. Bu madde, en çok tartışma yaratan konuların başında geliyor. Yasaya göre başkanlık adayları, seçimden 90 gün önce mevcut askeri ya da sivil görevlerinden istifa etmek zorunda. Mevcut geçici Başbakan, yasa kapsamı dışında tutuluyor ve batı ile doğu Libya arasında yeni bir çatışmanın temeli atılmış oluyor. 

Öncesinde ülkenin doğusunda bulunan Temsilciler Meclisi Abdülhamit Dibeybe hükümetine karşı güvensizlik oyu vermişti. Buna karşılık Libya’nın batısı, General Halife Hafter’in seçimlere katılmasına karşı çıkıyor. 

Doğudaki Temsilciler Meclisi’nin 80 üyesi, Menfi’nin el Manguş’u görevden almasını destekledi (Menfi de Libya’nın doğusundan geliyor.)

Trablus’taki çatışma ve gerginlikler giderek karmaşık bir hale bürünüyor, Libya’nın diğer iç çekişmeleri ile iç içe geçiyor ve ülkenin durumunu olağanüstü karmaşıklaştırıyor. 

Abdülhamit Dibeybe’nin dışında, iç savaşta doğudaki kuvvetlere komuta eden General Halife Hafter’in, Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam’ın, Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in ve eski İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın da seçimlerde aday olması söz konusu. 

Ancak doğu ve batı Libya arasındaki fikir ayrılıkları ve Trablus’taki farklı ekonomik ve siyasi güç merkezleri arasındaki açık çelişkilerin yarattığı zemin, Libya’da gerçek anlamda meşru seçimlerin bütün ülke çapında ve zamanında düzenlenmesi olasılığını düşük kılıyor. 

Yoğunlaşan siyasi mücadele, farklı siyasi çıkarlara sahip yeni dış güçleri de siyasi sürecin içine çekiyor. Bu da Libya’nın olası istikrarsızlaşmasına neden oluyor. 

Geçtiğimiz günlerde UBH Başbakanı Dibeybe Türkiye’ye gitti, resmi ziyaret çerçevesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştü. UBH’nın başı aynı zamanda çıkarları için ABD’de lobi faaliyeti yürütüyor. 

İsrail bile faaliyetlerini giderek artırıyor. İsrailli Haaretz gazetesine göre İsrail istihbaratı Libya’nın hem doğu, hem de batısında farklı siyasi merkezlerle ilişki kuruyor. 

İddialara göre İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri yeni bir ulusal birlik ve uzlaşma hükümeti kurmak için bir yandan Abdülhamit Dibeybe, diğer yandan General Haftar ve oğlu Saddam ile müzakere ediyorlar. 

Ancak bu girişim, şayet doğruysa, sadece Libya’daki çatışmaya müdahil olan güçlerin artmasına yol açacaktır. Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının altını oyan İsrail’in, Libya sorununa müdahil olmasının, Türkiye açısından kabul edilemez olduğu açıktır. Tel Aviv’in Arap dünyasındaki şöhreti düşünülürse İsrail’in arabuluculuğunun Libya’da sadece yeni gerginlik ve çatışmalara neden olması olasıdır.

Bu koşullar altında Libya’nın tek kurtuluş yolu dış etkileri sınırlandırmak. Bu amaçla, daha önce de dile getirdiğimiz gibi, Türkiye ve Rusya arasında farklı güvenlik bölgelerinin yaratılmasını sağlayan bir anlaşma yapılmalıdır. 

Böyle bir anlaşmada Türkiye Libya’nın batısının sorumluluğunu üstlenir, Rusya ise doğusunun. Diğer aktörlerin etkisi bu sayede engellenmiş olur. Libya’da özelikle çıkarları arasında uzlaşma sağlamayı öğrenmiş iki ülkenin muhatap olması, her biri kendi çıkarı için mücadele eden çok sayıda ülkenin varlığına yeğlenmelidir. Böyle bir Türk-Rus anlaşmasının sağlanması, Libya ve çevresindeki durumu iyileştirecektir. Aksi takdirde Libya tekrar, bütün ülke içi grupların ve Akdeniz’de çıkarı bulunan dış güçlerin azami müdahalede bulunduğu ciddi bir çatışmanın merkezine dönüşme tehdidi ile karşı karşıyadır.