133. duruşma devam ediyor

Danıştay ve Cumhuriyet gazetesine yönelik saldırılara ilişkin dava ile birleştirilen birinci ergenekon davasının 133. duruşması devam ediyor.

29 Ocak 2010 Cuma, 09:20
Abone Ol google-news

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada çapraz sorgusu yapılan tutuklu sanık Erhan Timuroğlu, Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın'ın ''İsmail Sağır, 'Danıştaytan bizi Osman Yıldırım vazgeçirdi' dedi. Bu doğru mudur?'' sorusu üzerine ''Cezaevinde İsmail ve Osman'ın odaları yakındı. Osman, orada İsmail'in aklına girmiş, ikna etmiş olabilir. Biz, Osman'ın kurtulması için her şeyi yaptık, bütün suçları üstlendik" dedi.

Teslim olduktan sonra arkadaşlarının televizyondan dinlediği ifadelerine yakın ifadeler kullandığını anlatan Timuroğlu, Ankara'da verdiği ifadelerin tümünü reddettiğini, gerçekleri burada söylediğini kaydetti.

Timuroğlu, ''Ankara'da arabadaki silahları bilseydim bir tanesi de bende olurdu. Danıştay saldırısından haberim olsaydı, ben de saldırıda olurdum. Neden Ankara'ya birlikte gittik de Alparslan Arslan tek başına yaptı anlamıyorum'' diye konuştu.

Savcı Taşkın'ın ''Cumhuriyet gazetesine atılan üçüncü bomba nereye düştü? Adam öldürme saiki var mıydı?'' sorusu üzerine Timuroğlu, ''Adam öldürme niyeti olsa Danıştaya giren adam Cumhuriyet gazetesine giremez mi? Yalan konuşuyorlar'' dedi.

Cumhuriyet gazetesine bombalı saldırı olayına ilişkin kamera kayıtlarında görüntülerinin bulunduğunu ifade eden Timuroğlu, ''İsmail Sağır'ın kamera kayıtları var. Ogün Samast bir gazeteciyi öldürüyor, aynı gün yakalanıyor. Tekin Irşi, İsmail Sağır ve beni niye yakalamıyorlar? Haliyle insanın aklına bir sürü şey geliyor'' görüşünü dile getirdi.

Danıştay olayında kandırıldıklarını, kullanıldıklarını savunan Timuroğlu, Osman Yıldırım'ın kendi kendine senaryo yazdığını, kendini kurtarmak için atıp tuttuğunu söyledi.
Timuroğlu, ''Koskoca Danıştay ile benim ne işim olabilir? Mesele ve dava bunların. Birilerini koruma, saklama için bizi öne sürdüler. Biz kurbanız'' dedi.

Savcı Pekgüzel'in ''Burada okunan bazı ifadeleri ilk kez duyduğunuzu dile getirdiniz. Dava dosyasını incelemediniz mi?'' sorusu üzerine Timuroğlu, ''Yazılanlardan pek bir şey anlamıyorum. Dilekçeler iddianamede yok mu?'' dedi.

Sincan Adliyesinde iki kez ifade verdiğini belirten Timuroğlu,ikinci ifadenin polisler ve savcılar tarafından akşam saatlerinde mesai bitiminde alındığını kaydetti. Timuroğlu, şöyle konuştu:
''İlk ifadede bir polis 'Ergenekon'dan tanıdıkların var mı?' diye sordu. 'Hayır' dedim. Savcı da aynı soruyu sordu, ona da aynı yanıtı verdim. Ankara'da savcılar pek sağlıklı değildi. Sabih Kanadoğlu'na benziyordu. Yüzüne baktıkça bunalıma giriyordum. Bir iki soru sordu. 'Siz bizi vurmaya mı geliyorsunuz buralara?' dedi, orada doğru dürüst beyan vermedim.''

Ankara'daki hakimin Alpaslan Arslan'a ilişkin televizyondaki ifadeleri zapta geçirdiğini ileri süren Timuroğlu, Osman Yıldırım'ın da ''zavallı bir çaycı'' olduğunu savundu.
Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz'in sorusu üzerine Timuroğlu, ''Osman Yıldırım'ın Veli Küçük'ü tanıması için 40 fırın ekmek yemesi lazım. Veli Küçük'ün eylemlerini gerçekleştirmek için Osman'a varana kadar 5-10 milyon kişi sıraya girer'' dedi.

Osman Yıldırım'ın ''Benimle birlikte Ankara'ya geliyorsunuz, orada herkese hakkı verilecek'' dediğini anlatan Timuroğlu, Danıştay saldırısından sonra ''Keşke gelmeseydik'' diye düşündüğünü söyledi.


Sanıkların talepleri alındı

Duruşmada, Erhan Timuroğlu'nun çapraz sorgusuna ara verilerek, sanıkların talepleri alındı. Tutuklu sanıklardan İşçi Partisi (İP) Genel Sekreteri Nusret Senem, Poyrazköy iddianamesinde İP ve Genel Başkan Doğu Perinçek hakkında iddialarda bulunulduğunu ifade ederek, ''Bu iddianame değil, iftiranamedir. Psikolojik savaş malzemeleri ile kimse iddianame dolduramaz. Bütün emperyalistler bizden korksun. Bu korkunun ne olduğunu onlara göstereceğiz'' dedi.

İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, iddianamede yer verilen ve kendisi ile genel başkan yardımcılarının katılarak, Ergenekon temel kararlarının alındığı öne sürülen Bilecik toplantısının yalan olduğunun saptandığını anlattı. İddianamenin eklerinde yer alan bazı telefon kayıtlarının Ergenekon tertibini aydınlatan ve ortaya çıkaran ve Bolu'da gerçekleştirilen toplantıyı anlattığını savunan Perinçek, şunları söyledi:
''14 Nisan 2004'te Bolu'da gerçekleştirilen toplantıda hükümeti temsilen bir yetkili emekli Korgeneral Altay Tokat'ın Türkiye'nin büyük bölgelerinde askeri istihbarat birimi kuracağını söyledi. Birim, yasa dışı yetkilerle donatıldı. Balyoz, Poyrazköy, Kafes, ıslak-kuru imza, ülkenin gelişmesine zarar veren birim olarak tanımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında bilgi toplanması kararlaştırıldı. Birime 300-500 milyon örtülü ödenekten kaynak aktarıldı. Böylece Recep Tayyip Erdoğan, MİT;ten ayrı gizli gladyosunu kurmuş oldu. Birimin, 5 tane dinlenilmeyen telefon hattından oluşan gizli iletişim ağı bulunduğu telefon tapelerinde yer alıyor. Tokat telefonda 'bundan sonra gayriresmi iş yapacağız' diyor.''

Perinçek, ABD Başkanının düğmeye basmasıyla bu davanın sanıkları olduklarını savunarak, ''Ama biz bu davanın sanıkları değil, Türkiye'nin gerçek sahipleriyiz'' dedi.

Hakimlerin sorduğu soruların hukukla ilgisi olmadığını, suç tanımına değil, psikolojik savaşın kodlarına göre olduğunu anlatan Perinçek, ''Türk devleti dağılmıştır. Amerika askeriyle işgal etmeden gladyoyla Türkiye'yi denetim altına almıştır. Türk ordusu çürütülmektedir. Acısını yarın göreceğiz. Türkiye içten ve dıştan silahlı tehditle karşı karşıya. Silivri Mahkemesi de TSK'nın zayıflatılmasına hizmet ediyor. Meselemiz Türkiye adına. Muhalefetin gladyosu olmaz. Gladyo tepede, savcı da tertibatın uzantısı'' dedi.


''Göktürk bayrağı örgüt bayrağı mı?"

Başka suçtan tutuklu bulunan Semih Tufan Gülaltay, şahsı ile ilişkilendirilmek istenen Türk İntikam Tugayı (TİT) diye bir örgüt bulunmadığına ilişkin kaldırılan Ankara 1. DGM'ye Emniyet Genel Müdürlüğünden gönderilen rapor bulunduğunu ifade etti. Emniyetin raporunda evinde TİT bayrakları bulunduğunun iddia edildiğini anlatan Gülaltay, ''Evimde 3 Göktürk bayrağı bulundu. Göktürk bayrağı, Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan 16 bayraktan biridir. Göktürk bayrağı nasıl örgüt bayrağı olarak adlandırılır. Emniyet Genel Müdürlüğünden bu konunun sorulmasını talep ediyorum'' diye konuştu.

Osman Yıldırım'ın ifadesi sırasında kendisi hakkında konuştuğunu anlatan Gülaltay, Yıldırım'ı tanımadığını, İstanbul'da Yıldırım gibi 100 bine yakın Kağızmanlı bulunduğunu söyledi.

Yıldırım'ın kendini kurtarmak için kendisi hakkında iddialarda bulunduğunu savunan Gülaltay, Danıştaya eylem yapılmasının da tasvip edeceği bir şey olmadığını kaydetti.


''24 aydır neden tutuklu bulunduğumu anlayamadım"


Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 26 Ocak itibarıyla 2 yıldır tutuklu bulunduğunu belirterek, ''24 aydır neden tutuklu bulunduğumu anlayamadım. Mahkemeye ve savcıya soruyorum, 'Kuvvetli suç unsuru nedir?' Söyleyin, sorgulayın diyorum onu da söylemiyorlar" dedi.

Senelerden beri garip suçlar isnat edildiğini kaydeden Küçük, şöyle konuştu:
''Jitem, Susurluk' dediler, 'Tuncay Güney'i, Osman Yıldırım'ı buldular. Ben gerçeği biliyorum. Ben Türk milliyetçisiyim. Atatürk'ün izindeyim. 'Vatanı parçalamaya kimsenin gücü yetmez' dediğim için buradayım. Ama artık bana bir şey deyin. 'JİTEM' dediler. Nedir bu JİTEM. Ben Jandarma İstihbarat Gruplar Komutanlığı yaptım, amatör çalışmadım, profesyonel çalıştım. Devletin maaşlı elemanıydım. Devlet görev veriyordu, yapıyordum. Varsa dönemimle ilgili suç ispatlayayım. Jandarma Genel Komutanlığından 'JİTEM nedir' diye soruldu. 'JİTEM diye bir kuruluş yok' yanıtı geldi. Türkiye'de bankaların istihbarat şubesi var. Ama ülkenin yüzde 92'sinde emniyet ve asayişi sağlayan Jandarma Genel Komutanlığı'nın istihbarat teşkilatını hazmedemediler.''

Veli Küçük, kendisinin Susurluk'un tam göbeğinde olduğunun iddia edildiğini ifade ederek, Susurluk kazası hakkında bilgi verdi. Küçük, şöyle devam etti:
''Olaya el konuldu. Arabanın içinden silahlar çıktı ve arabanın içinde aranan bir kişi Mehmet Özbay vardı. Özbay için 'derin devletin en kıdemli ismi' denildi. Arabada silah bulundurmak suçsa gereken cezayı verselerdi. Silahların üzerinde numaralar vardı, nereden geldiği sorulmadı. Silahları verenler belliydi. Kazanın ardından Sami Hoştan aradı ve kaza hakkında bilgi verdi. 'Sedat kötü durumda' dedi. Arabada bulunan emniyet müdürü Hüseyin Kocadağ'ın doğuda terörle mücadelede ayağının değmediği taş kalmadı. Beraber çalıştık, can ciğer kardeşimdir. Sedat Bucak aşiret lideridir. Bucak aşireti PKK'yı Urfa'ya sokmadı. PKK Urfa'ya girseydi, İzmir, Burdur elden çıkmıştı. Hoştan, kazayı bildirmeseydi darılırdım.''

Kazanın ardından dönemin Balıkesir Emniyet Müdürü ile telefonda konuştuğunu belirten Küçük, ''Sedat'ı hastaneye yetiştirin'' dediğini anlattı. Emniyet Müdürü'ne 'Mehmet Özbay, Mehmet Özbay olmayabilir, dikkat et'' dediğini ifade eden Küçük, ''Çünkü Perinçek, iki ay önce Mehmet Özbay'ın Abdullah Çatlı olduğunu TBMM Başkanlığına bildirmişti. 'Üzerinde sahte kimlik var' dediler. Devletin verdiği sahte kimlik, pasaport olmaz. Neden bu incelenmedi? Ama ben Susurluk'un merkezinde hala yargılanıyorum, bu ayıptır''diye konuştu.

Veli Küçük, Ergenekon'un ''Türk'ün kıblesi, mihrabı ve doğduğu yer'' olduğunu ifade ederek, ''Veli Küçük'ü suçlamak için yalancı, gizli tanıklar, Osman Yıldırım'ı getirdiler. Osman Yıldırım, Veli Küçük'ün her şeyini anlatıyor, sonra söylediklerinin yalan olduğu ispatlanıyor. Başka gizli tanıklar da vardır, biz içeride onları bekleyeceğiz'' diye konuştu.
Tahliye olan Adil Serdar Saçan'ın savunmasında 165 kez Veli Küçük, 35 kez de Veli Küçük'ün grubundan bahsettiğini anımsatan Küçük, ''Artık bu davada tahliye koparmak için gizli tanık olma dönemi kapandı. Artık Veli Küçük'ü kötüleyenler çıkıyor. Veli Küçük'ü kötüleyen Adil Serdar Saçan hemen çıktı'' dedi.

 

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Alparslan Arslan ve Osman Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu tutuklu 26 sanık katıldı.

Tutuklu sanık Ergün Poyraz ve başka suçtan tutuklu sanık Sedat Peker ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, tutuksuz yargılanan gazeteci Gülay Kömürcü Öztürk de hazır bulundu.